Pakistan'da Cami Katliamı

Ağustos 2007, Ribat dergisi

Geçtiğimiz ay Pakistan'da tüm insanlığın şiddetle karşı çıkması gereken bir cami ve medrese katliamı gerçekleştirildi. Ama uluslar arası güçler herhangi bir tepki göstermedikleri gibi ABD ve İngiltere gibi ülkeler Pakistan yönetiminden daha fazlasını istediler. İslâm dünyasında da olayla ilgili söze gelir bir tepki olmadı. Tahmin ediyoruz bunun en önemli sebebi olayların perde arkasında kalan tarafının dikkatten uzak tutulup, el-Kaide'yle bağlantılı bir hareketin "şeriat" isyanlarının bastırılması olarak gösterilmesiydi. Çünkü aşağıda da dile getireceğimiz üzere işin içine "el-Kaide" suçlaması karışınca artık her türlü vahşetin, zulmün önü açılıyor. Kimse böyle bir gerekçeye dayandırılan zulmü sorgulama cesareti gösteremiyor. Son dönemde emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kendileri için böyle bir gerekçeyi tüm vahşi operasyonlarda işe yarar hale getirmeleri hizmetlerindeki medya vasıtasıyla yürüttükleri kampanya neticesinde gerçekleştirdikleri başarıdır.

Geçtiğimiz ay içinde tüm dünya medyasını bayağı meşgul eden Pakistan olayları hakkında sağlıklı bir kanaat oluşmasına imkân verecek bilgilerin pek ulaştırılmadığını, olayların dediğimiz gibi hep bir "el-Kaide - yönetim kavgası" mecrasına çekildiğini, kavganın arkasında da birilerinin yönetimi beğenmeyerek şeriat ilan etmeleri olayının olduğu iddiasının öne çıktığını gördük. Biz konu hakkında okuyucularımızı bilgilendirmek amacıyla Vakit gazetesinde dizi yazı olarak yayınlanan bir dosya hazırladık. Web sitemizde de (www.vahdet.com.tr) bulabileceğiniz bu dosyamızda yaşanan olayların tarihi süreci ve gelişme merhaleleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermeye çalıştık. Bu yazımızda ise daha özet bilgiler vererek olaylar hakkında sizleri aydınlatmaya çalışacağız.

Lal Mescid ve Medreseler

Cunta yönetimine bağlı askerlerin 3 Temmuz 2007'de bir askeri kuşatma gerçekleştirmesiyle patlak veren olayların merkezi haline gelen caminin adı Türkiye'deki yayın organlarında çoğunlukla Lal Mescidi diye zikredildi. Fakat buradaki Lal kelimesi "Kırmızı" anlamına geldiğinden "Lal Mescid" şeklinde sıfat tamlamasının kullanılmasının doğru olacağını hatırlatarak, yani bir isim düzeltmesiyle söze başlayalım.

Pakistan'da geleneksel medreseler oldukça yaygın olduğundan camilerin genelinin aynı zamanda dinî ilimlerin öğretildiği birer medresesi bulunmaktadır. Bu yüzden camiler geleneksel medreselerle kaynaşmış durumdadır ve tamamen gönüllü eğitim hizmetleri vermektedir.

Pakistan'ın başkentinin İslamabad'a taşınmasından kısa bir süre sonra bu şehirde İmam Muhammed Gazi tarafından 1965 yılında inşa edilen Lal Mescid'in de biri kız medresesi olmak üzere üç ayrı medresesi bulunuyordu. Bunlardan biri caminin külliyesi içinde, diğer ikisi ise yakın bir bölgede ama farklı yerlerde yer alıyordu.

