Bir Garip Kaddafi

Dünyanın en çok kendinden söz ettiren devlet başkanlarından biri şüphesiz Libya lideri Muammer Kaddafi'dir. Bunun en önemli sebebi ise, bütün herkesi şaşırtan garip sözleri ve siyasi gelişmeler karşısında gösterdiği ilginç tavırlarıdır. Bu özelliğinden dolayı onu yakından tanıyanlar bile akıllı mı yoksa deli mi olduğu hakkında hüküm vermekte tereddüt ediyorlar. Böyle olmasına rağmen 1 Eylül 1969'da gerçekleştirdiği darbeden buyana saltanatını sürdürebilmektedir.

Son zamanlarda Kaddafi'nin ülkesindeki İslâmi hareket mensuplarıyla kavgalı olduğuna hatta iktidar güçleriyle İslâmi hareket mensupları arasında silahlı çatışmalar yaşandığına dair haberler geliyor. Ancak bu ülke eski demirperde ülkeleri gibi bir kapalı kutu niteliği taşıdığından olayların gerçek boyutları hakkında sağlıklı bilgiler alamıyoruz. Hâl böyleyken Kaddafi bir yandan da tasavvuf ve tarikatlarla ilgili bir sempozyum düzenlemek suretiyle kitle tabanı kazanmaya çalışıyor. Fakat Kaddafi'nin bu yolla taban kazanmaya çalışırken izlediği taktiği de anlamak pek mümkün olmuyor. Çünkü daha önce bütün tasavvufi tarikatları bu arada Libya'da yaygın olan Senusi tarikatını İslâmdışı ilan ederek bütün faaliyetlerini durduran Kaddafi, kendi ülkesinde bu yasağını sürdürürken başka ülkelerdeki tasavvufi çevrelere şirin görünebilmek için böyle bir sempozyum düzenliyor.

Kaddafi, geçtiğimiz ay çok sayıda Filistinliyi sınırdışı etti. Bu hareketine gerekçe olarak da Arafat'ın siyonist işgal yönetimiyle anlaşma yapmasını gösterdi. Güya bu anlaşmayı protesto amacıyla kendi ülkesinde ekmek savaşı veren ve söz konusu anlaşmayla uzaktan yakından ilgisi olmayan Filistinlileri kovuyordu. Fakat bu garip mantık sadece Kaddafi'ye mahsus değil. Daha önce Körfez savaşında FKÖ'nün Irak'ı desteklemesinden dolayı Kuveyt yönetimi de bu ülkedeki Filistinlilere kan kusturmuştu. ABD'nin silahlarının gölgesinde ülkesine dönebilen Kuveyt emiri o zaman altı yüz bin civarında Filistinliye önce yürekler parçalatan işkenceler yapmış sonra da toptan sınırdışı etmişti. Gerçekten zalimler hep birbirlerine benziyorlar!

İşin gerçeğinde Kaddafi, Filistinlileri Arafat'a tepki olsun diye değil ambargodan dolayı ülkesini sıkıntıya sokan ekonomik yükü biraz hafifletmek amacıyla kovuyordu. Fakat daha sonra bu tutumunun kendisine siyâsi açıdan zarar verdiğini görünce bu işlemi durdurmak zorunda kaldı. Ama onun gelecekte ne yapacağı da pek bilinmez.

Arafat'ın İsrail'le anlaşma imzalamasını protesto ettiğini ileri sürerek bazı Filistinlileri sınırdışı eden Kaddafi, 1993 Haziran'ında Kudüs'e bir hacı grubunu göndererek bu şehir üzerindeki siyonist işgali zımnen tanımıştı. Kaddafi bu hareketiyle ülkesine uygulanan ambargonun yumuşatılmasını sağlamak istiyordu. Ancak kutsal Kudüs davasına bu zımni ihanet ambargo konusunda ona hiçbir yarar sağlamadı. Bu durum onun İsrail'le anlaşma yapılmasına tepki konusunda da samimiyetten ve ciddiyetten oldukça uzak olduğunu gösteriyordu.

Libya'nın nev'i şahsına münhasır lideri komşusu Sudan'a karşı nankörlük yaparken de uluslararası ilişkilerde nelere dikkat edilmesi gerektiğinden habersiz olduğunu ortaya koydu. Sudan Libya'ya en zor zamanında, bütün dünyanın kendisini yalnız bıraktığı bir dönemde yardımcı oldu. Ama bu ülkenin garip lideri son zamanlarda Sudan'ın İslâmi hareket mensuplarına yardımcı olduğunu, onların silahlı eğitim görmelerine imkân sağladığını ileri sürerek onunla ilişkilerini bozdu. Aslında Kaddafi, bu iddiaların Batı standartlarına uygun olarak üretilmiş yalanlar olduğunu Sudan yöneticilerinden önce kendisi biliyordu. Buna rağmen onun böyle bir tutum sergilemesinin birinci amacı kuvvetli ihtimalle üzerindeki ambargo uygulamasının biraz yumuşamasını sağlamak için ABD'ye ve Batı ülkelerine yaranmaktı. Ama ne yazık ki, daha önce Kudüs'e karşı ihanet olayında olduğu gibi, Sudan'a karşı nankörlük yapması da Kaddafi'ye bir şey kazandırmadı.

***

Kazzafi kendisinin Yeşil Kitap'ta şekillendirdiği ideolojiyi "halk yönetimi", "sosyalizm" ve "üçüncü dünya teorisi" başlıkları altında toplamaktadır. Siyasi partiyi çağdaş diktatörlük olarak nitelemektedir. Kitabında referanduma da karşı çıkmakta ve referandumun demokrasi adına bir oyundan başka bir anlam taşımadığını ileri sürmektedir. Yeşil Kitap'ta demokrasinin gerçek anlamda ancak halk kongreleri ve halk komiteleri vasıtasıyla uygulanabileceğini ileri sürmektedir. Bunun için birinci olarak halk mesleki kategorilerine göre temel halk kongrelerine ayrılır. İkinci olarak temel halk kongreleri çalışma komitelerini seçer. Bu komiteler idari işlerden sorumlu olur. Üçüncü olarak temel halk kongreleri hükümet yönetiminin yerini alacak halk komitelerini seçer. Dördüncü olarak halk mesleki kategorilerine göre mesleki derneklerini kurar. Beşinci olarak temel halk kongreleri, halk komiteleri, mesleki dernekler halkın karar ve tavsiyelerine son şeklini vermek üzere her yıl Genel Halk Kongresi'nde toplanırlar. Altıncı olarak Genel Halk Kongresi'nin onayladığı kararlar ve tavsiyeler halk komitelerince yürütülmesi üzere halk kongrelerine aktarılır. Kazzafi, kitabında kişilerin veya kurulların toplum için kanun ve anayasa koymalarının demokratik bir uygulama olmadığını, anayasaların bir toplum üzerine olarak konulmasının çağın problemlerinden biri olduğunu ileri sürmektedir. Kazzafi toplum şeriatının (hukuk düzeninin) sadece dinden ve örften çıkarılabileceğini söylüyor. Kazzafi kendisinin savunduğu sosyalist ekonomik düzende ücretlilerin olmayacağını herkesin mülke ortak olacağını ileri sürüyor.

Bunlar Kazzafi'nin teorik olarak ortaya attıkları şeyler. Uygulamanın bundan oldukça farklı olduğu görülmekte ve Libya'ya tam anlamıyla bir "Kazzafi diktatörlüğünün" hâkim olduğu müşahade edilmektedir..