Ümmetin Bayramı

Haziran 2018, Ribat

Ramazan ve bayramlarda ümmet bilincinin, Müslümanlar arasında kardeşlik duyarlılığının güçlendirilmesi önem kazanıyor. Tuttuğumuz oruçların bize kazandırdığı ilgi ve hassasiyetin, siyasi sınırları aşarak iman bağıyla bağlı olduğumuz tüm mü'min kardeşlerimizi kapsayacak cihanşümûl nitelik kazanması gerekiyor.

İslâm âlemi ne yazık ki birlik ve bütünlüğünü temsil eden, tüm Müslüman toplumların güçlerini birleştirerek emperyalist saldırganlığa karşı güçlü bir kale oluşturmalarını sağlayan ve Yüce Allah'ın koyduğu nizamı hâkim kılma bilinciyle hareket eden otoriteden mahrum bırakıldığı için uzun yıllardan beri huzurlu ve mutlu bayramların özlemini çekiyor. Yaşanılan bütün acı ve ızdıraplara rağmen yine de bayrama ona yakışır mana vermek ve fonksiyonuna uygun değerlendirmek gerektiğini unutmadan Müslüman toplumların bu sevinç gününü ne gibi sıkıntılar ve zorluklar içinde karşıladıklarına da göz atmak gerekiyor.

Bayramlarda en çok "Nerede o eski bayramlar?" ve "Ne zaman gelecek o gerçek bayramlar?" sözlerini duyarız. Her yıl bayram kutlarız ama "o eski bayramlar!" geçmiş; asıl bayramlar henüz gelmemiştir. Bizim çocukluğumuzda da yaşlılarımız, büyüklerimiz "Ah o eski bayramlar!" derlerdi. Muhtemelen onların büyükleri de aynı şeyleri söylüyordu. Yoksa biz hep mükemmeli geride bırakarak mı ilerliyoruz? Oysa ilerlerken bir yandan da "asıl bayramlarımız gelmedi!" diyerek mükemmeli daha ileride görüyoruz.

Aslında bu güzel bir şey! Geçmişe değer vermek, geleceğe ümitle bakabilmek. Ama mevcudu da bir vakıa, bir realite olarak kabullenip var olanla mutlu olabilmenin yollarını araştırmak, karamsar olmamak gerekir.

Yüce Allah, Ramazan ayının ardından bayram yaşanmasını istemiş, Resûlullah (s.a.s.) da o günün nasıl değerlendirileceğini göstermiş. İçinde bulunduğumuz şartlar ne kadar zor olsa da yine bir bayramımız olmalı.

Ramazan bir eğitim, nefis terbiyesi ve günâhlardan arınma dönemidir. Temennimiz bizim için de öyle olması ve bu eğitimin amaçladığı gerçek arınma ile mübarek Ramazan bayramına ulaşmamızdır. Fakat böyle bir eğitim döneminde kazanılan iyi hasletlerin korunması için de mücadele etmek gerekir.

Ramazan'da güçlendirilmesi gereken en önemli hasletlerden biri de iman kardeşliği bilincidir. Bu bilincin ve onun kazandıracağı duyarlılığın bütün İslâm coğrafyasını kapsaması için de küresel emperyalizmin Müslüman halkları birbirinden ayırmak amacıyla çizdiği sınırları aşmış, bu sınırları zihinlerden tamamen silip atmış olmamız gerekir.

İslam toplumlarında resmi, ulusal ve benzeri türden bayramlar ülkeden ülkeye farklılık arz etse de İslami bayramlar her tarafta aynıdır. Bunlar da Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Bunların ilki, sabrederek ve zorluğuna katlanarak tutulan bir aylık farz orucun hemen akabinde, ikincisi ise bedeni zorlukların yanı sıra, maddi fedakârlıkların da yapıldığı hac farizasının yerine getirilmesine denk gelen günlerdedir.

Müslüman toplumların tümünde, bütün kitlelere mal olmuş, aynı inancı paylaşan tüm insanların kaynaşmalarına ve aralarındaki sevgi bağlarını güçlendirmelerine vesile olan, devletin ve resmi makamların katkı ve teşviklerine bağlı olmaksızın kutlanan bayramlar sadece bu iki hayırlı bayramdır. Diğer bayramların çoğu genellikle bir sınıfın, bir zümrenin, bir resmi makamın, belli bir kesimin veya devletin resmi kuruluşlarının organize ettiği ve yine bu anılan mercilerin anlayışlarına göre şekillenen kutlama günleridir.

