İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Aralık 2018, Davet Mektebi

İsrail'in Gazze Saldırısı ve Direnişçilerin Kararlı Mücadelesi

Gazze'yi on iki yıldan beri abluka altında tutan ve bu ablukanın kalkması için sivil faaliyetler yürüten Filistin halkına da silahla karşılık veren siyonist işgal devleti 11 Kasım 2018 Pazar gecesi, Hamas'ın askeri kanadı durumundaki İzzettin Kassam Birlikleri'nin bir komutanını kaçırmak amacıyla bu bölgeye bir operasyon girişiminde bulundu. Bu amaçla bölge içine sızan işgalci asker grubunu fark eden Kassam Birlikleri'ne mensup mücahitler onlara engel olmaya çalıştı. Bunun üzerine çatışma çıktı ve işgalci grubun başını çeken, aynı zamanda işgal rejiminin askerî mekanizmasında da önemli bir konumda olan bir albay çatışmada hayatını kaybetti. Bir subay da ağır yaralandı. İşgal güçleri diğer askerlerinin sağ olarak çıkmalarını sağlamak için Kassam mücahitlerine havadan saldırdı ve başta Kassam Birlikleri'nin önde gelen komutanlarından Nureddin Bereke olmak üzere yedi mücahit şehit oldu.

İşgal rejimi provokatif operasyonda bulunan taraf olmasına ve hava saldırısında yedi mücahidi şehit etmesine rağmen kendisinin bir subayının öldürülmesini gerekçe göstererek ertesi gün yani 12 Kasım Pazartesi günü Gazze bölgesine rasgele saldırılar düzenlemeye başladı. Çünkü Gazze'deki direnişçilerin sıkıştırılmış olduklarını, bu saldırılara karşılık veremeyeceklerini sanıyordu. Ya da direnişçilerin savunma gücünü denemek istiyordu.

Gazze'deki bütün direniş grupları bir araya gelerek Ortak Operasyon Odası oluşturdu ve işgalcilerin Gazze çevresindeki hedeflerine yönelik füze saldırıları düzenlemeye başladılar. Buna karşılık işgal güçlerinin Gazze'deki hedeflere yönelik saldırıları devam ediyordu. Ama Filistinli direniş gruplarının kararlı direnişi işgal yönetimini dize getirdi ve siyonist işgal hükümeti 13 Kasım Salı akşamı Mısır'ın arabuluculuğu ile ateşkesi kabul etti. Bizzat siyonist medya organlarının verdiği bilgilere göre Filistin direnişinin savunma mücadelesinde ABD'nin işgal rejimine hediye ettiği Demir Kubbe sistemi fazla işe yaramamıştı ve atılan füzelerin bazıları önemli hedeflere isabet etmişti. Bu yüzden gerek işgalci askerlerden ve gerekse yerleşimcilerden en az yüz kişi yaralandı. Can kaybının ise iki olduğu açıklandı. Ancak çekilen bazı görüntüler gerçekte can kaybının bu rakamın bayağı üstünde olduğunu gösteriyordu.

İşgal yönetiminin ateşkesi kabul etmek zorunda kalması siyonist işgal hükümetinde çatlağa neden oldu. Savunma Bakanı olarak nitelendirilen aşırı siyonist Avigdor Liberman, Netanyahu'nun ateşkesi kabul etmekle yenilgiyi kabul ettiğini ileri sürerek bakanlık görevinden istifa etti ve partisini koalisyondan çekti. Aslında Liberman, Netanyahu'nun başka bir seçeneğinin olmadığını çok iyi biliyordu. Ancak bir yıl sonra yapılacak seçimlere hazırlık amacıyla, saldırgan siyonist tabanın oylarını çekebilmek için böyle bir taktiğe başvurdu.

Trump, Bin Selman'ın Kanlı Ellerini Gizlemeye Çalışıyor

Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili olarak Suudi Arabistan yargısının yürüttüğü soruşturmayla ilgili olarak bu ülkenin başsavcısı Suud El-Mu'ceb, Türkiye'ye bir ziyarette bulundu. Ancak Türkiye tarafından yapılan açıklamada savcının ziyaretinin olayın birlikte çözüme kavuşturulması açısından bir yarar sağlamadığına dikkat çekildi.

Suudi Arabistan başsavcılığı adına daha sonra sözcü Şa'lan Şa'lan tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Bu açıklama kendi içinde birçok çelişki içermesiyle dikkat çekiyordu. Ancak açıklamanın en çok dikkat çeken yanı Kaşıkcı'nın öldürülmesinden sonra cesedinin parçalandığının itiraf edilmesiydi. Ama cesedin parçalanmış halinin yerli bir işbirlikçiye verildiği iddia ediliyordu. Başsavcı ise Türkiye'yi ziyareti esnasında kendilerinin böyle bir iddiada bulunmadığını söylemişti. Şa'lan'ın basın açıklamasında tariflere dayanılarak cesedi alan yerli işbirlikçinin bir resminin çizildiği söyleniyor ama kimliği ve irtibat bilgileri hakkında yine bir şey söylenmiyordu.

