Lübnan'da Ağustos ve Eylül aylarında 128 sandalyeli parlamentonun üyelerini belirlemek amacıyla genel seçimler yapıldı. Lübnan parlamentosunda sandalyelerin belirlenmesinde oy oranından önce kanunla belirlenen kontenjanlar etkili oluyor. Bu uygulamaya göre hıristiyanlara parlamento üyeliklerinin % 50'si veriliyor. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan kargaşadan dolayı gerçekleşen göç yüzünden ülkedeki hıristiyanların genel nüfusa oranlarının % 34'e düşmesine rağmen, onlara hâlâ parlamentodaki sandalyelerin yarısı verilmektedir. Aslında hıristiyanlar geçmişte de ülke nüfusunun yarısını oluşturmuyorlardı. Fakat Batılı güçler Lübnan hıristiyanlarının nüfusun % 50'sini oluşturdukları varsayımlarını kabul ettirerek siyâsi yapılanmada bu varsayımın esas alınmasını sağlamışlardı. Bununla birlikte göçten dolayı gerçekleşen azalmaya rağmen yeni seçim kanununda hıristiyanların parlamentodaki % 50'lik kontenjanları korundu. Hıristiyanlara verilen 64 sandalyenin dağılımı ise şöyle: 34 Maruni, 14 Rum ortodoks, 8 Rum katolik, 5 Ermeni ortodoks, 1 Ermeni katolik, 1 Anglikan, 1 küçük azınlıklar.
Parlamentodaki diğer 64 sandalye ise Müslümanlara veriliyor. Ancak resmi tanımlamada Dürziler ve Nusayriler de Müslüman sayıldığından Müslümanlara tahsis edilen kontenjanın bir kısmı da onlara veriliyor. Buna göre Müslümanlara tahsis edilen 64 sandalye şu şekilde dağıtılmaktadır: 27 Sünni, 27 Şii, 8 Dürzi, 2 Nusayri.
Alınan sonuçlara göre son seçimlerde en büyük başarıyı hâlen Lübnan başbakanlığı görevini yürüten Refik el-Hariri gerçekleştirdi. Sünnilere tahsis edilen sandalyelerin çoğunu onun taraftarları kazandı. Sünni kitleyi temsil eden siyâsi hareketler arasında yer alan ve Müslüman Kardeşler cemaatinin Lübnan kanadı niteliğini taşıyan Cemaati İslâmiye ise parlamentoda herhangi bir üyelik elde edemedi. Ancak bu cemaate yakınlığıyla tanınan Hâlid Dahir bağımsız olarak parlamentoya girdi. Sünniler arasında ortaya çıkan ve İslâmcı görünen ancak kendileri dışındaki Müslümanların çoğunu tekfir etmeleriyle ün kazanan Habeşiler de herhangi bir üyelik kazanamadılar. Habeşiler kendilerinin Lübnan'ın en güçlü İslâmi cemaati olduklarını ve çok geniş bir kitle tabanının desteğine sahip olduklarını ileri sürüyorlardı. Ancak son seçimlerde aldıkları oy sayısı bu yöndeki iddialarının mesnetsiz olduğunu ortaya çıkardı.
Şii kesimin en güçlü İslâmi oluşumu durumundaki Hizbullah, Beka ve Güney Lübnan bölgelerinde diğer bir Şii siyâsi hareket durumundaki Emel Partisi'yle işbirliğine giderek büyük başarı elde etti. Hizbullah parlamentoda toplam olarak 7 üyelik kazandı. Bunun yanı sıra Hizbullah'a yakın Vefâ Grubu da iki üyelik kazandı. Yukarıda sözünü ettiğimiz Cemaati İslâmiye bazı bölgelerde Hizbullah'la işbirliğine giderek bu partinin adaylarını destekledi.
Hizbullah, seçim sonrasında yaptığı açıklamada siyonist işgale karşı silahlı mücadeleyi sürdüreceğini bildirdi.
Lübnan'da bu sıralarda 128 sandalyeli parlamentonun üyelerini belirlemek amacıyla genel seçimler yapılıyor. Bu ülkedeki parlamento seçimleri ne hikmetse, Türkiye'de pek yankı bulmadı. Ama biz Lübnan seçimlerinin önemli olduğunu düşünüyor ve bir kritiğinin yapılması gerektiğine inanıyoruz.