Bizim de bu bayram gününü anlam ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmemiz ve bu vesileyle ümmet bilincini daha canlı ve etkili hale getirmenin yollarını araştırmamız gerekir. Bunu yapabilmenin birinci şartı dünyanın değişik yörelerindeki Müslümanların nasıl bir bayram gerçekleştirdikleri konusunu da gündemimize almamızdır. Özellikle iki yüz yıldır yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde "biz" düşüncesi, bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmış, bütün mü'minlerin kardeş olduğu ilkesi dillerde tekrar edilip dursa da fiiliyatta unutulmuştur.

Bunu hatırlatmaktaki amacımız, sevinç, neşe, sevgi ve umut günleri olan bayram günlerini sıkıntı ve üzüntü günleri haline getirmek değildir. Çünkü böyle bir şey bayramın hikmet ve anlamına aykırıdır. Bayram günlerini anlam ve hikmetine uygun bir şekilde sevinç ve umut günleri olarak kutlamaya, bu vesileyle kaynaşmaya, kardeşlik bağlarını pekiştirmeye devam etmeli hatta bu konudaki gayretlerimizi artırmalıyız. Ancak bu gayretlerimiz de bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine kapatılmamalı.

Ne yazık ki Müslümanlar olarak bu mübarek bayrama da buruk olarak ve çeşitli sıkıntılar içinde giriyoruz. İslam aleminin değişik bölgelerinde yaşanan krizler, sıkıntılar, baskılar, zulümler, çekilen eziyetler, işkenceler gerçek bayram yaşamamızı, bayramın verdiği huzuru kâmil manada hissetmemizi engelliyor. Bununla birlikte yaşananların büyük bir doğuşun ve mutlu günlerin müjdecisi olduğunu düşünüyoruz.

Bayramlar aynı zamanda umut ve heyecanın yenilendiği günlerdir. Bu ikisi toplumların canlı ve diri kalmasının iki önemli şartıdır. İslam âleminde yaşanan sıkıntılar sebebiyle karamsar olmamak, Müslümanların başsız olmaları sebebiyle sahipsiz oldukları düşüncesine kapılmamak gerekir. Müslümanların ve Yüce İslam'ın sahibi Yüce Allah'tır. Eğer İslam ve Müslümanlar sahipsiz olsaydı İslam düşmanları onları şimdiye kadar çoktan tarihe gömmüşlerdi. Ama görüldüğü gibi İslam bütün baskılara rağmen sürekli canlı kaldı. Bu açıdan geleceğe umutla bakabilmeli, bayram vesilesiyle umut ve heyecanımızı tazelemeliyiz. Şu var ki umudu kuru bir beklentiye ve amelden uzak bir tevekküle dönüştürmek de yanlıştır.

Ramazan ayında oruç tutmanın amaçlarından birinin ihtiyaç içindeki mü'min kardeşlerimizin ızdıraplarını bizzat yaşayarak anlamak ve onlara yardım etmenin önemini kavramak olduğunu biliyoruz. Fakat bu kavrayışı belli sınırlar içinde değil bir ümmet bilinci içinde gerçekleştirmek gerekir.

Dediğimiz gibi İslâm ümmeti bu bayrama da çeşitli sıkıntılarla girmektedir. Bu sıkıntıların başında ise Suriye meselesi yer almaktadır. Suriye’de dünyadaki zulüm güçlerinin neredeyse tamamının hak ve özgürlük isteyen halk karşısında birleşmesinden dolayı büyük zorluklar yaşandığını biliyoruz. Baas rejiminin Duma’daki kimyasal katliamından sonra ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsünün Suriye’ye yönelik saldırısının Beşşar Esed rejiminin zulmüne son verme gibi bir amacının olmadığını sergilenen tavır çok açık bir şekilde ortaya koydu. Zaten bu operasyon Esed’in tutumunu değiştirmedi. İslâm dünyasının da büyük ölçüde Suriye direnişini yalnız bırakması sebebiyle Doğu Guta bölgesi uzun bir kuşatmadan sonra rejim güçlerinin kontrolüne geçti. Kontrolün rejim güçlerine geçmesinden sonra bölgede yaşayanlardan bazıları İdlib’e geçerken bazıları da belirsiz yerlere nakledildiler. Baas rejimine destek veren İran ve Rusya, Suriye’deki silahların susturulması konusunda Astana görüşmelerinde alınan kararlara bağlı kalmadı ve saldırılarını devam ettirdiler. Gerek rejim güçleri ve gerekse onun arkasında duran işgal güçleri Doğu Guta’nın düşmesinden sonra İdlib’e yönelik saldırılarını artırdılar.

