Gündemden Notlar

23 Ekim 2001 Salı, Akit

Son günlerde dünya gündemini ağırlıklı bir şekilde Amerika'nın Afganistan'a yönelik saldırısı oluşturuyor. Biz bu konuyu Cuma dergisinin bu haftaki sayısı için yazdığımız yazıda ele almaya çalıştık. (Bkz. Asya'daki Dengeler ve ABD'nin Haçlı Seferi) Bu yazımızda da gündemdeki diğer bazı konularla ilgili kısa tespit ve tahlillerimizi vermeye çalışacağız.

Asya Pasifik Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Konferansı

Geçtiğimiz günlerde Çin'in Şanghay şehrinde Asya Pasifik Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Konferansı gerçekleştirildi. Bu konferansa ABD başkanı Bush da katıldı. Bush'un orada yaptığı konuşmada dile getirdiği şey yine "teröre karşı işbirliği" nakaratıydı. Fakat orada dikkat çeken, ABD karşısında bir Rusya-Çin işbirliğinin bayağı etkili bir şekilde kendini göstermesiydi. ABD işte bu gelişmeden ve özellikle Çin'in Asya'da gücünü ve etkisini artırmasından endişe etmektedir. Afganistan'a yönelik saldırısının amaçlarından biri de Asya'da Çin'e karşı bir askeri güç oluşturmak ve oradaki siyasi inisiyatifini artırmaktır. Ancak bunu başarmasının zor olacağı anlaşılıyor.

Herkesin Kendi Terörü

Yukarıda sözünü ettiğimiz konferansta gündeme gelen en önemli konu teröre karşı işbirliği konusuydu. Ancak Rusya ve Çin'in bu konuda Çeçenistan ve Doğu Türkistan'daki bağımsızlık mücadelelerini de terör olarak lanse etmeleri ve kendilerine de bu konuda destek verilmesini istemeleri bir gerçeği ortaya koyuyordu: Herkes kendi başını ağrıtan meseleyi "terör" dairesinin içine sokuyor ve dış dünyadan o konuda kendisine destek verilmesini istiyordu. Bu da gösteriyor ki çerçevesi belirlenmemiş izafi bir kavram olan terörü, günümüz ülkeleri çoğu zaman kendilerinin haksız baskılarına, zulümlerine ya da işgallerine meşruiyet kazandırmak için kullanıyorlar. Teröre karşı işbirliği ile kastettikleri ise başlarını ağrıtan meseleler karşısında kendilerine dış dünyadan destek sağlanması. Ama şu bir gerçek ki dünyada hakimiyet ve güç kavgası içinde olan ülkeler birbirlerinin meselelerini onlara karşı kullanmaktadırlar. Bu konudaki politikaların mevcut şartlarda da değişmeyeceği açıktır. Dolayısıyla güç ve hakimiyet konusunda rekabet halinde olan ülkeler birbirlerinin meselelerini yok etmek için işbirliği içine kolay kolay girmezler. Bu itibarla son zamanlarda yoğun bir şekilde gündeme getirilen "teröre karşı işbirliği" başlığı altında pratiğe yansıyacak global bir politikanın geliştirilmesi pek mümkün görünmemektedir. ABD'nin bu konuda ileri sürdüğü "koalisyon" iddiası ise büyük ölçüde lafta kalacaktır.

Bir "Filistin Devleti" Masalı ve İsrail'i Kurtarma Operasyonu

Son zamanlarda "Filistin Devleti" konusu yeniden yoğun bir şekilde gündeme getirilmeye başlandı. Hatta ABD ve güya "barışçı" olarak lanse edilen Şimon Perez bile Filistin devleti kurulması fikrine taraftar görünüyorlar. Bu konu öyle çerçeve ve kalıp olarak gündeme getirilince herkesin hoşuna gidiyor. Ama içine girilince, içinde ne dolapların döndürüldüğü daha yakında görülüyor. Biz şunu ifade edelim ki "Filistin Devleti" konusunda ABD'nin, Şimon Perez'in ve hatta bazı İslam ülkelerinin gündeme getirdiği planlar içi boş, Filistin halkının gasp edilmiş haklarının iadesi konusunda bir şey kazandırmayacak "dışı seni yakar içi beni" sözünde ifadesini bulan türden planlardır. ABD'nin bu planı gündeme getirmekle yapmak istediği aslında İsrail işgal devletini içine düştüğü girdaptan kurtarmaktır. Çünkü İsrail işgal devleti her ne kadar, Afganistan'a yönelik ABD saldırısının gölgesinde vahşi saldırılarını şiddetlendirse de, kendisi de ciddi bir sıkıntıyla karşı karşıyadır. Filistinliler karşısında en şedit siyonist siyasilerden olan Turizm bakanının öldürülmesi "İsrail"in göçmen yahudilerin güvenliğini sağlamaktan artık tamamen aciz kaldığı gerçeğinin ciddi şekilde konuşulmasına sebep oldu. Bizzat İsrail kaynaklarına göre 1800 İsrail askerinde ileri derecede psikolojik rahatsızlıklar tespit edildi. Askerler arasında ölüm korkusu aynen Güney Lübnan'daki işgal güçlerinde olduğu gibi günden güne yayılıyor. Bu durum ise askerlerin direnç gücünü kaybetmelerine sebep oluyor. Buna benzer daha pek çok sebepten dolayı İsrail çözülme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu yüzden Filistin halkının direnişinin yeni bir siyasi oyunla durdurulması, Şaron'un iktidardan uzaklaştırılıp yerine "barışçı" diye lanse edilen gerçekte ise mevcut Şaron hükümetine ortak olması sebebiyle onun tüm suçlarına ortak olan Perez'in iktidara getirilmesi, Filistin özerk yönetimine de İsrail'in çıkarlarının bekçiliğini yapacak bir tabela devleti kurdurulması suretiyle İsrail işgal devletinin rahatlatılması istenmektedir.