Yeni Haçlı Seferinin Hedefindeki Medreseler

Amerika'da 11 Eylül olaylarının gerçekleşmesinden sonra İslâm dünyasına yönelik olarak başlatılan yeni haçlı seferinde Hint Yarımadası'na yayılmış, Pakistan'da ise oldukça yaygın durumdaki medreseler de hedefe yerleştirildi. Pakistan'da resmî olarak da kabul edilmiş, diplomaları devletten görev almada geçerli sayılan, ilkokul derecesinden yüksek lisans derecesine kadar diploma verebilen ve sayıları on üç bini bulan bu medreselerin "terörist" yetiştirdiği ileri sürüldü. Özellikle ABD ve İngiltere yönetimi bir milyon iki yüz bin öğrencinin okuduğu bu medreselere karşı yürüttüğü antipropagandada buraların el-Kaide örgütüne ve Taliban hareketine adam yetiştirdiğini, ilkel bir metotla eğitim vermeleri sebebiyle bu kurumlarda okuyan gençlerin teröre yatkın olduklarını ileri sürmeye başladılar. Daha önce buraları dünyanın en büyük hayır kurumları ilan eden General Perviz Müşerref, çağdaş haçlı dünyasının böyle bir iddiada bulunması üzerine ülkedeki geleneksel medreselere karşı geniş çaplı kampanya yürütmeye başladı.

Emperyalizmin Ilımlılaştırma Operasyonu

İşin gerçeğinde Pakistan'daki medreseler bu ülkenin yetişen nesline önemli eğitim hizmeti vermektedir. Çünkü yetmiş milyon Pakistanlı uluslar arası standartlara göre yoksulluk sınırının altında bir gelirle hayatını sürdürmek zorundadır. Dolayısıyla ülke halkının önemli bir kesimi çocuklarını devlet okullarında okutmaya yetecek kadar kaynak bulmakta bile zorluk çekiyor. Bu yüzden ülkede okuma yazma oranı bayağı düşüktür. Geleneksel medreseler ise tamamen gönüllü, hiçbir karşılık almadan üstelik okuyan çocukların ikamet masraflarını da karşılayarak hizmet vermektedir. Çağdaş haçlı seferlerinin buraları hedefine yerleştirmesinden önce Pakistan'ın ülkedeki geleneksel medreseleri en büyük hayır kurumları ilan etmesinin sebebi de buydu.

Ne var ki çağdaş haçlı güçleri söz konusu medreseleri hedeflerine yerleştirince buraları "aşırı" ilan ederek, Pakistan'daki gençlerin böyle bir aşırılıktan uzak tutulması için bir "ılımlı" eğitim projesine ihtiyaç olduğunu ileri sürdüler. Kavramları bu şekilde kendi hesapları ve stratejileri için kullanmalarının amacı ise zihinleri belli doğrultuda yönlendirmektir.

Bu amaçla özellikle İngiltere yönetimi Pakistan'a bir "ılımlı medrese" ya da "ılımlı İslâm öğretimi" projesi ortaya attı ve hayata geçirilmesi için de önemli miktarda para verdi. Böyle bir projenin gündeme getirilmesinin amacı ise medreseleri tasfiye merhalesinde Batı zihniyetine uygun öğretim metotlarına göre çalışacak alternatif kurumlar geliştirmekti.

Vahşete Gerekçe Oluşturan Ilımlılaştırma

Bilindiği üzere çağdaş haçlı dünyası son dönemde bir "ılımlı İslâm" kavramı ortaya çıkararak bunun üzerinde gerek medya organları vasıtasıyla ve gerekse siyasî faaliyet alanında yoğun bir şekilde durmaktadır. Böyle bir kavramın etkin bir şekilde gündemde tutulmasının amacı ise zihinlerin İslâm hakkında ön yargılı hâle getirilmesi ve İslâm'ın normalde aşırılıklar içerdiği, Batı'nın işte bu aşırılıkları törpüleyerek bir "ılımlı İslâm" ortaya çıkarmaya çalıştığı kanaatinin oluşturulmasıdır. Böyle "ılımlı İslâm" ortaya çıkarma iddiası ise çağdaş haçlı dünyasının Müslüman halklara karşı orta çağlarda yaşananlardan daha büyük bir vahşet sergilemesine gerekçe oluşturabilmektedir. Örneğin bugün Afganistan ve Irak'ı işgal altında tutan çağdaş haçlı güçlerinin oralarda savunmasız, sivil insanlara ne gibi insanlık dışı muameleleri lâyık gördükleri, ne büyük ve vahşi katliamlar gerçekleştirdikleri bilinmektedir. İslâm topraklarını işgal ettiklerinde bu derece büyük ve vahşi katliamlar gerçekleştirebilen çağdaş haçlı dünyasının dünya kamuoyuna açıkladığı hedef ise "ılımlı İslâm" ortaya çıkarmaktır!

