Sisi darbesinin beşinci yılında

5 Temmuz 2018 Perşembe, Yeni Akit

Mısır’da, halkın ayaklanmasıyla devrilen dikta rejimini geri getirmek amacıyla gerçekleştirilen askeri darbenin üzerinden beş yıl geçti.

Arap dünyasındaki dikta rejimleri küresel emperyalizmle de işbirliği yaparak halkların özgürlük mücadelelerinin önünü kesmek ve kazanımlarını geri almak amacıyla bizim “fitne savaşı” olarak isimlendirdiğimiz bir karşı savaş başlatmışlardı. Bu fitne savaşları diktatörlerin devrildiği ülkelerin her birinde ayrı bir şekilde yürütüldü. Mısır’da da “Baltacı fitnesi” adı verilen bir fitne savaşı başlatıldı. Bu fitne savaşının amacı halkın iradesiyle seçilmiş olan yönetimin kendiliğinden çökmesine yol açmaktı. Fakat Baltacı fitnesini uzun süre finanse etmelerine rağmen bunu başaramadılar. Bunun üzerine General Abdülfettah Sisi’nin devreye girerek askerî darbe gerçekleştirmesini sağladılar.

Mısır’daki fitneye dışarıdan destek veren Suudi Arabistan, BAE gibi dikta rejimleri, halkın iradesiyle seçilen Muhammed Mursi’ye karşı 30 Haziran 2013’te bir sivil darbe gerçekleştirilmesini planlamışlardı. Bu yüzden Baltacı fitnesi çerçevesinde istihdam ettikleri takımlarını meydanlara çıkarmak istediler. Fakat o gün Mursi’ye destek amacıyla çok daha büyük kalabalıkların meydana çıkması üzerine amaçladıklarını gerçekleştiremediler ve 3 Temmuz 2013 tarihinde Sisi askeri darbeyi gerçekleştirdi.

Darbenin sınır aşan en önemli boyutunu açığa çıkaran gelişmeler darbecilerin ilk icraatları oldu. Olayın bu boyutunu zaten siyonist işgalcilerin yönlendirdiği medyanın yürüttüğü antipropaganda ve psikolojik yıpratma savaşı da dışa vuruyordu.

Darbecilerin ilk icraatları Mursi döneminde kademeli bir şekilde etkisiz hale gelmeye başlayan Gazze ablukasının yeniden kaskatı bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla Rafah sınır kapısını kapatmak oldu. Bu uygulamalarına da bölgede istikrarsızlık ve bazı karışıklıklar olmasını gerekçe gösterdiler. Bunun yanı sıra Gazze’nin hayat damarları olarak nitelendirilen tünelleri tamamen kapatmak veya kullanılamaz hale getirmek için de ellerinden geleni yaptılar.

Cunta yönetimiyle birlikte Mısır, 25 Ocak 2011 devrimi öncesindeki dikta yönetimine geri dönmüş oldu. Zulme karşı çıkanların susturulması için işletilen yargı mekanizması vasıtasıyla yüzlerce insan idam cezasına mahkûm edildi ve bunların birçoğu da infaz edildi. Siyasi muhalefetin tamamen susturulması amacıyla kullanılan yargı zulmünün gittikçe genişlemesi çok sayıda insanın ülkesini terk ederek başka ülkelerde yaşamak zorunda kalmasına neden oldu.

Cunta, görünüşte sivil yönetime geçmek istediği iddiasıyla göstermelik olarak seçimler gerçekleştirdi. Fakat bu seçimlerde halkın özgür iradesini ortaya koymasına fırsat verilmesinin amaçlanmadığı, halktan sadece kendisine dayatılanı kabul etmek için sandık başına gitmesinin istendiği çok açıktı. Çünkü cunta yönetimi halkın iradesini özgürce ortaya koyabilmesine fırsat verilmesi durumunda 25 Ocak 2011 devrimi sonrasında sergilediği tavrın arkasında duracağını çok iyi biliyordu. O yüzden halka böyle bir fırsat verme niyetinde değildi. Halk da cuntanın gerçekleştirdiği seçimlere itibar etmedi ve boykot etmeyi tercih etti. Dolayısıyla cuntanın gölgesinde gerçekleştirilen seçimlere katılım çok düşük oranlarda oldu. Katılanların önemli bir kısmını da oy kullanmaya zorlanan devlet memurları oluşturuyordu. Bundan dolayı yapılan göstermelik seçimlere rağmen Mısır’da hiç kimse sivil yönetime geçildiğini düşünmemekte, cuntanın aynen devam ettiğine inanmaktadır. Mısır halkı bugünkü yönetimi de bir cunta yönetimi olarak görmektedir.