İslâm coğrafyasının bayrama büyük sıkıntılarla ve zorluklarla giren bölgelerinden biri de Filistin’dir. Filistinliler gerek vatanlarına dönme konusundaki kararlılıklarından vazgeçmeyeceklerini dünyaya bir kez daha duyurmak ve siyonist işgali reddetmek için gerekse ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararına tepki amacıyla 30 Mart Toprak Günü’nde, siyonist işgal rejiminin kuruluşunun yıldönümüne tekabül eden ve Filistinliler tarafından Nekbe (Büyük Felaket) Günü olarak adlandırılan 14-15 Mayıs tarihlerine kadar sürdüreceklerini bildirdikleri Büyük Dönüş Yürüyüşü’nü başlattılar. Bu yürüyüş özellikle Cuma günleri önemli eylemlerle ve gösterilerle öne çıktı. Fakat İslâm dünyasından Filistinlilerin mücadelesine ciddi anlamda destek verilmemesinden cesaret alan ABD, siyonist devletin kuruluş yıldönümünde işgalcilere bir hediye olarak büyükelçiliği Kudüs’e taşıma işlemini gerçekleştirdi. Bu günde Filistinliler de Gazze’de bir milyonluk protesto gösterisi düzenlediler. Ancak ABD’nin ve küresel emperyalizmin desteğinden dolayı son derece cüretkâr davranan siyonist işgalci bu protesto eylemine karşı korkunç saldırılar gerçekleştirdi. Bu saldırılar yüzünden 60’tan fazla Filistinli şehit edilirken üç bine yakın Filistinli de yaralandı. Şehit edilenlerin ve yaralananların arasında çok sayıda çocuk bulunuyor. Yaralıların birçoğunun durumunun ağır olduğu bildirildi.

Filistin’de Gazze’ye uygulanan insanlık dışı ambargo da devam ediyor. On iki yıldan beri devam eden ambargo Gazze bölgesinde önemli sıkıntılara neden oluyor. Abbas yönetiminin Hamas’la uzlaşma için imzaladığı Kahire Anlaşması’na uymayarak Gazze’ye yaptırımları uygulamaya devam etmesi ise bu sıkıntıların daha da büyümesine neden oluyor.

Myanmar’daki dikta rejiminin zulüm uygulamaları sebebiyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan Arakanlı Müslümanların Bangladeş’teki sıkıntıları devam ediyor. Yurtlarından zorla çıkarılan Müslümanların evlerinin Budist çeteler ve rejim güçleri tarafından yakılması aynı zamanda Müslümanlar için can güvenliğinin tamamen ortadan kalkması sebebiyle Arakanlı Müslümanlar yurtlarına geri dönemiyor. Zaten Müslümanlar geri dönmek istese bile Myanmar’daki dikta rejimi çeşitli bahanelerle bunu engelliyor. Bu Müslümanlar Bangladeş’te kurulan mülteci kamplarında çok zor şartlarda hayatlarını sürdürüyorlar.

Yemen’de İran ile Suudi Arabistan’ın hakimiyet savaşına dönüşen iç savaş bütün şiddetiyle devam ediyor. Bu savaşta her iki tarafın saldırılarından da birinci derecede Yemen halkı zarar görüyor. İran rejimi Sana’yı kontrolünde bulunduran Şii Husi örgütünü desteklerken, Suudi Arabistan yönetimi bazı Körfez ülkeleriyle birlikte oluşturduğu koalisyon vasıtasıyla Abdurabbih Mansur El-Hadi’nin liderliğindeki Aden hükümetine destek veriyor. Normalde Suudi Arabistan’ın kurduğu koalisyonun içinde yer alan ve Aden hükümetine destek veren Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’e bağlı Sokotra adasını gasp etmesi ise Aden hükümetiyle BAE arasında ciddi bir sorun ortaya çıkmasına neden oldu. Önemli bir stratejik konuma sahip olan Sokotra adası aynı zamanda çok farklı doğal yapısı ve bitkisel örtüsü sebebiyle turistlerin ilgisini çeken bir ada.

Libya’da Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin desteklediği Halife Haftar’ın liderliğindeki fitne hareketi kontrol alanını genişletmek için savaşını sürdürüyor. Bir dönem örgütün lideri Halife Haftar’ın Fransa’da yoğun bakımda olduğu ve ölümle burun buruna olduğu haberleri çıktı. Ancak bunun ardından Haftar hastaneden çıkarak yeniden Libya’daki fitne hareketinin başına geçti.