Haziran 2004, Ribat dergisi
Bugün İslâm âleminin iki büyük baş belası iki işgalci güçtür. Bunlar birbirleriyle dayanışma içindeler. Birbirlerinden zulüm ve vahşet metotları öğreniyorlar. Birinin pisliğini diğeri yine pislikle örtmeye çalışıyor. Üste çıkan yine pislik ama amaç alttakinin görünmesini engellemek. Dünya kamuoyu birinin sergilediği vahşetle meşgul olurken diğeri vakit kaybetmeden onun görünmemesini, örtülmesini sağlayacak bir başka vahşet manzarası sergiliyor. Ama bu ikisi yalnız değiller. Çağın pragmatist, makyavelist devlet felsefesiyle yönetilen sömürgeci güçleri de çıkarları icabı onlara destek veriyorlar. Hedefe yerleştirilmiş İslâm âleminde ise Müslüman halkları temsil etmeyen, bu halklardan kopuk kukla yönetimler onların jandarmalığını yapıyorlar. Dünyada böyle bir yapının, böyle bir sistemin hâkim olmasından iyice güç ve cesaret alan söz konusu işgal mekanizmaları son zamanlarda iyice ateş kusmaya, vahşi yüzlerini bütün açıklığıyla göstermeye ve bu yolla tüm Müslüman halklar üzerinde korku saltanatı kurma çabası göstermeye başladılar.
Bugün tüm İslâm âlemine karşı geniş çaplı bir savaş içinde olan Siyonist - haçlı ittifakının iki gücü durumundaki ABD ve İsrail, kuruluş itibariyle de meşru temellere dayanmamaktadırlar. Her ikisi de başkalarının yurtlarını ve topraklarını gasp etmek, başkalarının haklarına tecavüz etmek suretiyle kurulmuşlardır. Dolayısıyla her ikisi de gayri meşrudur. Bugün ABD olarak bilinen ülkenin asıl sahipleri oraya hükmetmekte olanlar değildir. Bu devlet ve yönetim oranın asıl sahiplerinin soykırıma tabi tutulması, kitleler halinde öldürülmeleriyle oluşmuştur. Bu soykırımda yetmiş milyon Kızılderili'nin yok edildiği tahmin edilmektedir. Bugün o toprakların asıl sahipleri durumundaki Kızılderililer, adeta kelaynak kuşları gibi numunelik hâle gelmişlerdir. ABD'nin başlangıcı böyle işgal, gasp, soykırım ve şiddete dayandığı gibi bugüne kadar ki tarihi de hep bunlarla doludur. Afrika'dan, huzur içinde yaşadıkları yurtlarından ayaklarına pranga vurularak Amerika'ya nakledilen zenciler hem hayvanlar gibi çalıştırıldı, hem de ırk ayrımına maruz kaldılar. Ticari mekânlarda, köpeklerle eşit düzeyde tutuldular. Bu uygulamalar yüzyıllar boyunca sürdü. Bugün ırk ayrımı politikası yasalarda sona ermiş olsa da uygulamada sona ermiş değildir.
Aynı şey İsrail açısından da söz konusudur. İsrail'in de temeli gayri meşrudur ve insanlık dışı şiddete, vahşete dayanmaktadır. Her şeyden önce bugün "İsrail" olarak gösterilen toprakların tamamı Filistin'dir ve Siyonistlerin buralar üzerindeki hâkimiyetleri meşru değildir. Siyonistler bu topraklar üzerindeki hâkimiyetlerini işgal, gasp ve terör yoluyla kurmuşlardır. İsrail'i kuranların tamamının terör örgütlerinden yetişme olduğunu bu devletin kuruluş merhalesini inceleyen bütün herkes bilir. Yakın zamana kadarki yöneticilerinin de tamamı bu terör örgütlerinden yetişmeydi. Aynen ABD gibi İsrail işgal devleti de işgal, gasp ve terör yoluyla kurulduğu gibi bugüne kadar varlığını sürdürmesi, ayakta kalması da aynı yolla olmuştur. Bundan dolayıdır ki İsrail işgal devletinin 56 yıllık tarihinde devlet eliyle şiddetin icra edilmediği bir tek gün bile yoktur. Siyonist işgalciler bu kadarlık bir süreye altı büyük savaşı, yüzlerce katliamı ve binlerce cinayeti sığdırabilmişlerdir. Meşru temele dayanmadıklarını bildiklerinden adalet ve hukukun icra edilmesine tahammülleri yoktur. Çünkü adalet ve hukukun icra edilmesi durumunda gasp ettikleri hakların sahiplerine iade edilmesinin gerekeceğini bildiklerinden sürekli şiddet yoluyla, korku fırtınası estirerek ayakta kalmaya çalışmaktadırlar.
