30 Ağustos 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi
Bu yıl Seyyid Kutub'un şehadetinin 40. yıldönümü. 29 Ağustos tarihi zulüm rejiminin onun hakkında verdiği idam kararını infaz etmesinin yıldönümüydü. İnfaz işlemi 29 Ağustos 1966'da gerçekleştirildi. Bu yıl onun şehadetinin 40. yıldönümünün önemli bir etkinlikle ihya edilmesi planlanıyor. Ancak Medeniyet Derneği'nin bu amaçla düzenleyeceği program 9-10 Eylül 2006 tarihinde gerçekleştirilecek. Kanaatimize göre programın tarihi iyi düşünülmüş. Çünkü Ağustos ayı durgunluğun hâkim hareketliliğin az olduğu bir dönem. Burada önemli olan belli bir tarihin değil İslâm ümmetinin yetişen nesline çok şey kazandırmış ilim ve fikir adamının şehadetinin ihyasıdır. Bunun için de verimli ve daha geniş bir kitleye hitabı mümkün kılacak bir tarihin seçilmesi isabetli olmuş.
Bu yıl aynı zamanda Seyyid Kutub'un doğumunun yüzüncü yıl dönümüdür. Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şehitler hakkında şöyle buyurur: "Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar." (Ali İmrân, 3/169) "Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz fark edemiyorsunuz." (Bakara, 2/154) Bu itibarla şehitler Allah katında diridirler. Dolayısıyla kelimenin hakiki anlamıyla "Seyyid Kutub Yüz Yaşında" diyebiliriz. Çünkü Yüce Allah, nehiy ibaresini kullanarak şehitler için "ölüler" denmemesini istiyor. Altmış yıl bedeniyle de birlikte oldu. Sonra Rabbi katına yükseltildi. Ama ruhuyla, fikirleriyle, tespitleriyle ve manevi yönüyle aramızda yaşıyor. Temennimiz Allah katında şehadetinin kabul edilmiş ve O'nun katında yaşamaya devam edenler zümresine ilhak edilmiş olmasıdır.
Biz daha önce Seyyid Kutub'un hayatıyla ilgili bir dosya hazırlayıp yayınlamıştık. Bu dosyayı Web sitemizde bulabilirsiniz. Onun şehadetinin kırkıncı ve doğumunun yüzüncü yıldönümünü ihya etmek isteyenlere bu dosyadan yararlanmalarını tavsiye ederiz. Gerçi onun hayatı ve davetteki metodu hakkında muhtelif kaynaklardan bilgi bulmak mümkündür. Ancak bu dosyamız onun hayatı hakkında özlü bir bilgi içerdiğinden hızlı bilgi edinmek isteyenlere faydalı olacağını düşünüyoruz. Söz konusu dosyada Seyyid Kutub'a haksız ithamlarda bulunanlara da cevap verilmiştir. (Bu dosyamıza www.vahdet.com.tr sitesinden sırasıyla Dünya Gündemi > Mısır > Seyyid Kutub: Kur'an'ı Hem Kalemiyle Hem Hayatıyla Tefsir Eden Bir Mücahit linklerini tıklayarak ulaşabilirsiniz.) Bu dosyamızı Seyyid Kutub'un şehadetinin kırkıncı doğumunun yüzüncü yıldönümünü ihya amacıyla sahip oldukları medya imkânlarını değerlendirmek isteyenler de izin istemeden kullanabilirler.
Şehid Seyyid Kutub'un hayatı, mücadelesi ve ilmî metodu hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenlere de Salah Abdulfettah Halidi'nin Seyyid Kutub mine'l-Milad ile'l-İstişhad adlı eserini tavsiye ediyoruz. Bu kitabın Türkçe'ye tercüme edildiğine dair bir bilgi edinmiş değiliz. Seyyid Kutub'un şehadetinin kırkıncı doğumunun yüzüncü yıldönümüne ithafen böyle bir hizmet yapılırsa veya bu kitaptan da istifade edilerek onu, hakkıyla, her türlü iftira ve haksız ithamdan uzak bir şekilde tanıtan güzel bir eser hazırlanıp yayınlanırsa çok faydalı bir çalışma yapılmış olur. Böyle bir çalışma bir ekip tarafından gerçekleştirilir ve bu ekibin içine Seyyid Kutub'un mensubu olduğu, şehadetinden sonra da onun fikirlerinin ve ilmî eserlerinin yayılmasında en büyük hizmeti veren cemaatten bir kişi dâhil edilirse isabetli olur. Ekip çalışması yapılır da bu ihmal edilirse kanaatimizce çalışma eksik kalır. Biz daha önce hakkında yazdığımız yazılarda da onun son döneminde Müslüman Kardeşler'den ayrıldığını iddia edenlerin tutarlı delillerinin olmadığını bunun aksini ortaya koyan deliller bulunduğunu dile getirmiştik. Kaldı ki sübûtu kesin olan bir şeyin ademine hükmedebilmek için artık sübûtuna değil ademine dair delile ihtiyaç vardır. Böyle bir delil gösterilemiyorsa sübûtuna dair hüküm geçerlidir. Cemaatin onu sahiplenmeye, fikirlerinin ve eserlerinin yayılması hizmetini en üst derecede yürütmeye devam etmesi de ayrılma iddiasını geçersiz kılan dolaylı bir delildir. Çünkü ayrılma söz konusu olsaydı bu en azından kısmen de olsa bir redd-i muakisi doğururdu.
Biz Seyyid Kutub'un şehadetinin kırkıncı, doğumunun yüzüncü yıldönümünün sadece bir sempozyumla geçiştirilmemesi, muhtelif sosyal ve kültürel etkinliklerle ihya edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu faaliyetler Seyyid Kutub'un örnek mücadelesinin ve fikirlerinin yeni neslin hayatına taşınmasına da vesile olacaktır.