İstanbul'un eski belediye başkanı Receb Tayyib Erdoğan, Kurban bayramını zindanda geçirdi. Çünkü bayramdan bir gün önce, 26 Mart 1999 tarihinde zindana atıldı. İstanbul'a belediye başkanı olduktan sonra Türkiye'nin bu en kalabalık şehrine büyük hizmetler yapan, başta su ve çöp sorunu olmak üzere eski belediyeler döneminde çözümsüz kalan birçok sorununu kesin çözüme kavuşturan, dolayısıyla halk tarafından da sevilen bu kişi Türkiye'deki mevcut rejim tarafından zindana atılmakla mükafatlandırıldı. Zindana atılmasına gerekçe olarak ise Türkiye'nin Güneydoğu illerinden olan Siirt'te yaptığı bir konuşma esnasında okuduğu şiir gösterildi. Oysa okuduğu şiir Türkiye'deki cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal'in de fikir babalarından olduğu bilinen Ziya Gökalp'a aitti ve okunmasının yasak olduğuna dair hiçbir kanun hükmü veya mahkeme kararı da yoktu. Ancak şiirde:
"Minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışla, mü'minler asker"
dendiğinden, Receb Tayyib Erdoğan halkı din ve mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmekle suçlanarak 11 ay hapis ve ömür boyu siyasetten men cezasına çarptırıldı.
Bayramdan bir gün önce de, hakkında verilen hapis cezasının infaz edilmesi için zindana atıldı. Türkiye'de uygulamada olan Ceza İnfaz Kanunu'na göre Tayyib Erdoğan'ın daha önce herhangi bir suçlamadan dolayı mahkumiyeti olmadığından, hakkında verilen 11 ay cezanın 4 aylık kısmını zindanda geçirecek.
Recep Tayyib Erdoğan, Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesine göre cezalandırıldı. Yaklaşık yetmiş yıllık geçmişi olan bu maddeden özellikle insanların inanç ve düşüncelerinden dolayı mahkum edilmelerinde istifade ediliyor. Bu madde 28 Şubat Süreci'nden sonra daha aktif bir şekilde işletilmeye başlandı ve bu maddeden cezalandırılanların sayısı gittikçe artmaya başladı. Receb Tayyib Erdoğan'ın yanı sıra eski başbakan ve kapatılan Refah Partisi'nin genel başkanı Prof. Necmettin Erbakan başta olmak üzere birçok RP'li milletvekili de bu maddeden ceza aldı.
Bu madde, ceza hukukundaki "kanunilik" ilkesinin zorunlu bir sonucu olan "suç ve cezaların belirginliği ve kesinliği" ilkesine aykırıdır. Çünkü madde her türlü yoruma açık bir şekilde düzenlenmiş, hangi suçların bu maddeye göre cezalandırıldığını tam netleştirmediği gibi verilecek cezaları da net olarak belirlemiyor. Kaynağı ise İtalya'ya faşistlerin hakim olduğu dönemde uygulamaya konmuş olan İtalyan Ceza Yasası. Yani İtalyan faşizminin anlayış ve mantığını taşıyor.
Fazilet Partisi, bu maddenin kaldırılması için parlamentonun son toplantılarında yoğun bir çaba sarf etti, ancak başarılı olamadı. Eğer bu madde kaldırılmış olsaydı, başta Recep Tayyib Erdoğan ve Necmettin Erbakan olmak üzere birçok kişinin cezası düşmüş olacaktı. Ancak şu anki başbakan Ecevit'in etrafında toplanan ve "rejim bloku" adını verebileceğimiz partiler ittifakı Fazilet Partisi'nin başarılı olmasını önledi. FP, 18 Nisan 1999 tarihinde gerçekleştirilecek genel seçimlerden sonra bu maddeyi yeniden gündeme getireceğini ve yürürlükten kaldırılması için çaba sarf edeceğini söylüyor. Ancak FP'nin bu konuda başarılı olması seçim sonrasında oluşacak dengelere bağlı. Bu ise sadece parlamentoda elde edilecek sandalye sayısıyla değil biraz da güç dengeleriyle ilgili. Dolayısıyla bu konuda şimdiden herhangi bir tahminde bulunmak zor.
Türkiye'de Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM), 1980 askeri darbesi sonrasında kuruldu. Yani bir askeri darbenin ürünü. Düşünce ve inanç mahkumları da çoğunlukla bu mahkemeler tarafından yargılanmış ve cezalandırılmış kişiler. Recep Tayyib Erdoğan da bir DGM mahkumu. Daha doğru ifadeyle söylemek gerekirse bir "DGM mağduru". Diyarbakır, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından cezalandırıldı.
Bütün Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nde bir askeri yargıcın olması zorunlu. İşte bu özelliğinden dolayı Avrupa'daki çeşitli insan hakları kuruluşları bu mahkemelerin sivilliğine itiraz ediyor ve hukuk kurallarına aykırı bir sisteme sahip olduğunu söylüyorlar. Hatta bu yüzden PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından yargılanmasını hukuka aykırı bularak tepki gösterdiler.
Gerek Türkiye'deki, gerekse Türkiye dışındaki insan hakları kuruluşları, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin işleyiş tarzının ve dayandığı yasal zeminin insan hakları ilkelerine aykırı olduğunu söyleyerek bu mahkemelerin kapatılmasını istiyorlar. Şimdiye kadar insan hakları ilkelerine aykırı cezalandırmaların çoğunun bu mahkemelerden çıkmış olması da bu konudaki iddiaları haklı çıkarıyor.