Kadın ve BM

5 Mart 2005 Cumartesi, Vakit gazetesi

BM'i, ilkeleri ve vermeye çalıştığı imaj açısından ele aldığımızda insanlığa hizmet eden, temel değerlerinde tüm insanlığı eşit gören bir kuruluş olarak tanırız. Ama bu imajın, ilkelerin ve değerlerin pratiğe yansımadığını görüyoruz. "BM Kadının Statüsü Komisyonu 49. Dönem Toplantısı" olarak da adlandırılan "Pekin +10" konferansında gündeme getirilen kadınla ilgili meseleler açısından da aynı şeyleri söylemek mümkündür.

Söz konusu konferansta gündeme getirilen konulardan biri silahlı çatışmaların gölgesinde kadının durumu. Bu oldukça önemli bir konudur. Ancak BM'in bu konuda ayrımcı ve taraflı olduğunu görüyoruz. Bu tutumu da onun silahlı çatışmaların gölgesinde yaşayan kadınların uğradığı haksızlıkların üzerine gereği gibi gitmesini önlemektedir.

Örneğin Irak'ta işgalci Amerikan askerlerinin gerçekleştirdiği cinsel taciz ve tecavüz olaylarını gündeme getirmekten bile çekindi. Birçok kadın bu konuda şikâyetçi olduğu halde bu olayları araştırma ve işgalci askerlerin çirkin yüzlerini ortaya çıkarma cesareti gösteremedi. İşgalci askerleri vasıtasıyla Müslüman kadınların iffetlerine el uzatan saldırgan ABD kendi vahşi yüzü gereği gibi teşhir edilmediğinden bugün insan hakları raporu hazırlama ve hedefe yerleştirdiği ülkelere bu yolla da yüklenme cesareti gösterebiliyor.

Silahların gölgesinde mağdur olan kadınların başında Filistinli kadın gelmektedir. İşgalci Siyonistlerin ölüm barikatları olarak da adlandırılan askeri geçit noktalarında Aksa İntifadası sürecinde yüzlerce kadın doğum yapmak zorunda kaldı. Çünkü işgalci Siyonistler doğum için hastaneye yetiştirilmesi gereken kadınların bu geçitlerden geçmelerine izin vermiyor ve saatlerce bekletiyorlar. Birçokları işte bu bekleme esnasında doğum yapıyorlar ve buralarda dünyaya getirilen çocukların birçoğu yaşamıyor. Çünkü doğum sağlıksız şartlarda gerçekleşiyor. Bazen sadece çocuk değil anne de hayatını kaybediyor. Bu gerçek birçok basın mensubu tarafından gündeme getirildi ve dünya kamuoyunun dikkati çekildi. BM ne yazık ki şimdiye kadar bu vahşetin üzerine de gitmedi. İşgalci Siyonistlerin bu iğrenç ve insanlık dışı uygulamalarının son bulması için herhangi bir yaptırıma, baskıya başvurmadı.

Savaş binlerce kadının dul ve onların bakmakla yükümlü olduğu binlerce çocuğun yetim kalmasına sebep oluyor. Tabii ki bu kadınların hem kendilerinin hem de yetim çocuklarının bakımı için bir yerlerden yardım almaları gerekir. Normalde bu yardımın BM tarafından sağlanması gerekirken, BM gönüllü yardım yapan kuruluşlara yönelik baskılara bile sessiz kalıyor. Örneğin Almanya'da faaliyet yürüten el-Aksa Hayır Kurumu'nun çalışmaları büyük ölçüde Filistin'de dul kalan savaş mağduru kadınlarla onların yetim çocuklarına yönelikti. Bu yardımlarını resmi yoldan da tescil ediyor, yetim çocukların bakımlarını üstlenmek isteyen gönüllülere aracılık ediyor, yardım edenlerin yardım alan dullarla ve yetimlerle doğrudan irtibat kurmalarını sağlayarak en ufak bir şüpheye mahal kalmayacak şekilde yardımların amaçlarına ulaştığını belgeliyordu. Ama bu kuruluş Almanya İçişleri bakanı Otto Schily'nin keyfi bir kararıyla kapatıldı. Üstelik kapatmanın durdurulması için açılan davada mahkemenin el-Aksa Hayır Kurumu lehine karar vermesine rağmen Schily hukuk tanımayarak bu kurumun çalışmalarını engellemeye devam etti. Çünkü Almanya'daki Yahudi lobileri öyle istiyordu. Ne yazık ki buna ve Almanya başta olmak üzere muhtelif Avrupa ülkelerinde Filistin'deki savaş mağduru kadınlara ve yetim çocuklara yönelik gönüllü yardım faaliyetlerini engelleme uygulamalarına BM hep sessiz kaldı. Çünkü orada ezilen Filistinli kadın, ezen de işgalci Siyonist idi. Tıpkı Irak'ta tecavüze uğrayan Müslüman Iraklı kadın tecavüz eden de işgalci asker olduğu gibi.

Filistinli kadının savaştan kaynaklanan mağduriyetlerinin hepsi bu kadar değil. Bugün hâlâ yüzlerce kadın işgal devletinin zindanlarında tutulmaktadır. Bunlardan bazıları zindanda doğum yapmışlardır ve bebeklerini orada büyütmektedirler. Bunlar vatanlarına sahip çıktıklarından zindana atılmışlardır. Dolayısıyla savaş esiridirler. Başta HAMAS olmak üzere Filistin direniş hareketleri ateşkes için İsrail zindanlarındaki kadınların, çocukların, yaşlıların ve hastaların öncelikle serbest bırakılmalarını istiyorlardı. Ancak Şarmu'ş-Şeyh zirvesinde bu husus geçiştirildi ve kadınlar oldukça kötü şartlarda hâlâ zindanlarda tutuluyorlar. BM bu vahşete de sessiz kalmayı tercih ediyor.

Kadının mağduriyeti konusuna inşallah müteakip yazımızda da devam edeceğiz.