İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Mart 2018, Davet Mektebi

Türkiye’nin Afrin Operasyonu Devam Ediyor

Türkiye’nin PKK’nın Suriye kanadı durumundaki PYD’ye karşı başlattığı Afrin Operasyonu devam ediyor. Bu operasyon karşısında zorlanan PYD, son olarak Baas rejimiyle işbirliği yaparak bölgeyi onun askerlerine teslim etmek için bir anlaşma girişiminde bulundu. Baas rejiminin böyle bir anlaşmaya yanaşmasının asıl amacı ise PYD’yi içinde bulunduğu durumdan kurtarmak değil onun sıkışmışlığından istifade ederek, PYD hakimiyetindeki bölgelerde yeniden rejim askerlerinin kontrolü ele geçirmesi için şartları hazırlamaktı. Suriye askerinin buralarda kontrolü ele geçirmesinden sonra Türkiye’nin bölgeye operasyon düzenlemesinin de herhangi bir gerekçesinin kalmayacağını düşünüyordu. Ancak Türkiye, Suriye rejiminin taktik yoluyla PYD’yi güvence altına almaya çalışmasına da razı olmadı.

İşin gerçeğinde Baas rejimi PYD konusunda da gerçekçi değildir ve bu örgütün Türkiye karşısında köşeye sıkışmasından da rahatsız olmuyor. Ama bu durumdan kendi saltanatını yeniden oturtmak için sonuç çıkarmaya çalışıyor.

Doğu Guta ve İdlib’de Katliam

Görünüşte, Afrin’de PYD’nin imdadına yetişmeye çalışıyormuş imajı veren ama gerçekte kendi arabasını yürütmenin hesapları içinde olan Beşşar Esed yönetimi ve onun arkasında duran işgal güçleri Doğu Guta ve İdlib bölgelerinde yoğun saldırılar düzenlemeye ve katliamlara devam ediyorlar. Normalde buralar Astana görüşmelerinde çatışmasızlık bölgelerine dâhil edilmişti. Ancak Baas rejimi de onun arkasında duran işgal güçleri de bu konuda verdikleri taahhütlerine bağlı kalmadılar ve katliamlar yapmaya devam ettiler. Geçtiğimiz ay içinde özellikle Doğu Guta’ya yönelik saldırılarda ciddi şekilde artış oldu. Saldırılarda büyük ölçüde siviller hayatını kaybetti. Saldırılarda aynı zamanda kimyasal silahlar ve bombalar kullanıldığı BM’ye takdim edilen raporlarda dile getirildi. Fakat BM bu meselenin araştırılması konusunda söze gelir bir adım atmadı. Doğu Guta üzerindeki muhasara da bir yandan devam ediyor ve zorunlu ihtiyaç maddelerinin, hatta ilaçların içeri sokulması engellendiği gibi ağır yaralıların ve hastaların tahliye edilmesine de fırsat verilmiyor. Baas güçlerinin Doğu Guta’yı aynen Halep’teki gibi açlığa mahkûm ederek ve bir yandan da yoğun hava saldırıları düzenlemek suretiyle teslim olmaya zorlamak istediği yorumlarda dile getirildi.

Suriye’de İsrail Uçağının Düşürülmesi

Geçtiğimiz ay içinde Suriye’de meydana gelen gelişmelerden biri de bir İsrail askerî uçağının, Suriye içindeki İran hedeflerine yönelik saldırılar düzenlediği sırada Suriye hava güçleri tarafından düşürülmesi oldu. Bu olayın İran’la İsrail arasında gerginliğe neden olacağı hatta savaşa bile yolaçabileceği çeşitli yorumlarda dile getirildi.

Gerçi siyonist işgal rejiminin uçakları Suriye sınırları içinde bulunan bazı hedeflere daha önce de saldırılar düzenlemişlerdi. Ancak o zaman herhangi bir karşılık verilmemişti. Karşılık verilmemesi tabii siyonist işgalcileri daha da cüretlendirdi ve Suriye tarafının içinde bulunduğu zor şartlarda kendilerini hedef alamayacağını düşünerek yeni saldırılar düzenlemekten çekinmediler. Saldırılarına karşılık verilmesi ve Suriye hava sahasına giren uçaklarının düşürülmesi ise tabii bir şeydi.

Siyonist işgal rejimi liderleri her ne kadar uçaklarının düşürülmesine çeşitli tehdit açıklamalarıyla karşılık verdilerse ve uluslararası platformda gerginlik havası oluşturdularsa da meseleyi bir savaş gerginliğine çekmek bu rejimin işine gelmeyecektir. Ondan dolayı İsrail uçağının düşürülmesinin bir İran – İsrail savaşını ateşleyeceği beklentisi içine girilmesi boşunadır.

