Zulme Sessiz Kalmayalım

09 Mayıs 2004 Pazar, Vakit gazetesi

Beyrut'ta düzenlenen Üçüncü Kudüs Kongresi'nin sonuç bildirisi okununcaya kadar tüm toplantılara iştirak etmeyi planlamıştım. Ancak Cumartesi günü İstanbul'a uçak olmadığından Cuma günkü program da sonuç değerlendirmeleri ve sonuç bildirisinin hazırlanmasıyla ilgili olduğundan Kudüs Müessesesi'nin genel müdürü sayın Dr. Muhammed Ekrem el-Adluni'den sonuç bildirisini ve toplantıyla ilgili genel değerlendirmeleri e-mail'le göndermesini rica ederek Cuma günkü uçakla dönmeyi tercih ettim.

İnşallah dönüşümüz bir hayra vesile olacaktır. Allah'ın izniyle bir mani olmazsa Pazar günü Irak'taki Amerikan işgalini ve yapılan iğrenç işkenceleri protesto mitingine bütün aile fertleriyle birlikte iştirak edeceğiz. Tüm okuyucularımızı da bu iğrenç ve vahşi uygulamaya karşı seslerini yükseltmeleri, tavırlarını ortaya koymaları için bu mitinge katılmaya davet ediyorum. Hiç kimse "ben bir kişiyim, benimle ne eksilir" diye düşünmemeli. Yüce Allah'ın şu ayetini hatırlamalı: "İçlerinden bir topluluk "Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa neden öğüt veriyorsunuz?" dediklerinde (öğüt verenler): "Rabbinize karşı bir mazeretimizin olması için ve belki sakınırlar diye!" dediler." (A'raf, 7/164) Burada, taşkınlık eden topluluğa nasihat veya onların yaptıklarına itiraz edenlere, seslerini yükseltenlere öbür tarafta sessiz kalanların itiraz etmeleri üzerine nasihat edenlerin yahut seslerini yükseltenlerin verdikleri cevaba dikkat çekiliyor. Bugün zulüm karşısında başka hiçbir şey yapamayanların en azından tavır koymaları, itiraz edenlerle birlikte itiraz etmeleri, seslerini yükseltenlerle seslerini yükseltmeleri, zalimlerin karşısında mazlumların yanında olduklarını haykırmaları gerekir. Böyle yapmaları en azından, yarın Allah katına çıktıklarında kendileri için bir gerekçe olur. "Ya Rabbi! Zulme sessiz kalmadım, engel olamadımsa da tavrımı ortaya koydum" diyebilir.

Bazıları tıpkı yukarıdaki ayette kendilerinden söz edilen itirazcıların yaptıkları gibi bu tür aktiviteleri sorguya çekerek: "Yaptığınız zulmü engelliyor mu? Konuşup, slogan atmanın ötesine geçiyor mu?" tarzında zorular soruyorlar. Birilerinin bu itirazı yapabilmeleri için kendilerinin daha iyi ve daha faydalı bir şeyler yapmış olmaları gerekir. Hiçbir şey yapmadan sadece yapılanlara itiraz etmek acaba ne yarar sağlıyor, iyi düşünmeleri lazım. Ayrıca bu tür aktivitelerin sonuçsuz kaldığı düşüncesi de son derece hatalıdır. Eğer bir sonuç alınamazsa bunun sebebi bizatihi aktivite değil ilgi ve desteğin azlığı olabilir.

Bu tür aktiviteler konusunda insanı ihmalkârlığa yönelten bir sebep de: "Ben bir kişiyim benimle ne eksilir, ne artar?" düşüncesidir. Bu düşünce son derece yanlıştır. Çünkü herkes bir bütünün parçasıdır ve herkes sadece kendi yerini doldurur. Hiç kimse iki kişinin yerini dolduramaz. Dolayısıyla hiç kimsenin: "Ben bir kişiyim" diye düşünmemesi, "benim yerimi kimse dolduramaz" diye düşünmesi gerekir. Bu konuda temsili bir hikâye vardır: Geçmiş zamanların birinde bir yerin emiri bir havuzun civarında oturan ahaliye gece herkesin bir kova süt dökerek havuzu sütle doldurmalarını emretmiş. Ama o mıntıkada oturanların her biri: "Koskoca havuzda bir kova su hiç belli olmaz" diye düşünerek süt yerine su dökmüş ve sabah bakıldığında havuzun su ile doldurulduğu görülmüş.

İşte ortak faaliyet bilinci burada kendisini göstermektedir. Bugün İslâm âleminin karşı karşıya olduğu durumun en önemli sebeplerinden biri ortak faaliyet bilincinin yeterince gelişmemiş olması, insanlarımızın bireyselleştirilmiş olmaları ve hâlâ bireysel düşünüp, bireysel hareket etmeleridir. Zaten milyarların gücü de işte bu yüzden ortaya çıkmıyor. Çünkü yan yana dizilen tuğlalardan bir bina oluşmaz. Müslümanların da haklarını savunma, zulme karşı durma konusunda aralarında sağlam bir bina oluşturmaları, Yüce Allah'ın ayeti kerimede Müslümanları "kurşunla kaynatılmış bir bina gibi" diye vasfettiğini unutmamaları gerekir.

Aslında bugünkü yazımızda Beyrut'taki Üçüncü Kudüs Kongresi'nden notları ve Beyrut izlenimlerimizi size aktarmak istiyordum. Ancak Irak'taki işkenceye karşı eyleme dikkat çekmenin öncelik arz ettiğini düşündüğümden bu konuyu öne aldım. Allah izin verirse müteakip yazıda zikrettiğim konu üzerinde duracağım.