Cunta Kimi Temsil Ediyor?

Pakistan'da askerî darbeyle iş başına gelen, bu yüzden de bir cunta yönetimi vasfı taşıyan mevcut yönetimin gerçekte ülke halkını temsil etmediği uygulamalarından anlaşılıyor. Çünkü halkı temsil eden bir yönetimin ülkesi üzerinde sömürgeci menfaatleri olan güçlerin taleplerine ve çıkarlarına değil kendi halkının taleplerine ve çıkarlarına öncelik vermesi gerekir. Pakistan'daki yönetimin tutumu ise emperyalist güçlerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bugün ülkedeki medreselerin hedefe yerleştirilmesi, İngiltere tarafından dayatılan bir projenin uygulamaya geçirilmesi için ülkenin kuruluşundan buyana büyük hizmet veren geleneksel eğitim kurumlarına karşı savaş açması halkın çıkarlarına öncelik vermediğinin göstergesidir. Bu eğitim kurumlarının modernleştirilmesi ve akılcı bir üslupla eğitim metotlarının gözden geçirilmesi söz konusu olabilir. Ama yapılan buralara karşı savaş açılması, haçlı dünyasınca ortaya atılan buralarda "terörist" yetiştirildiği iddiasının doğrulanması, oralarda tahsil görenlere "terörist" damgası vurulması kendi halkına karşı sömürgeci güçlerin yanında yer alması anlamına gelir. Böyle bir yönetim kimi temsil ediyor olabilir? Pakistan halkını temsil ettiğini söylememiz mümkün müdür? Bir yönetim kimlerin hesabına ve çıkarlarına hizmet ediyorsa onları temsil ediyordur.

Vahşeti Meşrulaştırmanın Aracı: el-Kaide Suçlaması

Yazımızın başlangıç bölümünde de dile getirdiğimiz üzere son dönemde tüm insanlık dışı uygulamalar, resmî terör, çağdaş emperyalizmin uluslar arası terör mekanizması ve şiddeti için "el-Kaide" suçlaması yeterince gerekçe oluşturmaktadır. Bu yüzden bir yerde insanların vahşice katledilmesi suretiyle bir projenin hayata geçirilmesi, bir senaryonun uygulanması gerektiği zaman hedefe yerleştirilenlerin "el-Kaide" mensubu diye itham edilmesi her şeye yetiyor. Böyle bir itham resmî terörü icra edenlerin daha yükümlülük çağına gelmemiş çocukları, bebeklerini emziren anneleri, sokağa çıkamayan sakatları ve daha nicelerini vahşice katletmelerine gerekçe oluşturabiliyor. Kimse "el-Kaide" mensubu olarak suçlananların haklarına sahip çıkma, onlara karşı vahşetin icra edilmesine itiraz cesareti gösteremiyor. "el-Kaide mensubu veya yanlısı" suçlaması "Vurun abalıya" denmesi için yetiyor. Kimse "bu abalı da kimdir, öğrenebilir miyiz?" sorusunu sorma cesareti bile gösteremiyor. Çünkü elini uzattığında kendi elinin de yanacağından, el-Kaide mensuplarına sahip çıkmakla suçlanacağından korkuyor. Ne yazık ki insanlık bugün işte böyle bir ölçü tanımazlıkla karşı karşıyadır. "el-Kaide" suçlamasının böylesi vahşete gerekçe oluşturmasını sağlayabilmek ise büyük ölçüde İslâm âlemine karşı çağdaş haçlı seferini başlatan Amerikan emperyalizminin bir başarısıdır.

