Suud Zulmü Karşısında İlim Ehlinin İki Farklı Duruşu

Ağustos 2018, Vuslat

Mescidi Haram’ın imamlarından ve Suudi Arabistan’ın tanınmış ilim adamlarından Abdurrahman Sudeys geçtiğimiz Haziran ayında İsviçre’nin Cenevre şehrindeki bir camide yaptığı konuşmada ABD ve Suudi Arabistan’ın bugün dünyanın iki kutbu olduğunu iddia ederek “Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar” demişti. Sudeys, ABD ve Suudi Arabistan’ın dünyanın güvenliği ve istikrarı için çalıştığını iddia ederek Suudi Arabistan kralı Selman ve ABD Başkanı Trump için dua etmişti.

Sudeys’in bu konuşması ve zulmün başını çekenlere dua etmesi oradakileri rahatsız etti. Bazıları bu rahatsızlıklarını dışa yansıtarak Sudeys’e tepki gösterdiler. Cezayirli bir Müslüman,"Yemen'deki ve Katar'daki kardeşlerimizi abluka altına alırken nasıl olur da bize güvenden bahsedersiniz? Cezayir, Mısır ve Türkiye'deki darbeleri nasıl desteklediniz? Ey sarayın âlimleri, siz ahiret gününde bu duruşunuzdan sorumlu tutulacaksınız. Bugün bize laf söyleme. Size itaat yok. Ey Amerika'nın kölesi. Bizler özgürlük ve güvenliği biliyoruz. Çünkü topraklarımız özgürlük ve güvenliğin topraklarıdır" diye konuştu.

ABD Başkanı Trump’ın Kudüs’ü siyonist işgal rejiminin başkenti olarak tanıdıklarını ilan etmesinden kısa bir süre önce de Suudi Arabistan’ın müftüsü Abdülaziz bin Abdullah Âl-i Şeyh et-Temimi Filistin’de İslâmî Direniş Hareketi’nin işgale karşı verdiği mücadeleyi terör olarak niteleyen ve siyonist işgale karşı savaşmanın caiz olmadığını söyleyen bir fetva yayınlamıştı. Suud müftüsü böyle bir fetva verdikten sonra ABD başkanının Kudüs’ü işgal rejiminin başkenti olarak ilan etmesi hiç de zor olmadı.

Katar’a abluka kararı alınmasından sonra da Suudi Arabistan’da “saray uleması” olarak nitelendirilen ilim adamı kesimi ülkelerinin Katar’a yönelik abluka uygulamalarının haklı ve aldıkları kararların da isabetli olduğunu söylemişlerdir.

Bunlar dünyayı âhirete tercih ettiklerinden, kendilerine bu dünyada verilen nimetler gözlerinin önüne bir perde çekmiştir ve artık gerçekleri görememekte veya görmek istememektedirler. Çünkü kendilerine sunulan makamları ve nimetleri kaybetme korkusu onların gerçekleri görmelerine, görseler de söylemelerine engel olmaktadır. Bu gibiler ilme ve ilmin değerlerine sahip çıkma onurunu kaybetmiş, saraydakilerin sözcülüğünü yaparak onların doğru da yapsalar yanlış da yapsalar her yaptıklarını, doğru da konuşsalar yanlış da konuşsalar her söylediklerini savunma zorunluluğu duyar hale gelmişlerdir. İçine düştükleri bu durum da kendilerini gerçekte bir zillete sokmuştur.

Bu tür saray ulemâsına murtezika yani kendilerine saraydan rızık verildiği için sarayın hesabına fetva veren ve sarayın hesabına konuşan kesim demek gerekir. Bunların tarihte de pek çok örneklerine rastlanmıştır. Tarihte saraya yerleşerek insanlara hükmeden diktatörlerin memnun olması için saray ulemâsı tarafından nice çarpık, tutarsız ve saçma fetvâlar verilmiştir.

'Murtezika' kesiminden olanlar genellikle çift kimlikli olurlar. Çünkü onlar iki farklı yöne hitap etmektedirler. Bu açıdan bir kimlikleriyle kendilerini bir tarafa diğer kimlikleriyle ise diğer tarafa kabul ettirmeye çalışırlar. Fakat bu kimliklerinin hiçbirinde samimi ve gerçekçi değildirler.

