27 Mayıs 2005 Cuma, Vakit gazetesi
Abdülaziz Buteflika 8 Nisan 2004'te gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olurken vatandaşlara vaadettiklerinin başında iç barışı sağlamak ve ekonomiyi iyileştirmek geliyordu. Zaten Cezayir gerçeğini görenler de ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarının bu ikisi olduğunu fark edebiliyordu. Buteflika söz konusu seçimlerde % 84.99 oranında oy alarak beş yıllığına ikinci kez cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra yaptığı açıklamasında da bu vaadlerini tekrarladı.
Buteflika, Cezayir'de cunta ile halk arasında bir köprüdür. Halkın siyasi iradesini temsil ediyor ama kontrolü cuntanın elinde. Bu sebeple iradesini siyasi mekanizmada özgürce kullanabildiği söylenemez. Belki bu yüzden olacak cumhurbaşkanlığına ikinci kez seçildiği tarihin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen iç barışı gerçekleştirme konusunda henüz müşahhas bir şeyler yapabilmiş değil.
Bu ayın başlarında ülkedeki kavganın son bulması için bir genel af ilan edilmesi amacıyla yoğun faaliyet başlattı. Bu arada devletin teröre karşı savaşının devam edeceğini hatırlatmayı da ihmal etmedi. Bu, muhtemelen hâlâ ipleri ellerinde tutan cuntanın adamlarına ve başta ABD olmak üzere küresel güç odaklarına bir güvence verme anlamı taşıyordu. Bilindiği üzere "terör" artık söz konusu güç odaklarının ve resmi mekanizmaların icra ettikleri resmi teröre gerekçe ve kılıf olarak kullanılan oldukça kaypak, izafi ve her yöne çekilebilen esnek bir kavram haline getirildi.
Halkın hür iradesini siyasi mekanizmaya taşıma amacıyla insanlara öncülük ettiğinden dolayı cuntanın muhtelif haksız uygulamalarına maruz kalan Prof. Abbasi Medeni tedavi gördüğü hastanede, hasta yatağından yaptığı açıklamada Buteflika'nın genel af girişimine destek verdiğini dile getirdi. Medeni Cezayirlilere de çağrı yaparak iç barış girişiminde cumhurbaşkanının çabalarına destek vermelerini istedi. Ancak Medeni girişimin sonuç verebilmesi ve gerçek bir iç barışın sağlanabilmesi için bazı şartların gözetilmesi gerektiğini hatırlattı.
2003 yılının Kasım ayından buyana Katar'ın başkenti Doha'da tedavi gören 74 yaşındaki siyasi lider Medenî'nin iç barış için istediği şartlar ise özetle şunlar:
-Hiçbir haksızlığın devamına imkân vermeyecek genel af ilan edilmeli. Hükümetin 90'lı yıllarda şiddete karıştıkları gerekçesiyle bazı kişileri zindanda tutmaya veya aramalar yapmaya devam etmesi ulusal barış sağlanmasının önünde engel teşkil eder.
-Yönetimin, şiddet olaylarının mağdurlarına baskıları son bulmalı.
-Olağanüstü hal uygulaması sona ermeli. Bu uygulama özgürlüklerin önünde büyük bir engeldir.
-Orduda birtakım reformlara gidilmeli ve yetkileri sınırlandırılmalıdır. Medeni bu konuda Buteflika'nın ülkenin bağımsızlığının 42. yıldönümü münasebetiyle yaptığı konuşmada, orduda yeni bir düzenlemeye gidilmesi ve siyasi alandan kesin bir şekilde uzaklaştırılması gerektiği sözlerine dikkat çekti.
İslâm âleminin seçkin ilim adamlarından Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi de Cezayir'de iç barış sağlanması çabalarına katkıda bulunmaya çalışıyor. Kardavi ülkedeki silahlı gruplara çağrı yaparak dağlardan inmelerini, silahlı eylemlere son vermelerini istedi. Yaşının oldukça ilerlemesine rağmen İslâm âleminin meseleleriyle büyük bir hassasiyetle ilgilenen ve yoğun çaba sarf eden değerli âlim Kardavi, 22 Mayıs 2005'te başlayan ve Cezayir Müslüman Âlimler Birliği'nin düzenlediği uluslar arası toplantıya katılarak genel af planına katkı sağlanması gerektiğini dile getirdi. Prof. Kardavi, Abbasi Medeni'ye de destek verdiğini dile getirerek şöyle konuştu: "Allah kendisine şifa versin, inanıyorum ki üstad Abbasi'nin söyledikleri aynen hakkın kendisidir. Onun tavsiyeleri yaşadığı tecrübelerin ürünleridir. Sanıyorum bugün dağlarda olan gençlerin birçoğu İslâmî Kurtuluş Cephesi'nin taraftarlarıdır. Onların Üstad Abbasî'nin tavsiyelerine uymaları gerekir."
Sonuçta görülen o ki Cezayir'de birilerinin hesabına oluk gibi insan kanı akıtılması vicdan sahibi herkesi huzursuz etmektedir. İç barışın sağlanması da aslında zor olmayacaktır. Ama saltanatlarını sürdürmek için üniformanın ve silahın gücünü kullananların aradan çıkmaları, onların kışlalarına dönerek asıl görevlerini hatırlamaları gerekiyor. Bu, sadece Cezayir'de değil tüm İslâm coğrafyasında barış ve adaletin hâkim kılınmasının temel şartlarından biridir.