Gösterilen Sebepler ve Asıl Sebep

Pakistan'da Lal Mescid ve medresesine yönelik olarak gerçekleştirilen askeri operasyonun gerekçesi de buralarda el-Kaide mensubu intihar saldırganlarının barındırıldığı iddiasıydı. Tabii, gerekçenin sağlamlaştırılması ve cuntanın "haklı" gösterilmesi için söz konusu caminin yetkililerinin ülkede şeriat uygulanmasını istemeleri, hatta ülke mahkemelerinin yargılamalarını beğenmeyerek şeriat mahkemesi kurdukları iddiası sıkça gündeme getirildi. Oysa ülke yönetiminin şeriat hükümlerini uygulamasını isteyen Lal Mescid yönetimi yahut bu camiye bağlı medreselerde okuyan öğrenciler değil ülkenin anayasasıdır. Cunta yönetiminin buraları hedefe yerleştirmesinin asıl sebebi de iddia edilenler değil ABD ve İngiltere'nin istekleri doğrultusunda geleneksel medreselerin hedefe yerleştirilmesiydi. Ayrıca olaylar 3 Temmuz 2007'de başlatılan askeri operasyondan birkaç gün önce yaşanan gelişmelerle patlak vermedi. Onun öncesinde cuntanın söz konusu medreseleri, özellikle de bu medreselere gözdağı verme amacıyla Lal Mescid'i hedefe yerleştirmesinden kaynaklanan önemli gelişmeler yaşanmıştı. Biz bu gelişmelerin ayrıntısı hakkında yukarıda sözünü ettiğimiz dosyada bilgi verdik.

Batı "İnsan" Derken Kimleri Kastediyor?

Malum olduğu üzere Batı dünyasında "insan hakları" kavramı sürekli gündemde tutulan bir kavramdır ve bu alanla ilgilenen çok sayıda uluslar arası kuruluş oluşturulmuştur. Ama ne hikmetse bu kuruluşların geneli İslâm dünyasında gerek çağdaş haçlı güçlerinin ve gerekse onlarla işbirliği içindeki yerel yönetimlerin vahşi uygulamalarına maruz kalan Müslümanların haklarıyla kimse ilgilenmez. Pakistan'daki Lal Mescid ve medresesinde gerçekleştirilen vahşi katliamda da en az bin kişi öldürüldü. Bunların önemli bir çoğunluğunu medresede okuyan öğrenciler oluşturuyordu. Yani tam anlamıyla bir öğrenci katliamı gerçekleştirildi. Ama Batı'daki insan hakları kuruluşlarından ciddi anlamda bir ses yükseldiğini, tepki gösterildiğini duymadık. Bu durum karşısında şu soruyu sormadan geçemiyoruz: Batı'daki uluslar arası insan hakları kuruluşları nazarında "insan" kavramı ile kimler kastediliyor? Çağdaş emperyalizmin veya işbirlikçilerin sergilediği vahşetten zarar gören Müslümanlar onların literatürlerine göre "insan" tanımlamasına dâhil ediliyor mu?

Cunta Ülkesini Kaosa Sürüklüyor

Pakistan cuntası kendisini uzaktan kumanda eden ABD ve İngiltere gibi dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için kendi ülkesini ve halkını kaosa, kargaşaya sürüklemektedir. Çünkü gerek Afganistan işgaline karşı sürdürülen direnişe destek veren Veziristan ve Belucistan bölgelerindeki aşiretlere karşı başlatılan savaş ve gerekse medreselerin tasfiye edilmesi yahut çağdaş haçlı dünyasının istediği şablona sokulması için devlet şiddetinin devreye sokulmasıyla yürütülen kampanya geniş halk kitlelerinin tepkilerine sebep olacaktır. Bu tepkiler ülkede çeşitli çatışmalara, tepki eylemlerine ve şiddet olaylarına yol açacaktır. Nitekim Lal Mescid katliamı sonrasında yaşanan olaylar da böyle bir gidişata işaret etmektedir.

t etmektedir.