Mısır’da Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Sadece Sisi İle Gölgesi Aday

Mısır’daki Sisi cuntası bu ay içinde yani Mart 2018’de prosedür gereği bir cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirecek. Ülke dışında yaşayan Mısırlı seçmenler 16-17-18 Mart tarihlerinde, ülke içinde yaşayanlar ise 26-27-28 Mart tarihlerinde oylarını kullanacaklar. Ancak diktatör Sisi, karşısına Mısır halkının oylarının kayması ihtimali bulunan kişilerden hiçbirinin aday olarak çıkmasına müsaade etmedi. 2012 seçimlerinde Mursi’nin rakibi olan Ahmed Şefik aday olmaktan vazgeçme ihtiyacı duydu. Aday olma konusunda çok ısrarlı olduğunu söyleyen Avukat Halid Ali de sonunda adaylıktan vazgeçtiğini açıkladı. Bu konuda ısrarlı davranan eski genelkurmay başkanı Korgeneral Sami Anan da açıklamalarında orduya karşı uygunsuz laflar kullandığı iddiasıyla gözaltına alındı. Aynı zamanda askerlik vasfının devam ettiği gerekçesiyle aday olma ve oy kullanma hakkının olmadığı duyuruldu. Bu durum karşısında Sisi seçimlerde tek aday kalmıştı. Ancak o seçimlerin bir yarış niteliğinde olmasını, tek adaylı olmamasını istiyordu. Onun için adaylık başvurusu süresinin bitmesine yakın, yani son dakikalarda Sisi’nin taraftarı Yarın Partisi’nin genel başkanı Musa Mustafa Musa aday oldu. Böylece cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sisi ile gölgesi yarışacak. Gölgesinin bir şahsiyeti hakikiyesi olmayacağı için seçimi her hal ü kârda Sisi kazanacak. Yani Sisi halkın cumhurbaşkanını seçmesi için değil, kendini halka zorla onaylatmak için seçim yapmış olacak. Ancak oy kullanma oranının çok düşük olacağı bekleniyor.

Mısır'ın Sina Operasyonu

Cunta lideri cumhurbaşkanlığı için kendi gölgesiyle yarıştığı gibi kahramanlık sahneleri ortaya koyabilmek için de Sina’da gerçekte kendi gölgesiyle savaşıyor. Diktatör Sisi, burada IŞİD’in bir yapılanması olduğunu iddia ediyor. Zaman zaman bu bölgede çeşitli bombalama veya silahlı saldırı eylemleri de gerçekleştiriliyor. Sonra da Sisi’nin askerleri zırhlı araçlarına ve tanklarına binerek Sina’ya doğru büyük bir savaşa çıkıyorlar ve büyük zafer kazanarak geri dönüyorlar. Geçtiğimiz ay içinde de yine güya IŞİD’in Sina yapılanmasına karşı bir operasyon başlattı.

Diktatör Sisi’nin Sina’daki bu hayali örgüte karşı aynı zamanda siyonist işgal rejimiyle de işbirliği içinde olduğu Amerikan medyasında dile getirildi. Buna göre siyonist işgalciler zaman zaman Sina’daki bazı hedeflere Sisi’nin bilgisi dâhilinde roket saldırıları düzenliyorlarmış.

Sina’daki hayali örgüt aynı zamanda Mısır cuntasının bu bölgeyi sıkı bir denetim altında tutması için de bir gerekçe olarak kullanılıyor.

Gazze’yi Kurtarın Kampanyası

Gazze sırf siyasi iradesinden ve İslâmî tercihinden dolayı on bir yıldan fazla zamandır ablukaya maruz kalıyor. Bu abluka sadece siyonist işgal rejimi tarafından uygulanmıyor. Mısır’daki Sisi cuntası başta olmak üzere Arap dünyasındaki dikta rejimleri ve onların bir parçası durumundaki Abbas yönetimi de bu işin içinde. Abbas yönetiminin Gazze’ye uyguladığı yaptırımlara son vermesi için 12 Ekim 2017 tarihinde Mısır’ın başkenti Kahire’de bir uzlaşma anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Gazze’deki bütün hükümet kurumları Ramallah’taki hükümete devredildiği halde bu hükümet sorumluluklarını yerine getirmedi ve bölgeye uyguladığı yaptırımları kaldırmadı. Bu yüzden bölgede sıkıntılar daha da büyüdü. Elektriğin kesildiği saatlerde hizmeti sürdürmek zorunda olan hastanelerin jeneratörlerinin yakıtlarının tükenmesi sebebiyle birçok küçük hastane kapandı. Dolayısıyla sağlık hizmetleri ciddi şekilde aksıyor. İslâm dünyasında çeşitli sıkıntıların bulunması da Gazze’de yaşanan gerçeklerin yeterince görülememesine neden oluyor. Bundan dolayı uluslararası alanda “Gazze’yi kurtarın” sloganıyla bir kampanya başlatıldı. Bu yolla Abbas yönetiminin imzaladığı anlaşmanın şartlarını yerine getirmeye zorlanması ve işgal rejiminin ablukasının son bulması için bu rejime baskı yapılması isteniyor.