Lübnan'da seçimlerin yapılması her şeyden önce bir istikrar göstergesi olmakla birlikte bağımsızlık göstergesi değil. Ekim 1989'da gerçekleştirilen Taif toplantısıyla başlayan "uzlaşma süreci" öncesine kadar bu ülke ciddi iç karışıklıklarla ve gruplar arası çatışmalarla sallanıyordu. Ülkenin etnik açıdan, fitne çıkarmak isteyenlerin arayıp bulamadığı bir yapıya sahip olması çıkan iç çatışmaların uzun süreli olmasına yol açmıştı. Ülkede sular iyice durulmadan da ülke çapında bir genel seçim yapılmasına fırsat bulunamamıştı. Bugün genel seçimlerin yapılabilmesi ülkedeki siyâsi istikrar açısından önemli ve olumlu bir gelişme olmakla birlikte seçimlerde birtakım dış güçlerin gölgesinin ciddi şekilde hissedildiğini müşahede ediyoruz.
Her şeyden önce bugün ülkedeki hıristiyanların genel nüfusa oranlarının % 34 civarında olmasına rağmen, onlara parlamentodaki sandalyelerin yarısı verilmektedir. Aslında hıristiyanlar geçmişte de ülke nüfusunun yarısını oluşturmuyorlardı. Fakat Batılı güçler Lübnan hıristiyanlarının nüfusun % 50'sini oluşturdukları varsayımlarını kabul ettirerek siyâsi yapılanmada bu varsayımın esas alınmasını sağlamışlardı. Özellikle iç çatışmaların devam ettiği yıllarda hıristiyanların çoğu ülkeyi terk ettiğinden bugün oranları daha da düşmüştür ve yaklaşık olarak nüfusun % 34'ünü oluşturdukları sanılmaktadır. Ancak yeni seçim kanununda da onlar % 50 oranında kabul edilmiş ve parlamentodaki % 50'lik kontenjanları korunmuştur. Seçim kanununda hıristiyanlarla Müslümanlar 50 - 50 (İngilizlerin deyimiyle fifti fifti) oranında kabul ediliyor. Fakat resmiyette Dürziler ve Nusayriler de Müslüman sayıldığından Müslümanlara tahsis edilen kontenjanın bir kısmı da onlara verilmektedir. Buna göre 128 kişilik parlamentoda Müslümanlara tahsis edilen 64 sandalye şu şekilde dağıtılıyor: 27 Sünni, 27 Şii, 8 Dürzi, 2 Nusayri. Hıristiyanlara verilen 64 sandalyenin dağılımı da şöyle: 34 Maruni, 14 Rum ortodoks, 8 Rum katolik, 5 Ermeni ortodoks, 1 Ermeni katolik, 1 Anglikan, 1 küçük azınlıklar.
Bu seçimlerde Müslümanları temsil eden en güçlü hareketler Hizbullah ile Cemaati İslâmiye. Hizbullah bilindiği üzere Güney Lübnan'da siyonist işgal güçlerine ve onların bir uzantısı durumundaki Güney Lübnan Ordusu (SLA)'na karşı silahlı mücadele verirken bir yandan da siyâsi faaliyet yürütmektedir. Bu hareket daha çok Şiiler arasında etkilidir. Sünniler arasında en güçlü hareket olan Cemaati İslâmiye, Müslüman Kardeşler'in Lübnan kolu niteliğini taşımaktadır. Daha önce Fethi Yeken'in liderliğini yaptığı bu hareketin şu anki lideri Faysal Mevlevi'dir. Hizbullah ile Cemaati İslâmiye seçimlerde işbirliği ve dayanışma içinde hareket etmekte ve seçim bölgelerine göre birbirlerinin adaylarını desteklemektedirler.
Lübnan seçimlerinde İslâmi hareketin başarılı olması bütün dünya kamuoyuna önemli bir mesaj olacaktır. Çünkü ABD'nin ve uluslararası siyonizmin yönlendirdiği birtakım basın yayın organları bu ülkedeki İslâmi hareketi terör hareketi olarak kabul ettirebilmek için olağanüstü çaba sarf ediyorlar. Ancak İslâmi hareketin ciddi bir halk desteğine sahip olduğunun gösterilmesi bu hareketin işgalci zihniyete karşı kendi halkının haklarını savunduğu mesajını bütün dünyaya duyurmuş olacaktır. Beklentimiz de bu yönde. Cemaati İslâmiye ile Hizbullah'ın işbirliği içinde hareket etmesi bu açıdan önemli bir gelişme. İslâmi hareketin güçlenmesi siyonist işgalcilerin "toprak genişletme" ümitlerine de darbe vuracaktır. Gelecekte işgalcilerin önlerini kesecek ve kutsal topraklardan onların kirlerini temizleyecek olan tek hareket İslâmi harekettir.