Türkiye kamuoyu uzun süreden beridir birbirini izleyen önemli dahili olaylarla meşgul edildiğinden dışarıda meydana gelen gelişmeler çok fazla kimsenin dikkatini çekmiyor. Saddam'ın Amerika'ya "kafa tutması"yla başlayan son Körfez krizi de bu şekilde Türkiye'deki kamuoyunun çok fazla dikkatini celbetmeyen gelişmeler arasında yer aldı. Amerika'nın saldırı tehditlerine kadar varan kriz son anda "Saddam'ın yumuşaması"yla kısmen çözülmüş oldu. Ancak gerçekte tam anlamıyla çözülmüş değil. Çünkü tam ve kesin çözüme kavuşturulması ne Saddam'ın ne de Clinton'un işine geliyor. Biz de bu haftaki yazımızda bu konu üzerinde durmak istiyoruz.
Amerika, Körfez savaşının bitmesinden sonra Irak dosyasını hiç kapatmadı ve kapatmak da istemiyor. İşin aslına bakılırsa Irak diktatörü Saddam da bu dosyanın tümüyle kapatılmasını istemiyor. Bunlar yani Saddam ve ABD yönetimi sırtlarını birbirine dayamış yüzleri farklı yönlere baksa da bu şekilde sırt sırta vererek birbirlerini ayakta tutan iki adam gibidirler. Geçmişte Irak halkına kan kusturan diktatör Saddam, Amerika'nın sayesinde mağdur ve mazlum durumuna düştü. Oysa Irak Kürdistanı'nda binlerce insanı diri diri toprağa gömen, Halepçe'yi birkaç saat içinde harabeye çeviren, birçok köyü kendisine karşı geldikleri iddiasıyla havadan bomba yağmurlarına maruz bırakan zalim odur. Geçmişte bu zulümleri işleyen Saddam'ın bugün değiştiği sanılmasın. Daha dün, kendisine muhalefet ederek Ürdün'e kaçan damadını: "Geri dön bir şey yapmayacağım"deyip Irak'a dönmeye ikna eden, sonra sıktığı kurşunlarla bedenini adeta kalbura çeviren yine odur. Irak halkının ondan razı olması ise asla mümkün değildir. Çünkü Saddam zulmü altında hiç kimsenin kendini güvence altında hissetmesi mümkün değildir. Ama Amerika'nın baskı ve ambargoları Saddam'ın koltuğunu sağlamlaştırmaktadır. Zaman zaman sıcak gündem oluşturan Körfez krizleri sayesinde Saddam saltanatını güçlendirmekte, gevşeyen vidaları sıkma fırsatı bulabilmektedir.
Öte yandan Amerika, Irak dosyasını kapatmayarak gerek gördüğünde Körfez ve Ortadoğu üzerindeki etkinliğini artırmak, yerine göre gündem değiştirmek vs. için değerlendirmektedir. Bir ara bu konu bir hayli kokmaya başladığından Afrika'ya yönelmek istedi. Özellikle Orta ve Kuzeybatı Afrika bölgesinde Fransa'yla rekabet halinde olduğundan buralarda etkinliğini artırmak için de böyle bir atağa ihtiyacı vardı. Ama tamamen saldırganlığa ve vahşete dayanan ataklarından umduğunu elde edemedi. Bunun üzerine yeniden Körfez cephesine ağırlık verme, Irak dosyasını etkin hale getirme ihtiyacı duydu. Amerika'nın böyle bir ihtiyaç duymasıyla birlikte Saddam'ın kabadayılık ederek BM heyetini kovmaya kalkmasının bir tesadüf olduğunu da sanmamak gerekir.
Amerika, sık sık Saddam'ın saltanatına son verileceği iddiasında bulunarak dünya kamuoyunu bir de bununla uğraştırmaya çalışıyor. Oysa işin gerçeğinde Amerika, Irak'ta Saddam'dan daha çok işine yarayacak bir lider henüz ortaya çıkarabilmiş değildir. Saddam, en zor ve sıkışık anlarında Clinton'un imdadına yetişti. Monica skandallarının yoğun bir şekilde gündemi oluşturduğu günlerde Clinton, Saddam'ın kabadayılıklarından yararlanarak rahatlama fırsatı buldu. Bu itibarla Clinton'un Saddam'ı düşüreceği iddialarında samimi olduğunu sanmıyoruz.
İşin gerçeğinde Clinton ile Saddam birbirlerinin dönmesini sağlayan iki dişli gibidirler. Bu dişliler görünüşte birbirlerine ters olsalar da çarkın dönmesi için her ikisinin birden işlemesine ihtiyaç var. Ama ne yazık ki bu dişlilerin arasında Irak halkı ezilmekte, öğütülmektedir. Yıllardan beridir Irak'a uygulanan ambargo sadece Irak halkını öğüttü. Saddam'ın saltanatına hiçbir zarar vermedi. Bunu bütün dünya bildiği halde hala Irak halkına ambargo uygulamakta ısrar ediyor. Bu şu an dünyaya hükmeden sömürgeci güçlerin insanlıktan ne kadarlık bir paylarının olduğunu, insan haklarından ne anladıklarını da gözler önüne seriyor.
Bu arada şunu da belirtelim ki Körfez olayıyla birlikte yaşanan gelişmeler Amerika'nın artık yıpranmakta ve tükenmekte olduğunun da işaretlerini veriyor. Amerika dünya üzerindeki saltanatını sadece silah gücüyle korumaya çalışıyor. Ama bir gün gelecek silah gücü de onun saltanatını sürdürmesine yetmeyecek.