MGK ve İmam Hatip Sorunu

Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu toplantıları her ayın sonunda mutad bir şekilde yapılmaktadır. Ancak geçtiğimiz Şubat ayı sonunda yapılan toplantıda konuşulanların ve alınan kararların basına yansıması ülkede bir hayli çalkantıya ve tartışmalara yol açmıştı. Çünkü alınan kararlar Türkiye'deki İslâmi uyanışın önünü kesmeyi hedefleyen nitelikteydi.

Mart ayı içerisinde en çok tartışılan konu ise zorunlu ilköğretimin sekiz yıla çıkarılması konusuydu. Bunun amacı ise çocukların en azından on dört yaşına kadar dini eğitim veren kurumlardan yararlanmalarını engellemek. Bu yaştan sonra bu kurumlara ilginin azalacağı yetişen neslin İslâmi yönelişe doğru kaymasında o kadar etkili olamayacağı sanılıyor. Yani zorunlu ilköğretimin sekiz yıla çıkarılmasıyla Türkiye'deki laik düzenin geleceği açısından tehlike olarak görülen İslâmi uyanışın ana kaynaklarının kurutulacağı düşünülüyor. İslâmi çevreler ise böyle bir şeyin gerçekleştirilmesini engellemek istiyorlar.

Mart ayının en çok tartışılan konusunun Türkiye'nin dini eğitim veren kurumları durumundaki İmam Hatiplerin ve Kur'an Kursları'nın geleceği meselesi olduğundan 31 Mart 1997 tarihinde düzenlenecek Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ele alınacak konuların başında da bunun yer alacağı sanılıyordu. Ancak basına yansıyan haberlere göre MGK bu meseleyi 31 Mart 1997 tarihli toplantısında hiç gündeme getirmedi ve Nisan sonu yapılacak toplantıya erteledi. Bu konunun MGK toplantısında gündeme getirilmemesi Erbakan'ın bir başarısı olarak görülüyor.

Milli Güvenlik Kurulu'nun zorunlu ilk öğretimin sekiz yıla çıkarılması meselesini erteleme gereği duyması, Erbakan'ın başbakanlığındaki mevcut hükümete çok fazla yüklenmenin olumsuzluğunu nispeten gördüğüne de işaret ediyor. Ayrıca Erbakan'ın toplantı öncesinde yaptığı açıklamaların bu konuda etkisini göstermiş olması mümkün. Erbakan toplantı öncesindeki açıklamalarında İmam Hatiplerin orta kısımlarının kapatılamayacağını ısrarla söylemiş ve bu konuda verilecek tavizlerinin olmadığını dile getirmişti. Bu gelişme, despotizmi bir devlet felsefesi haline getirmek isteyenler karşısında adeta dilenci konumuna gelmenin bir yarar sağlamadığını, yerine göre cesaretli ve tavizsiz çıkışlar yapmanın zorunlu olduğunu ortaya koydu.

Zorunlu ilk öğretimin sekiz yıla çıkarılması konusu her ne kadar Mart ayı sonunda gerçekleştirilen MGK toplantısında gündeme getirilmediyse de tamamıyla gündemden çıkarılmış değil. Despotik laik anlayışı savunanlar hâlâ bu konuda ısrarlı davranıyor ve kesintisiz sekiz yıllık eğitimden taviz verilmemesini istiyorlar. Bu anlayışı savunanlar maalesef cumhurbaşkanından da destek görüyorlar. Öte yandan söz konusu anlayışın davulcuları görevi gören basın yayın organları da bir yandan Kur'an Kursları'na ve İmam Hatip'lere çamur atabilmek için yoğun faaliyet yürütüyorlar. Televizyonlarında bu kurumları çağın gerisinde kalmış ve devletin siyâsi yapısını değiştirmeyi amaçlayan bir nesil yetiştirme çabası içindeki kurumlar olarak gösteriyorlar. Aynı şekilde gazetelerinde bu kurumlarla ilgili dizi yazılar yayınlayarak özellikle ordu mensuplarının dikkatlerini çekmeye çalışıyorlar.

Hükümetin DYP kanadı ise bu konuda şu ana kadar kesin ve net bir tavır sergilemiş değil. DYP'den olan Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam kesintisiz zorunlu eğitimden yana bir tavır sergiliyor. Ancak partiden bazı milletvekilleri buna karşı çıkıyorlar.

RP sekiz yıllık zorunlu eğitimi kabul ediyor. Fakat bunun kesintisiz bir şekilde değil de 5 + 3 formülüyle uygulanmasını istiyor. Yani ilk beş yıllık ilk öğretimi tamamlayanların istedikleri meslek okullarına devam etmelerine imkân sağlanmasını istiyor.

Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, RP'nin iktidarda olduğu dönemde, İmam Hatiplerin orta kısımlarının kapatılmasına ve Kur'an Kursları'nın etkisiz hale getirilmesine yol açacak planın uygulamaya geçirilmesi bu partinin büyük miktarda oy kaybetmesine yol açacaktır. Çünkü RP'yi iktidara taşıyanlar büyük çoğunlukla İslâmi hassasiyet sahipleridir. Onlar da beklentilerinin tersiyle karşılaştıklarında ümit kırıklığına uğrayacak ve yeniden RP'ye oy vermekte tereddüt edeceklerdir. Bu bütün siyâsi yorumcuların ortak görüşüdür. Dolayısıyla RP'nin böyle bir şeye razı olacağını sanmıyoruz. Mevcut hükümetin dağılması ise ülkeyi içinden çıkılması zor problemlerle karşı karşıya getirecektir. Bu yüzden mesele şu an için çetrefil bir noktaya gelmiş gibi görünüyor.