Türkiye'de geçtiğimiz haftanın en çok konuşulan konusu Yargıtay başsavcısının RP'nin kapatılması isteğiyle açtığı davaydı. Ondan bir gün önce Meclis'te hükümetin düşürülmesi isteğiyle Anavatan Partisi tarafından verilmiş bir gensoru önergesi vardı. Ancak bu önerge Meclis üyelerinin çoğunluğu tarafından reddedilmiş, dolayısıyla gündeme alınmamıştı. Bu durumda hükümetin Meclis'in çoğunluğunun desteğine sahip olduğu ve görevine devam edeceği bir kez daha ortaya çıkmıştı. Hükümetin gensoru önergesi yoluyla düşürülmesi mümkün olmayınca bu kez Yargıtay başsavcısı Vural Savaş RP'nin kapatılması isteğiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açtı.
Yargıtay başsavcısı Vural Savaş'ın RP'nin kapatılmasını isteyen davasını hükümet hakkındaki gensoru önergesinin Meclis'te reddedilmesinin hemen ertesi günü açıklaması davanın hukuki olmaktan çok siyasi amaç taşıdığını ortaya koyuyordu. Bazı siyasetçiler de konuyla ilgili değerlendirmelerinde bu noktaya dikkat çekerek davanın tamamen siyasi amaçlı olduğunu dile getirdiler.
Başsavcı Vural Savaş'ın yaptığı önemli bir yanlışlık da davayı bir basın toplantısıyla bütün kamuoyuna duyurması ve sanki bir hukukçu gibi değil de RP'ne rakip bir siyasi partinin lideri gibi davranmasıydı. Aslında Savaş'ın bu hareketi hukuk açısından suç teşkil ediyordu. Bunun yanı sıra Savaş bu hareketiyle hukuki olmaktan çok siyasi amaçlar taşıdığını ve RP'ni tasfiye etmek için hukuku bir araç olarak kullanmaya çalıştığını ortaya koyuyordu.
Başsavcının RP'nin kapatılması talebine gösterdiği gerekçeler son derece ilginç. İddianamede Türkiye'de ihtiyaçtan fazla İmam Hatip ve Kur'an Kursu açıldığı halde RP'nin bunların kapatılmasına karşı çıktığı, bu tutumuyla ülkenin laik kimliğinin değiştirilmesini amaçlayan faaliyetlere ortam hazırladığı ileri sürülüyor. Ne kadar ilginç bir iddia! Eğer bu ülkede ihtiyaçtan fazla İmam Hatip ve Kur'an Kursu açılmışsa ve bu durum herhangi bir siyasi partinin kapatılması için gerekçe teşkil edecekse önce Anavatan Partisi'nin ve DYP'nin kapatılması gerekir. Çünkü RP'nin iktidara gelmesinden sonra üzerine öyle bir balyoz çöktü ki yeni bir İmam Hatip veya Kur'an Kursu açılmasına fırsat verilmedi. RP sadece mevcutları koruyabilmenin savaşını vermek zorunda kaldı. Mevcutların ise çoğu önceki hükümetler döneminde açılmıştı. Ancak önceki hükümetlerin bu eğitim kurumlarını açmak zorunda kalmaları bu kurumları çok sevmelerinden değil halkın istek ve baskıları karşısında yapacak başka bir şeylerinin olmamasından ileri geliyordu. Demek ki bu eğitim kurumlarını halk istiyor. Halkın istediği ve sürekli yenilerinin açılması için mücadele ettiği eğitim kurumlarının ihtiyaçtan fazla olduğu iddiası kadar saçma bir iddia olamaz.
Zaten bizim gördüğümüz kadarıyla bu davanın açılmasının en önemli sebebi RP'nin temel eğitimin kesintisiz bir şekilde sekiz yıla çıkarılması dayatmasına boyun eğmemesi ve halkın iradesine kulak vermesi oldu. Eğer ki RP generallerin bu konudaki dayatmalarına boyun eğseydi böyle bir dava açılmasına gerek duyulmayacaktı. Bu durum davanın geçmişe dayanan bir tehdidin ürünü olduğunu ortaya koymaktadır. Davanın bunun dışındaki gerekçeleri de hukuk mantığıyla uyuşmayan gerekçeler. Bunlardan biri: Erbakan'ın bazı dini liderlere başbakanlık konutunda iftar yemeği vermesi. Şimdiye kadar dinle imanla alakası olmayanlara bütün devlet konutlarında bolca ziyafetler çekiliyordu bir sorun oluşturmuyordu. Ama Erbakan birtakım cemaatlerin ileri gelenlerine iftar yemeği verince laik kafalılar rahatsız oluyorlar. İyi de o insanların yönlendirdiği cemaatler bu ülkenin halkını oluşturuyor. Bir başka gerekçe Sincan belediyesinin düzenlediği Kudüs gecesi. Kudüs gecesi mağdurları bugün hâlâ zindanda. Türkiye halkı Müslüman olduğundan bu halkın Kudüs davasına sahip çıkma hakkı vardır. Kudüs davasına sahip çıkmak Müslümanlar açısından sadece bir hak değil aynı zamanda bir görevdir. Ancak siyonistlerle sürekli yeni ilişkiler kurmaya çalışanlar Türkiye Müslümanlarının Kudüs davasına sahip çıkmalarına katlanamıyorlar.
Davanın bundan başka da gerekçeleri var. Ancak biz bu davadan herhangi bir sonuç çıkacağını sanmıyoruz. Çünkü RP artık geniş bir halk kitlesine mal olmuş bir partidir. Böyle bir siyasi partiyi kapatmak o kadar kolay değildir. Kapatılması halinde çok daha güçlü bir şekilde ve daha geniş bir kitlenin desteğini kazanmış olarak yeniden doğacağını kendileri de biliyorlar. Ancak bu tür davaları Refahyol hükümetinden özellikle sekiz yıllık zorunlu eğitim konusunda tavizler koparmak amacıyla bir tehdit aracı olarak kullanmak istiyorlar.