Seyyid Kutub'un Şehadetinin Yıldönümünde

3 Eylül 2001 Pazartesi

29 Ağustos tarihi çağımızın büyük bir fikir ve mücadele önderi olan Seyyid Kutub'un şehadetinin yıldönümüydü. Özgür-Der bu münasebetle geçtiğimiz Cumartesi günü bir panel düzenledi. Bu vesileyle dernek yetkililerine ve panele katılarak Seyyid Kutub hakkındaki araştırma ve fikirleriyle katkıda bulunanlara teşekkür ediyorum. Benim aynı günün gecesi Özel FM'de haftalık mutat "Dünya Döndükçe" programım olduğundan Seyyid Kutub'la ilgili panelin yarısında ayrılmak zorunda kaldım. İzleyebildiğim kısmında arz edilen fikirlerden ve tespitlerden genel olarak istifade ettiğimi belirtmek isterim. Ancak Seyyid Kutub'la ilgili olarak dillerde dolaşan yanlış bir bilginin orada adeta kesin bir bilgi gibi tekrar edilmesi beni üzdü. Ona aşağıda temas edeceğim. Ancak önce Seyyid Kutub'un kendisinden biraz söz etmek istiyorum

Seyyid Kutub, Yüce Allah'ın: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır" (Ahzab, 33/23) ayetinde sözü edilen kişilerden olduğuna inandığımız, çağın yetiştirdiği müstesna insanlardan biridir.

1906'da Mısır'ın Asyut kasabasında doğan Seyyid Kutub aslen Arabistanlıdır. Dedesi Şeyh Vakur ilim, takva ve güzel ahlak sahibi olmasıyla ünlüydü. Anne ve babası da çok dindar ve takva sahibi insanlardı. Kutub, kendisi annesine ithaf ettiği "Kur'an-ı Kerim'de Edebi Tasvir" adlı eserinde, onun dinine ne kadar bağlı bir kadın olduğundan söz eder.

Seyyid Kutub, annesinin yoğun istek ve teşvikiyle küçük yaşlarda Kur'an'ı ezberledi. Babası İbrahim Kutub'a ithaf ettiği "Kur'an'da Kıyamet Sahneleri" adlı eserinde şöyle der: "Babamın en çok dikkat ettiği şey, bizim ruhumuza ahiret duygusunu yerleştirmekti."

İlk eğitimini aile içinde aldıktan sonra, el-Ezher Üniversitesi'nde orta ve lise tahsilini yaptı. Daha sonra Daru'l-Ulum Fakültesi'ni bitirdi. 1933'te aynı fakültede öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. O dönemde "Yeni Fikir" adı altında bir dergi çıkardı. 1941'de sosyoloji doktorası yapmak üzere Maarif vekaleti tarafından Amerika'ya gönderildi. Yine aynı dönemlerde Müslüman Kardeşler cemaatiyle birtakım ilişkilere girmişti. Amerika'dan dönmesinden bir süre sonra da, tamamen bu cemaate katıldı.

Bilindiği üzere Türkiye'de inanç sahiplerinin Seyyid Kutub'un fikirlerinden istifade etmelerinin engellenmesi için onun hakkında asılsız iddialarda bulunuldu. Bu iddialar her türlü dayanaktan yoksun, asılsız iddialardır.

Seyyid Kutub Müslüman Kardeşler'den Ayrılmamıştır

Yukarıda sözünü ettiğim panelde, sayın Kürşat Atalar: "Seyyid Kutub'un Müslüman Kardeşler'den ayrılmasının sebebi de..." diye başlayan bir cümle kullanmıştı. Yazının giriş paragrafında kastettiğim hata da budur. Oysa Seyyid Kutub, Müslüman Kardeşler'den ayrılmamıştır.

Seyyid Kutub'un kız kardeşi Hamide Kutub'un bildirdiğine göre, Üstad şehadetinden kısa bir süre önce ona şöyle demiştir: "Şayet Hasan Hudeybi'yi (İhvan'ın o zamanki genel mürşidi) görürsen benden ona selam söyle ve kendisine, onun zarar görmemesi için insanın tahammül edebileceği bütün zorluklara tahammül ettiğimi belirt." (Salah Abdulfettah Halidi, "Seyyid Kutub mine'l-Milad ile'l-İstişhad - Doğumundan Şehadetine Seyyid Kutub" sh.474) Ayrıca yine hapishanede kendisine idam kararı haberi ulaşınca şöyle demişti: "Allah'a hamd olsun on beş yıldır şehadete ulaşmak için çalışıyorum. (O zaman İhvan'a katılmasının on beşinci yılıydı.) " (A.e. sh. 473) Yani o Müslüman Kardeşler cemaatinin saflarında verdiği mücadelenin tümünü bir bütün olarak değerlendirmiş ve bu dönemi şehadete ulaşmak için çalıştığı dönem olarak nitelemiştir. Cemaatten ayrıldığını ima edecek bir söz dahi sarf etmemiştir. Bütün bunlar da gösteriyor ki o, şehadetine kadar Müslüman Kardeşler içinde faaliyet göstermiştir. Onun şehadetinden önce bu cemaati terk ettiğine dair hiçbir delil yoktur. Varlığı bilinen bir şeyin yok olduğunu ispat etmek için yok olduğunun delillere dayandırılması gerekir. Kaldı ki onun kardeşleri ve kendisini yakından tanıyanlar böyle bir şeyin olmadığını ifade etmişlerdir.

Bu yöndeki iddiaların kaynağı Müslüman Kardeşler'e karşı olanların Seyyid Kutub'u onlardan görmek istememeleri dolayısıyla uydurdukları yalanlardır. Bu arada şunu da hatırlatalım ki, Müslüman Kardeşler, Seyyid Kutub'u sağlığında bağırlarına bastıkları gibi şehid edilmesinden sonra da onun fikirlerinin bayraktarlığını yapmış, asla onun düşüncelerinin yayılmasını önlemeyi amaçlayan bir tavır içine girmemişlerdir.

Cemaat içinde de Seyyid Kutub geçmişte olduğu gibi sevilmekte, kitapları tavsiye edilmekte, tefsiri eğitim programlarında okutulmakta ve davasına her zaman olduğu gibi sahip çıkılmaktadır. Ben Müslüman Kardeşler cemaatinin ileri gelenlerinden ve taban kesiminden yüzlerce insanla görüştüm. Birçoklarına Seyyid Kutub'la ilgili iddiaları özellikle sordum. Seyyid Kutub'u reddeden, onu karşısına alan bir tek kişiye rastlamadım. Fakat unutmamak gerekir ki Seyyid Kutub da bir beşerdir. Biz onu Allah'ın yolunu gereği gibi tanımamızda bize delalet ettiğinden dolayı severiz. Asıl izlenmesi gereken yol ise Allah'ın yoludur.

Bu arada şunu da hatırlatalım ki Türkiye'de, Müslüman Kardeşler cemaatinin bugünkü çizgisi hakkında oldukça yanlış bilgilerin dolaştığına şahit oluyorum. Bu bilgilerin de düzeltilmesine ihtiyaç var. İnşallah Allah fırsat verirse bu konuyla ilgili bir yazı yazmaya da çalışacağız.