Bugünkü dünya devletleri arasında meşru olmayan yollarla ortaya çıkmış bu iki devlet sadece İslâm âleminin değil bütün insanlığın baş belası durumundadır. Kendileri gayri meşru olduklarından, her türlü gayri meşru fiilin de kendilerine serbest olduğunu düşünmektedirler. İşgal ettikleri ülkelerde esir aldıkları kadınların ırzlarına tecavüz etmeleri de bu anlayışlarından ve meşru temele dayanmamalarından, kendilerinin gayri meşru yollarla doğmuş olmalarından ileri gelmektedir.
Meşru temele dayanmayan ve sürekli terör, şiddet, saldırı, tehdit yoluyla ayakta duran Amerikan emperyalizminin "Ortadoğu'ya demokrasi" götüreceği iddiasıyla askerlerini Irak'ın üzerine sevk etmesi aslında insanlıkla, insanların akli muhakeme ve zihni yeterlilik kabiliyetleriyle alay etmesi anlamına geliyordu. Geçmişinde Vietnam katliamı, Somali katliamı, Afganistan işgali, Guantanamo vahşeti başta olmak üzere pek çok resmi şiddet ve terör uygulaması bulunan bir devletin Irak'a karşı yeni bir cephe açarken söz konusu iddiayı kullanması aslında dünya kamuoyunun hafızasına ve tarih bilincine tecavüz girişiminden başka bir şey değildi. Gasıp, saldırgan ve tecavüzcü Amerika'nın saldırgan ruhlu askerleri karşısında Irak halkının yalnız bırakılmasından doğacak sonucun, geçtiğimiz ay medya organlarına yansıyan görüntülerden başka bir şey olmayacağını aslında işin başında tahmin etmek gerekirdi. Ama ne yazık ki tarih bilinçlerine, akli muhakemelerine ve hafızalarında sakladıkları bilgilere Amerikan emperyalizmi tarafından tecavüz edilmesine müsaade etmeyen kitleler tepkilerini ortaya koyduysa da, dünyaya hükmeden sistemlerin saldırgan güçlerin önlerini açmaları, bazılarının da onlara destek vermeleri işlerini kolaylaştırdı ve işgal gerçekleşti. İşgalci, mütecaviz ve saldırgan ABD'nin demokrasi paketinden ise akli muhakeme güçlerini iyi kullanabilenlerin tahmin ettikleri gibi işkence ve vahşet çıktı.
Biz, Amerikan askerlerinin yaptığı işkencelerin fotoğrafları medyaya yansımadan önce de bu konuyu gündeme getirmiştik. Ne var ki sözlü ve yazılı olarak verilen bilgilerin etkisi ve gücü, yaşananları gözler önüne seren görüntülü malzemelerinki kadar olmuyor. O görüntülerin kamuoyuna yansımasıyla birlikte insanlık gerçeği tartışma götürmeyecek bir şekilde açık ve net olarak gördü.
Bu fotoğrafların medyaya niçin yansıtıldığı konusunda değişik değerlendirmeler ve yorumlar oldu. Bazı değerlendirmelere göre olaylara şahit olan askerlerin yapılan uygulamalara ve sergilenen vahşete tahammül edememeleri onların bu görüntüleri kamuoyuna yansıtmalarına sebep oldu. Bu bir ihtimaldir, ama biz bunu son derece zayıf bir ihtimal olarak görüyoruz. Bize göre bu fotoğrafların dünya kamuoyuna yansıtılması da ABD'nin bilgisi dâhilinde ve maksatlı bir şekilde olmuştur.