Türkiye'de emniyet teşkilatının ulaştığı bazı bilgilerin ve bulguların ise cesedin hidroflorik asitle tamamen imha edildiği yönünde kanaate yönelttiği ifade ediliyordu.

Diğer yandan cinayetin arka planıyla ilgili yorumlarda böyle bir cinayetin veliaht prens Muhammed bin Selman'ın bilgisi dışında işlenmesinin mümkün olmadığına dikkat çekildi. Ancak ABD Başkanı Donald Trump her şeye rağmen Bin Selman'ın makamını koruyabilmek ve ona dokunulmasını önlemek için onun bu cinayet planından önceden haberdar olduğu konusunda kesin bir kanaat oluşmadığı iddiasındaki ısrarını sürdürdü. Onun böyle bir iddiada ısrarlı davranmasında ABD'nin Suudi Arabistan'la ticari ilişkilerini önemsemesinin yanı sıra siyonist işgal rejiminin Bin Selman'a sahip çıkma konusundaki gayretlerinin de önemli rolü olduğu tahmin ediliyor. İşgal rejimi kendi hesapları ve planları açısından Muhammed bin Selman'ın saltanatının garantiye alınmasına büyük önem veriyor.

Suudi Arabistan'ın Geleceğe Yatırım Girişimi (FII) Forumu

Kaşıkçı cinayetinden dolayı son dönemde ciddi eleştirilerin hedefi olan Suudi Arabistan bir yandan da ekonomik ataklar yapma amaçlı faaliyetlerini sürdürüyor. Bu amaçla Geleceğe Yatırım Girişimi (Future Investment Initiative -FII) bir diğer adıyla Çöldeki Davos forumu adını verdiği bir program düzenledi.

Kaşıkçı cinayetinden dolayı birçok önemli devlet adamı ve bazı büyük firmaların ileri gelenleri forumu boykot ettiklerini önceden açıkladı. Boykot edenlerin sayısı kırkı geçti. Bazı önemli basın yayın kurumları da forumun sponsorluğundan çekildi. Bu boykotlar ve sponsorların bir bir çekilme kararı almaları forumun tamamen iptal edilmesi ihtimalini de akla getirmişti. Ancak Suudi Arabistan yönetimi yine de söz konusu forumu belirlenen tarihte yani 23-25 Ekim tarihlerinde üç gün süreyle gerçekleştirdi.

Boykotlara rağmen yine de foruma birçok ülkeden ve firmadan katılım oldu. Tabii bu ülkeleri ve firmaları Suudi Arabistan'ın gerçekleştirdiği bir cinayete karşı tavır koymaktan ziyade kendi çıkarları ilgilendiriyordu. Suudi Arabistan önemli bir para kaynağına sahip olduğundan ve yeni dönemle ilgili önemli projeleri olduğundan bu projelerden pay kapabilmek için forumdaki yerlerini aldılar. Forumda Suudi Arabistan yönetimi muhtelif ülkelerle ve firmalarla yüksek miktarlarda maliyetleri olan çeşitli projelerin sözleşmelerini imzaladı.

Lübnan'da Hükümet Kurulamaması

Lübnan'da cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın hükümeti kurma görevini Müstakbel Partisi'nin genel başkanı Sa'd El-Hariri'ye vermesine rağmen altı aya yakın bir süredir ülkede hükümet kurulamamasından dolayı sıkıntı çekiliyor. Sa'd El-Hariri geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada hükümet kurulamamasına Hizbullah'ın neden olduğunu ileri sürdü. Hariri, Hizbullah'ın sünnilerin kontenjanından hükümete alınacak bakanların da kendisinin gösterdiği kişiler arasından seçilmesini istediği için yolu tıkadığını ifade etti.

Tarık Ramazan'ın Serbest Bırakılması

Avrupa'daki Müslümanların ileri gelen düşünürlerinden ve Oxford Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olan Prof. Dr. Tarık Ramazan, Hind Ayari adında bir kadının tecavüz suçlamasıyla Fransa'da gözaltına alınmıştı. Daha sonra bir başka kadın da aynı ithamda bulundu. Ancak Tarık Ramazan, kadınların tecavüzün gerçekleştirildiğini iddia ettikleri tarihlerde, olayın gerçekleştiğini söyledikleri mekânlarda bulunmadığını bilakis o tarihlerde uçakta yolcu olduğunu biletlerini göstererek ispat etmişti. Bunun üzerine suçlamada bulunan Hind Ayari tarih ve zaman bilgisini değiştirdi. Böyle bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç duyulması ve suçlamayla ilgili olarak kadının ithamından başka hiçbir delilin bulunmaması suçlamanın haksız bir iftira olduğunu ispat ediyordu. Ama Fransa'daki mahkeme, Tarık Ramazan'ın multipl skleroz hastalığından muzdarip olmasına rağmen yine onu serbest bırakmamıştı. Geçtiğimiz ay mahkeme, suçlamalarla ilgili hiçbir delil bulunamaması ve kadınların iddialarının çelişkiler içermesi sebebiyle Tarık Ramazan'ı kefaletle serbest bırakma ihtiyacı duydu.

