Zulmün Mantığı

Bugünlerde Kosova'yla ilgili haberlerde ekranlara yansıtılan görüntüler seyredenlerin hepsini dehşetler içinde bırakıyor. Tabii Sırp güçlerinin geride bıraktığı bu vahşet manzaralarının NATO'nun hesabına bir artı olarak geçirilmesi için de medyanın etki gücünden son derece yararlanılıyor. İşin gerçeğinde bu, zulüm anlayışının ve felsefesinin geriye bıraktığı manzaralardır. Bu açıdan bakarsanız NATO'ya yön veren güçlerin de sicillerinin pek temiz olmadığını görürsünüz. NATO'nun arkasında duran güçler bu örgütü bir dünya polisi haline getirmeyi hedeflediklerinden dolayı dünya kamuoyunda onun lehine bir sosyo-psikolojik hava oluşturmaya çalışıyorlar. Biz de bugünkü yazımızda genel olarak zulmün mantığını tahlil etmek, zalimlerin anlayışları hakkında kısa bir değerlendirmede bulunmak istiyoruz.

İnsanları zulümden alıkoyan unsurların başında Allah ve ahiret inancı gelir. Çünkü uygulamadaki yasalar, adalet ilkelerine göre şekillenmiş olsa bile sadece işlendiği ispat edilebilen suçları cezalandırabilirler. Dolayısıyla yasaların caydırıcılık etkisi sınırlıdır. Üstelik bazen bizzat yasalar zulmün ve haksızlığın kılıfı olabilmektedir ki çağımız dünyasında bunu pek çok ülkede görmek mümkündür.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de zalimlerin anlayışını şu ayeti kerimeyle özetlemektedir: "Hayır, zulmedenler bilgisizce arzularına uydular." (Rum, 30/29) Yani onlar hakka saygılı olmadıklarından, sorumluluklarını, yaptıklarından dolayı ne ile karşılaşacaklarını bilmeden veya düşünmeden, arzularının gereğini yerine getirmeye çalışmış, bu konuda hiçbir sınır tanımamışlardır. Arzular eğer terbiye edilmez ve belli kurallar doğrultusunda dizginlenmezse insanı en vahşi hayvanları bile geride bırakacak noktaya kadar getirebilir. Öyle ki hamile bir kadının karnını yararak bebeğini çıkarmak bile onun için zevk haline gelebilir. Ne yazık ki bugün modernleşmeden söz edilirken insanlık böyle bir vahşet anlayışıyla karşı karşıyadır.

Günümüzde insan haklarından dem vuranların geçmişlerine, hatta yakın geçmişlerine baktığımızda hiç de iç açıcı bir sicille karşılaşmıyoruz. Cezayir'i 1830'dan 1962'ye kadar toplam 132 yıl hakimiyeti altında tutan Fransa, özellikle 1954-62 arasındaki 8 yıllık başkaldırı döneminde tam bir buçuk milyon Cezayirliyi öldürmüştür. O sıralarda Fransız işgal güçleri ayaklanan Cezayirlilere ibret olması ve onların gözlerinin korkması için bazı Cezayirlileri havadan uçaklardan atarak öldürüyorlardı. Güney Afrika'ya ırkçı zulmün yerleştirilmesi İngiliz işgali döneminde olmuştur. Oysa İngiltere bugün Güney Afrika'da ırkçı zulümde hiç payı olmamış gibi hareket ediyor. Malcolm X'in hayatını okuyanlar ırkçı zulmün Amerika'da ne boyutlara vardığını biliyorlardır. Çağdaş sömürgeci güçlerin İslam aleminin kalbine bir hançer gibi sapladıkları İsrail'in zulmüyle ilgili nice kabarık dosyalar yazıldı. İntifada döneminde kafaları taşlarla kırılan sekiz - on yaşlarındaki çocukları ben bizzat gözlerimle görmüştüm. Hindistan, Keşmirli Müslümanlara ağır darbeler indirebilmek için özellikle okulları hedef alarak savunmasız çocukları topluca katletmeye çalışıyor.

Zulümde sınır tanımayan çağdaş sömürgecilerin İslam dünyasında iş başına getirdikleri ve uzaktan kumanda ettikleri uydu zalimlerin de efendilerinden geri kalmadıklarını görüyoruz. Cezayir'de bizzat cuntanın beslediği sonra da "İslamcı gerilla" süsü verdiği katillerin bastıkları köylerde savunmasız insanları topluca katletmeleri sonucu ortaya çıkan manzaralar henüz zihinlerimizden silinmedi. Ama ne yazık ki Batı, menfaatine dokunduğundan dolayı bu dosyayı pek fazla kurcalamaktan çekindi.

Sonuç itibariyle zulmün temelinde inançsızlığın, insana üstünlük kazandıran değerlere saygısızlığın, dolayısıyla insana saygısızlığın, sorumluluk anlayışından yoksun olma sebebiyle arzulara uymada sınır tanımamanın yattığını görüyoruz. Zulmün tarihine baktığımızda da bu gerçeği görüyoruz. Ama bugün zalimlerin bazılarından kurtulmak isteyenlerin başka zalimlere sığınmak zorunda kalmaları insanlığın gerçekten çok acınacak konumda olduğunu gösteriyor. Temennimiz insanlığın yeniden İslam'ın yüce adaletine sığınması ve zulmün zulümle değil adaletle ortadan kaldırılmasıdır.