Her şeyden önce işkence uygulamalarının, objektiflere özel pozlar verilmesi suretiyle kayda alınması, işin içinde görüntüleri ileride kullanma, değerlendirme amacının olduğunu göstermektedir. Ayrıca ABD'nin bundan önce Guantanamo'da yapılan vahşi uygulamaları resmi elden dünya kamuoyuna yansıttığı bilinmektedir.
Bizim kanaatimize göre ABD bu görüntüleri medyaya yansıtarak iki önemli amaç gütmüştür: Birincisi Irak'taki direnişe destek için bu ülkeye gitmek isteyen gönüllülerin gözlerini korkutmak, onlara gözdağı vermek; ikincisi de bu uygulamaları ve görüntüleri psikolojik savaşın, tehdit politikasının, ileriye dönük işgal planlarında karşısına çıkacak halkları yıldırma ve korku fırtınası estirme stratejisinin malzemesi olarak kullanmaktır. Amerika'nın bu görüntüler sebebiyle kitlelerin tepkilerine maruz kaldığı, dolayısıyla böyle bir şeyi göze almak istemeyeceği zannıyla bu kanaatin isabetli olmayacağı düşünülmemeli. Çünkü ABD'nin geçmişini kurcaladığınız zaman hemen her döneminde böyle vahşi manzaralarla karşılaşırsınız. Buna rağmen o hizmetindeki medya organlarını kullanarak kitleleri hafıza kaybına uğratmayı da becerebilmektedir. Ayrıca onun için birinci derecede önemli olan kendisine nasıl bakılacağı değil, kendisinin hâkimiyet ve sultasının oturması, hesapların iyi gitmesi, stratejilerinin başarılı bir şekilde yürütülmesidir.
İşgalci Amerikan askerlerinin o işkence uygulamalarına başvurmalarının amacı sadece esir alınan Iraklılara bedensel yönden eziyet etmek değil, aynı zamanda tüm Müslümanların onur ve haysiyetleriyle alay etmek, Iraklı esirlerin şahsında bütün Müslümanlara hakaret etmekti. Bugün Irak'taki işgalci askerler, arama yapacakları iddiasıyla özel köpekleriyle, kirli postallarıyla ve iğrenç yüzleriyle camilere giriyor; camilerin her tarafını pisletiyorlar. Acaba bu uygulama gerçekten arama yapmak için midir? Camilerin kapısından bakıldığında içinde kimin olup olmadığının belli olacağını veya en azından arama için köpek sokmanın bir anlamının olmadığını onlar da biliyorlar. Onların asıl amaçları Müslümanların kutsal mekânlarına ve değerlerine hakarettir. Iraklı bir Müslüman kadının ırzına tecavüzün amacı da sadece cinsel tatmin veya herhangi bir kadına eziyet değil, bir Müslüman kadının onur ve haysiyetiyle oynamaktır. Bir esiri çırılçıplak edip kendisiyle alay etmenin amacı da o esirin mensup olduğu kitleyi karşısına alıp, esirin şahsında o kitlenin onuruyla alay etmektir. Söz konusu görüntüler bir de bu amaç için kayda alınmıştır. Bu amacın gerçekleşmesi için de o görüntülerin kamuoyuna yansıtılmasına ihtiyaç duyuluyordu ve bu ihtiyaç giderilmiş oldu.
İnançlarına ve kutsal değerlerine önem veren Müslümanların Amerika'nın davasının sadece alelade bir hâkimiyet davası olmadığını, onun aynı zamanda İslâm'la, Müslümanlarla, Müslümanların kutsal değerleriyle savaş halinde olduğunu bilmeleri gerekir.