Libya Hakkında Palermo Zirvesi

Libya'daki iç çatışmaya çözüm bulunması için İtalya'nın Sicilya Adası'nın başkenti Palermo'da geçtiğimiz ay bir zirve düzenlendi. Ancak yapılan görüşmelerden herhangi bir sonuç alınamadı ve çok genel kararlar alınarak zirve sonlandırıldı. Türkiye adına zirveye katılan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Avrupa ülkelerinin fitneci ve darbeci general Halife Haftar'dan yana tutumlarından dolayı zirveyi terk etti. Türkiye ile birlikte Katar temsilcisi de terk etti.

ABD'nin İran'a Ambargosunun İkinci Aşaması

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la nükleer teknolojinin kullanılması konusunda yapılan anlaşmadan çekilmesinden sonra iki aşamalı ambargo uygulayacağını açıklamıştı. Ambargonun ikinci aşaması da 5 Kasım 2018 tarihinde başlatıldı. Bu aşamadaki yaptırımlar daha çok enerji, gemicilik, deniz ulaşımı ve finans sektörlerini kapsıyor. Bazı ülkeler bu aşamada İran'la ilişki konusunda müstesna tutuldu. Türkiye de müstesna tutulan ülkeler listesine dâhil edildi.

Gazzeli Balıkçının Mısırlı Askerler Tarafından Öldürülmesi

7 Kasım 2018 tarihinde Gazzeli balıkçı Mustafa Ebu Avde, Gazze açıklarında avlanırken Mısır askerî feribotlarından açılan ateşle hayatını kaybetti. Bu kişi Mısırlı askerlerin öldürdüğü ilk Gazzeli balıkçı değildi. Daha önce de bazı balıkçıları öldürmüş, bazılarını yaralamış, bazılarının da teknelerine el koyarak kendilerini gözaltına almışlardı. Bütün bunlar Mısır'ın karada olduğu gibi denizde de siyonist ablukanın bekçiliğini yapmasından kaynaklanıyor.

Arap Ülkelerinin İşgal Rejimiyle İlişkileri Normalleştirme Yarışı

Arap ülkeleri, özellikle de Körfez ülkeleri son zamanlarda siyonist işgal rejimiyle ilişkileri normalleştirmek için adeta bir yarışa girmiş durumdalar. İşgal devletinin başbakanı Netanyahu Umman'ı ziyaret etti ve burada Sultan Kabus tarafından sıcak bir ilgiyle karşılandı. Sonra İsrail Kültür ve Spor Bakanı Miri Regev, ardından İletişim Bakanı Eyüp Kara Birleşik Arap Emirlikleri'ni ziyareti etti. Katar'daki Dünya Artistik Cimnastik Şampiyonası'na İsrail Milli Takımı'nın katılması ve İsrail milli marşının çalınması da bu doğrultuda dikkat çeken bir gelişme oldu.

Yemen'de Devam Eden Saldırılar ve Yaşanan Kriz

Yemen'de Suudi Arabistan ile İran'ın beslediği Husi örgütü arasındaki hakimiyet kavgası, savaşın hiçbir tarafıyla ilgili olmayan sivil halkın büyük sıkıntılar yaşamasına neden oluyor. Savaş yüzünden açlık ve salgın hastalık sorunları son zamanlarda daha da büyüdü. On binlerce çocuk açlıktan ölümün eşiğine gelmiş durumda.

AİHM'nin Hz. Muhammed'e Hakaretin İfade Özgürlüğüne Girmediği Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hazreti Muhammed'e hakaretin ifade özgürlüğü kapsamına girmediğine hükmetti. Bu doğrultuda Avusturyalı bir kişinin Hz. Muhammed'e yönelik hakaret içeren ifadelerinin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar verdi. AİHM'nin bu kararı önemli bir gerçeğin kabul edilmesi ve yargı hükmü olarak tasdik edilmesi anlamına geldiği için ciddi yankı uyandırdı.

Şimdiye kadar Avrupa'da değişik yayın organlarında İslâm'ın peygamberine hakaret içeren birçok karikatür ve ifadenin siyasi liderler ve yönetimler tarafından düşünce özgürlüğü kapsamında ele alınması ciddi tepkilere neden olmuştu.