28 Kasım 2007 Çarşamba, Vakit gazetesi
Uluslar arası alanda bu sıralarda gündemi en çok meşgul eden gelişmelerin başında Bush'un Annapolis Konferansı'nın geldiğini biliyoruz. İlk ortaya atıldığında Sonbahar Konferansı adıyla ün kazanan bu toplantı hakkında biz daha önce birçok yazı yazdık. Konferans öncesi durum ve niyetler hakkında okuyucularımızı bilgilendirmeye çalıştık. Aylık Ribat dergisinin Kasım 2007 sayısı için yazdığımız yazıda da bu toplantı öncesindeki durum ve amaçları hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalıştık. Aylık Vuslat dergisinin Aralık 2007 sayısı yayınlandığında da toplantıyla ilgili strateji hakkında daha başka açılardan yaptığımız değerlendirmeleri bulacaksınız inşallah. Toplantının gidişatıyla ilgili değerlendirmeleri ise yarından itibaren yapmaya çalışacağız ve bu hafta yazacağımız diğer üç yazıyı bu konuya ayıracağız. Konferans sonuçlarının yansımaları hakkında değerlendirme yapabilmek için ise biraz beklemeye ihtiyaç var. Ama biz Allah izin verirse gelecek hafta yazacağımız yazılarda kurban ve hacla ilgili tespitlerimizi, ümmet bilincinin pratiğe taşınmasında bu iki vesileden yararlanılması, kardeşlik dayanışmasında coğrafi sınırları ortadan kaldıran kurumlarımızın kurban ataklarının etkileri hakkındaki değerlendirmelerimizi sizlere aktarmak istiyoruz. Annapolis Konferansı'nın yansımaları hakkındaki değerlendirmelerimizi aktarmak için ise Allah izin verirse özel bir dosya hazırlayabiliriz. Bugünkü yazımızda Lübnan ve Pakistan'da son dönemde yaşanan krizlerle ilgili özet bilgiler vermek istiyoruz.
Bu yıl Lübnan ve Pakistan'da yaşanan kritik gelişmeler arasında paralellik var. Ama biz bu paralelliğin tamamen tesadüfi olmadığını düşünüyoruz. Her iki ülkede de önce uluslar arası emperyalizmin, özellikle de ABD'nin uzaktan kumanda ettiği yapay krizler yaşandı. Bu krizler aynı merkezden yönlendirildiği ve kumanda edildiği için benzerlik arz ediyordu. Sonrasında ise emperyalizmin hesabına kendi insanlarının üzerine asker süren yönetimlerin kontrol edemediği krizler ortaya çıktı. O krizler de şu an bir çözümsüzlük çıkmazında. Biz her iki ülkedeki birinci krizler hakkında da birer dosya hazırlamış ve yayınlamıştık. Devam etmekte olan krizlerin gelişme süreciyle ilgili olarak da muhtelif yazılarımızda bilgi verdik.
Lübnan'da Anayasa'nın belirlediği süre içinde cumhurbaşkanı seçilemeyince görevi dolan Emil Lahud koltuğunu Genelkurmay başkanına devrederek çekilme kararı aldı. Bu gelişme Türkiye medyası tarafından: "Lübnan'da cumhurbaşkanı Lahud, askeri göreve çağırdı" diye verildi. Türkiye'de ise askeri göreve çağırmak genellikle darbe çağrısı olarak anlaşıldığından, her on yılda bir inen darbelerin etkisinden kurtulamayanlarda ister istemez tedirginliğe yol açıyor. Oysa Lübnan Anayasası'na göre belirlenen süre içinde cumhurbaşkanının seçilememesi durumunda, görev süresi dolan cumhurbaşkanının koltuğu Genelkurmay başkanına bırakarak geçici süreci başlatma yetkisi bulunuyor. Her ülkenin bu konuda kendine göre bir uygulaması vardır. Birçok ülkede geçici dönemde cumhurbaşkanlığı koltuğu parlamento başkanına devredilir. Lübnan'da ise Genelkurmay başkanına devrediliyor. Emil Lahud da zaten görev süresinin dolmasından bir ay önce yaptığı açıklamalarda, bu sürenin dolacağı tarih olan 23 Kasım'a kadar cumhurbaşkanının seçilememesi durumunda Anayasa'nın bu konuda kendisine verdiği yetkiyi kullanacağını söylemişti. Dolayısıyla Sinyora hükümetinin Lahud'un kararını tanımamasının ülkenin yasal düzeni açısından geçerliliği yok. Ama şu an Lübnan'daki siyasi mekanizmanın işleyişini yasal düzen değil kısmen içerideki güçler, büyük ölçüde de dış baskılar belirlediğinden Emil Lahud'un kararının pratikteki karşılığının ne olacağı konusunda da bir belirsizlik var.
Amerikan emperyalizminin Afganistan ve Pakistan'la ilgili hesaplarına hizmet amacıyla kendi halkının evlatlarını yine kendi halkının evlatlarına karşı cepheye süren Müşerref'in tüm gayretlerine rağmen ABD'ye yaranamadığı anlaşılıyor. Önce Veziristan bölgesindeki çatışmalardan dolaylı askerî kriz yaşayan Müşerref'in şimdi de ciddi bir siyasi krizle karşı karşıya olduğu görülüyor. Müşerref önce, karşısında etkin bir siyasi muhalefetin oluşmasını engellemek amacıyla popüler siyasetçileri sınır dışında tutmaya çalıştı. Ama onun bu gidişle her geçen gün biraz daha acziyete doğru itileceğini anlayanlar farklı bir oyun oynama çabası içine girdiler. Bayan Butto'nun ve Nevaz Şerif'in geçmişleri biliniyor. Ama oluşan şartlarda kıymet kazanmaya başladıkları görülüyor.