Tabii ki Suudi Arabistan’da bütün ilim adamları böyle saray uleması türünden değil. Ülkede iktidarı ellerinde bulunduranların yanlış uygulamalarından, haksızlıklarından, ABD ile çok fazla içli dışlı olmasından, Katar’a ablukanın başını çekmesinden rahatsız olanlar da var. Fakat Suudi Arabistan’da yönetimdekilerin uygulamalarını açıktan eleştirmek kolay değildir. Dolaylı yoldan eleştirenler bile hemen hapse atılırlar veya sorgulamaya tabi tutulurlar. Bu yüzden yüzlerce insan sırf yönetimin bazı uygulamalarıyla ilgili görüşlerini üstü kapalı bir şekilde dile getirmelerinden dolayı bugün hapiste tutuluyor.

Onlardan biri de çok geniş kitlelerin sevgisini kazanmış olan ve sosyal medyada milyonlarca takipçisi bulunan Selman el-Avde’dir. Selman el-Avde muhalif görüşleriyle öne çıkan Sahve (Uyanış) Grubu’nun ileri gelenlerinden olan bir ilim ve fikir önderidir.

Bu arada konuyla irtibatlı olarak Sahve Grubu’nun Suudi Arabistan’da teşkilatlı bir yapılanma olmadığını belirtelim. Çünkü Suudi Arabistan’da sivil bir yapılanmaya müsaade edilmez. Bütün teşkilatlı yapılanmalar devletin kontrolü altındadır ve devlete bağlıdır. Hakim sistem tarafından rejime muhalif açıklamalar yapmakla itham edilerek hapse atılan veya sorgulanan bazı fikir ve ilim adamlarının oluşturduğu kesim Sahve (Uyanış) Grubu olarak isimlendiriliyor. Bunların kendi içlerinde herhangi bir teşkilat yapıları ise mevcut değildir ve hâkim sistem buna izin vermez.

Sahve Grubu’nun ileri gelenlerinden kabul edilen Selman el-Avde ise Eylül 2017’nin başlarında bir tweet mesajında, veliaht prens Muhammed bin Selman’ın Katar Emiri Temim bin Hamed Ali Sâni ile görüşme yapması durumunda bundan iyi şeylerin çıkmasını ümit ettiğini dile getirmesi sebebiyle hapse atıldı. Yani bütün suçu Katar’la meselenin diyalog yoluyla çözülmesinin yollarının araştırılmasının daha uygun olacağına dair fikir beyan etmesiydi. Ama rejim ondan aynen “saray uleması”nın yaptığı gibi “Kralımız Katar’a abluka kararı almakla en doğru olanı yapmıştır. Aslında Katar çok daha fazlasını hak ediyor ama bizim kralımız insaflı olduğu için şimdilik abluka ile yetiniyor. Gerek görürse ordularını Katar’ın üzerine sevk ederek o yüksek gökdelenlerini ahalisinin tepesine yıkabilir ve buna da hakkı var” demesini bekliyordu. İşte bunu demediği ve diyalogdan yana tavır sergilediği için Suud diktası onu zindana attı ve on aydan beri zindanda tutuluyor.

Selman el-Avde’nin oğlu Abdullah babasının hapishanedeki durumu hakkında yaptığı açıklamada onun çok zor şartlarda olduğunu, hücre hapsine ve baskıya maruz kaldığını, günlerce uykudan mahrum bırakıldığını ve kendisine çok kötü muamele edildiğini dile getirdi. Dediğimiz gibi bunca eziyete maruz bırakılmasının sebebi ise Katar’la meselenin çözülmesi için diyalog yolunun tercih edilmesinin daha uygun olacağını dile getirmesinden başka bir şey değildi.

Suudi Arabistan diktası 12 Temmuz 2018 tarihinde de yine Sahve Grubu’ndan kabul edilen ilim adamlarından Sefer el-Havali’yi gözaltına aldı. Dikta rejiminin güvenlik görevlileri Sefer el-Havali ile İbrahim adındaki oğlunu evine baskın düzenleyerek gözaltına aldılar. Olay hakkında bilgi veren haber kaynaklarında baskın esnasında Sefer el-Havali’nin hasta ve istirahat halinde olduğuna dikkat çekildi. Güvenlik görevlileri el-Havali’nin Abdurrahman ve Abdullah isimli oğullarını ise bir amcalarının oğlunun düğününe katıldıkları sırada düğün yerine baskın düzenleyerek gözaltına aldılar.