Hamas Liderlerinden Imad El-Alemi Hayatını Kaybetti

Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)’ın siyasi kanadının ileri gelen liderlerinden Imad El-Alemi, Gazze’de kendi evinde silahını kontrol ederken kazayla ateş alması üzerine kafasından ağır yaralandı. Tedavi için hastaneye kaldırıldı. Ancak günlerce süren müdahaleler sonuç vermedi ve Alemi, 30 Ocak 2018 tarihinde hayata veda etti. Bazı haber kaynaklarında olayın bir suikasttan kaynaklanmış olabileceği iddiaları gündeme getirildi. Ancak Hamas tarafından yapılan açıklamada olayın tamamen kaza sebebiyle vuku bulduğu herhangi bir suikast söz konusu olmadığı vurgulandı. Imad El-Alemi, Hamas’ın etkin liderlerinden biriydi. Çok fazla konuşmaması ve açıklama yapmaması sebebiyle pek gündeme gelmiyordu.

ABD’nin İsmail Heniyye’yi Terör Listesine Alması

Siyonist işgal rejiminin baş hamisi durumundaki ABD her yıl kendince terör listeleri hazırlıyor ve kurumları, oluşumları veya kişileri yaftalamak için “terör” suçlamasından yararlanıyor. Filistin halkının seçimiyle Filistin Yönetimi’nin başbakanlığına getirilmiş olan ve Hamas’ın şu an Siyasi Birimi’nin başkanlığını yapan İsmail Heniyye’yi de işgal rejiminin gönlünü razı etmek için kendince terör listesine dâhil etti. Gerçekte ABD terörünün dünyada ne büyük katliamlara neden olduğu biliniyor. Terörün başını çeken bir ülkenin başkalarını terörle yaftalaması her şeyden önce saçmadır. Fakat İsmail Heniyye’ye yönelik yaftalamanın asıl amacı ise Filistin halkını sıkıştırmak ve bu halka yapılacak insani yardımların önünü kesmektir.

Fransa'da Tarık Ramazan'ın Gözaltına Alınması

Fransa, Avrupa’nın ileri gelen Müslüman fikir önderlerinden ve Oxford Üniversitesi’nin öğretim görevlisi, aynı zamanda Müslüman Kardeşler’in kurucusu İmam Hasan El-Benna’nın torunu olan Prof. Dr. Tarık Ramazan’ı, iki kadının hiçbir delile dayanmayan tecavüz suçlamasına binaen gözaltına aldı. Tarık Ramazan ve eşi iddiaların tamamen iftira olduğunu dile getirdikleri gibi, avukatı da fiilin işlendiğinin iddia edildiği saatte Tarık Ramazan’ın Paris dışında olduğunu ispat eden bir belgeyi mahkemeye verdiklerini, ama belgenin çok ilginç bir şekilde kaybedildiğini açıkladı. Tarık Ramazan’ın gözaltında sağlık durumunun kötüleştiğinin bildirilmesine ve iddiaların hiçbir delilinin olmadığının belirtilmesine rağmen mahkeme onun serbest bırakılması talebini reddetti.

Suudi Arabistan’da Yolsuzluktan Tutuklananlar Serbest Bırakıldı

Suudi Arabistan’daki veliaht diktatörlüğü, yolsuzluk suçlamasıyla beş yıldızlı bir otele topladığı prensleri, eski bakanları ve işadamlarını serbest bıraktı. Artık bu davayla ilgili olarak gözaltında tutulan kimsenin kalmadığı bildirildi. Bazı kaynaklarda gözaltına alınan kişilerin paralarının kontrol altına alınmasından ve kendilerinden birtakım kefaletler alınmasından sonra serbest bırakıldıkları dile getirildi. İşin gerçeğinde veliaht prens bu uygulamayla kendisine muhalefet edenlere de gözdağı vermiş ve onları hizaya sokmuş oldu.