Amerikan işgalcilerin Irak'ta gerçekleştirdikleri vahşi uygulamaların ve işkencelerin dünya kamuoyunu meşgul etmesi Siyonist işgalcilerin Filistin topraklarında yeni yıkımlar ve katliamlar gerçekleştirmelerini kolaylaştırdı. İşgalci Siyonist devlet uzun süreden beridir Gazze'deki yerleşimcilerini çekme planları yapmaktadır. Ancak bu çekilme işleminden önce Gazze'ye ağır darbeler vurmak istiyor. Gazze'yle ilgili planlarından biri de bu bölgenin Mısır'a açılan sınır çizgisi boyunca geniş bir alanda evleri yıkarak boş bir arazi oluşturmak ve bu araziye askerler yerleştirmektir. İşgalciler bu bölgeye, Batı Yaka'daki ırkçı ayırım duvarına benzer bir hendek kazmayı ve bu hendeği su ile doldurmayı planladıklarını da resmi ağızlardan açıkladılar. İşte bu amaçlarını gerçekleştirmek için planladıkları yıkım işlemine Amerika'nın Irak'taki uygulamaları ve işkence görüntüleri gölge oluşturdu. Siyonistler bu fırsatı değerlendirerek geçtiğimiz ayın ortalarında sınırdaki Rafah bölgesinde 200'den fazla evi yerle bir ettiler. Bölgedeki ahalinin tepki göstermesi üzerine de 18 Mayıs sabahı çok sayıda tank ve zırhlı araçla desteklenen askeri birliklerini sevk ederek yeni bir katliam gerçekleştirdi, 19 kişiyi öldürdü, onlarca insanı da yaraladılar. Ama gerek bu yıkımlar ve gerekse gerçekleştirilen katliam karşısında dünyadan söze gelir hiçbir tepki olmadı. Üstelik işgalciler bu arada insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinde bile benzerlerine şahit olunmayan uygulamalara başvurdular. Örneğin Muhammed el-Muğir adlı 14 yaşında bir çocuğu beslediği güvercine yem vermek için evinin çatısına çıktığı anda vurdu, ona yardım etmeye giden 16 yaşındaki ablası Esmâ'yı da anında vurarak her ikisini birden öldürdüler. Haydar Hasune adlı şahsın evini kendisinin ve aile fertlerinin üzerine yıktılar. Yıkılmak üzere işaretlenen evlerindeki eşyaları kurtarmaya çalışan üç kişiyi havadan helikopterlerle atılan roketlerle öldürdüler. Bu roket saldırısında beş kişi de yaralandı. Bütün bu uygulamalarına ses çıkarılmayan dolayısıyla kendilerini gayet cüretkâr hissetmeye başlayan Siyonistler vahşetlerini, Rafah'ın Tellu's-Sultan mahallesinde, yıkımlara ve katliamlara karşı gösteri düzenleyenlerin üzerine havadan füzeler yağdırarak gerçekleştirdikleri katliamla zirveye tırmandırdılar. Bu vahşi katliamda da 22 kişi öldürülürken 50'ye yakın şahıs da yaralandı.
Yukarıda da söylediğimiz gibi tüm İslâm âlemi hatta tüm insanlık için büyük tehdit oluşturan ABD ve İsrail birbirlerinin pisliklerini yine pislikle örtmeye, gölgelemeye çalışıyorlar. Rafah'taki katliama paralel olarak ABD'nin de Irak'ta bir düğün evini bombalayarak çoğu kadın ve çocuk 41 kişiyi öldürmesi de bu tarz bir gölgeleme ve pisliği pislikle örtme çabasıdır. İnsanlık öyle bir durumla karşı karşıya geldi ki, neye tepki göstereceğini, neyi protesto edeceğini şaşırmış durumda. İşkence görüntülerini protesto etmeye çalışırken Rafah katliamı karşısına çıkıyor, bu katliamın nasıl gerçekleştiğini bile daha tam öğrenemeden Irak'ta düğün evi katliamı gerçekleştiriliyor.
İnsanlık gerçekten çok ciddi bir vahşet ve tehdit ile karşı karşıyadır. Bu tehdide karşı ortak bir güç oluşturmaktan başka çıkış yolu bulunmamaktadır. Bu vahşete eğer bugün dur denilemez, yayılması önlenemezse yarın kapımıza dayanmış olacaktır. Unutmayalım ki Irak'ta ırzlarına tecavüz edilen kadınlar bizim kadınlarımız, Gazze'de başlarına füze yağdırılan, evlerinin çatılarına çıktıklarında Siyonistlerin keskin nişancılarının mermilerine hedef olan çocuklar bizi çocuklarımızdır.