Sefer el-Havali ile oğullarının gözaltına alınmalarının sebebi ise “Müslümanlar ve Batı Uygarlığı” isimli, üç bin sayfadan oluşan bir kitap yayınlamasıydı. Bu kitabında ABD’nin Arap dünyasına musallat olmasına tepki gösteriyor, Suudi Arabistan ziyareti için yapılan harcamalara da eleştiride bulunuyordu. Kitabında aynı zamanda siyasetin yükselen gücü önemsemeyi gerektirdiğini, İslâm âleminin yükselen güç olduğunu ABD’nin ise gerileyen güç olduğunu dile getiriyordu. El-Havali buradan hareketle aynı zamanda Suudi Arabistan’da yönetimi elinde bulunduran ailenin mensuplarına, ilim adamlarına, fikir adamlarına ve devlet yetkililerine nasihatte bulunuyordu.

Onun kitabındaki tespitleri ve fikirleri dikta rejiminin veliaht prensine dokunuyordu. Çünkü onun bütün hesapları ABD ve siyonist işgal rejimiyle ilişkileri geliştirme, ülkenin yeni dönemde politikasını siyonist işgale açık bir şekilde düzenleme üzerine kuruluydu. Saray ulemasından Abdurrahman Sudeys’in İsviçre’de camide yaptığı konuşmada “ABD ve Suudi Arabistan dünyanın iki kutbudur. Allah’a hamdolsun birlikte dünyayı yönetiyorlar” demesi ve hem Suud kralına hem de ABD Başkanı Trump’a dua etmesi boşuna değildi. Suud rejimi bütün hesaplarını ABD ile bağlarını güçlendirme ve İslâm coğrafyasında ABD’nin bir karakolu görevi görme üzerine kurmuştu. Ona, “ABD yükselen bir güç değil düşüş halindeki bir güçtür; sen ABD’yi değil İslam dünyasını nazarı dikkate al” diye teklifte bulunulması, bu görüşten hareketle öğüt verilmesi nasıl mümkün olabilirdi?

Suudi diktası sırf kendisine “gelecek ABD’de değil İslâm’dadır” hatırlatmasında bulunduğu için sadece Sefer el-Havali’yi değil oğullarını da suçlu buldu ve onları da gözaltına aldı.

Burada Suudi Arabistan’daki zulüm rejimi karşısında ilim adamlarının sergilediği iki farklı tavırdan farklı örnekler verdik. Birincisi zulme ve küresel emperyalizmle işbirliğine alkış tutanlardan verdiğimiz örnekler. Tabii bu tutumu sergileyenlerin hepsi bu kadar değil. Onlar gibi daha onlarcası zulmün, ihanetin ve küresel emperyalizmle, siyonist işgalle işbirliğinin şakşakçılığını yapıyor. Onlar bunun karşılığını hakim sistemin sunduğu imkânlardan yararlanarak dünyada elde ediyorlar. Onların durumu “Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver” deyip de âhireti unutanların veya düşünmek istemeyenlerin durumu gibidir. Bu tutum elbette bir ilim adamına yakışmaz. Ama maalesef bunların benzerleri tarihte de çokça ortaya çıkmıştır. Kısa vadede elde edileni uzun vadede gelecek olana tercih ettikleri için zulmedenlerin yanında yer almaktan, onların sözcülüğünü ve şakşakçılığını yapmaktan çekinmemişlerdir.

İkinci kesimden olanlar ise Allah karşısında verecekleri hesabı düşünerek burada zulme arka çıkmaktan kaçınanlardır. Onların durumu ise “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver âhirette de iyilik ver” diyenlerin durumu gibidir. Ama zulüm rejimi onlara tahammül edemiyor. Kendilerine yönelik eleştirilere hiç müsaade etmeyen bu zalimler, kendilerine yanlışın ve doğrunun hatırlatılmasına bile müsaade etmeyerek “yüzünü Amerikan emperyalizmine değil İslâm âlemine çevir” diyenleri, “Katar’la meseleyi diyalog yoluyla çözseniz daha güzel olmaz mı?” diyenleri bile zindanlara tıkıyorlar.

Malum olduğu üzere Suudi Arabistan İslâm şeriatı ile yönetilen ülke olarak lanse edilmektedir. Oysa İslâm şeriatı zulüm değil adalet nizamıdır. Onu bir zulüm nizamına çevirenler en başta bu nizama zarar verirler.