İslâm Dünyasındaki Gelişmeler

Şubat 2018, Davet Mektebi

İran’da Halk Ayaklanması

İran’da 2017 yılının sonlarına doğru geniş çaplı protesto gösterileri ve eylemler başlatıldı. Gösterilerin sebebi ülkede yaşanan ekonomik sıkıntılardı. İran yönetiminin birkaç yıldan beri birtakım siyasi çıkarları için Irak, Suriye ve Yemen’de savaşması ülke içindeki ekonomik sıkıntıların artmasına neden olmuştu. Bu yüzden halk başlarındaki yönetimin söz konusu ülkelerle değil kendileriyle ilgilenmesini, ülkenin kendi iç meselelerine dönmesini istiyordu.

İran’da meydana gelen olaylar bu ülkenin yıllardan beri Suriye’de katliam yapmasından rahatsız olan çevreleri nispeten rahatlattı. Çünkü ülkedeki rejimin kendi iç meseleleriyle ilgilenmek zorunda kalmasının Suriye’deki Baas rejimine destek vermekte zorlanmasına neden olacağı ümit ediliyordu. Baas rejiminin ise İran rejiminin desteği olmadan ayakta kalması mümkün değildir. Sadece Rusya’nın desteği Baas’ın ayakta kalması için yeterli değildir. Çünkü İran çok geniş çaplı milis gücüyle Suriye’de fiili olarak savaşmakta ve böylece Baas rejiminin hakimiyetini sürdürmesini sağlamaktadır.

Bir yandan da görünüşte İran’daki rejimi bir tehlike olarak kabul eden ABD ve İsrail de bu ülkedeki halk ayaklanmasını sahiplenme ihtiyacı duydu. ABD yönetimi aynı zamanda meydanlara çıkanlara çeşitli vaatlerde bulundu. Bu durum İran yönetiminin olayları ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın fitnesi olarak nitelendirmesini kolaylaştırdı. Olayların ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’la irtibatlandırılması ise marjinalleşmesine neden oldu.

İran yönetimi aynı zamanda rejim taraftarı kitlelerin meydanlara çıkmasını sağlayarak muhaliflerin etkisinin zayıflatılması için sosyal zemini oluşturmaya çalıştı. Bu strateji İran’ın işini kolaylaştırdı. İstihbarat ve emniyet güçleri protestolara karşı şiddeti sertleştirdi ve eylemlerin etkisiz hale getirilmesi mümkün oldu.

İran’da 2017 sonlarına doğru başlayan ve 2018’in başında da birkaç gün devam eden olaylar 2009’dan sonra gerçekleştirilen en geniş çaplı kitlesel eylemlerdi. Bu seferki eylemler 2009 gösterilerine nispetle çok daha kapsamlı ve geniş çaplıydı. Ancak ABD ve İsrail’in sahiplenmesi İran’daki hâkim rejimin işini ve eylemler karşısında şiddetin dozunu artırmasını kolaylaştırdı. Dolayısıyla olaylar fazla uzun sürmeden bastırıldı. Ancak bu durum İran’daki meselenin tamamen kapandığı ve sıkıntıların bütünüyle giderildiği anlamına gelmez. Yaşanan olaylar her şeyden önce İran’da ciddi bir muhalif tabanın olduğunu ortaya çıkarmıştır. İkinci önemli husus ise İran’daki rejimin arkasında her ne kadar dinî etkenlerden kaynaklanan belli bir halk desteği olsa da bu rejimin halk desteğinden ziyade polisin şiddetiyle ayakta durduğu görülmüştür. Üçüncü olarak ülkedeki ekonomik problemlerin halkın rahatsızlığını gittikçe artırması ve tepkilerin gittikçe büyümesi ihtimali vardır. Çok daha geniş çaplı bir halk tepkisinin sadece polis şiddetiyle bastırılması da zor olabilir.

İdlib ve Doğu Guta’da Saldırılar

Suriye’de savaşın sonlandırılması ve siyasi bir çözüm bulunması için Cenevre’de yapılan son görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. Cenevre’deki görüşmelerin sekizinci turu hiçbir anlaşmaya varılamadan sonlandırıldı. Diğer yandan ülkede en azından bazı bölgelerde silahların susturulması için Astana’da imzalanan anlaşmalara da en başta rejim güçlerinin ve Astana görüşmelerinin garantör ülkelerinden olan ancak Suriye’de işgal güçleri bulunduran İran ve Rusya’nın uymadığı görülmektedir.

Astana’da çatışmasızlık bölgelerinden kabul edilen Doğu Guta ve İdlib bölgesine yönelik saldırılar hem rejim güçleri hem de Rus işgal güçleri tarafından sürdürülüyor. Bu saldırılar yüzünden gerek Doğu Guta’da ve gerekse İdlib’de geçtiğimiz ay içinde çok sayıda sivil hayatını kaybetti. Rejim güçlerinin ve ona destek veren Rus işgal güçlerinin İdlib’e karşı aynen Haleb’dekine benzer bir taktik uygulamaya çalıştığı ve böylece İdlib halkını sıkıştırarak bu bölgedeki direnişçileri teslim olmaya zorlamak istediği görülüyor. İdlib’e yönelik saldırılar yüzünden çok sayıda sivil evini terk ederek başka bölgelere sığınmak zorunda kaldı.

Türkiye’nin Afrin Operasyonu

ABD uzun süreden beri Türkiye’ye karşı savaş halinde olan terör örgütü PKK’nın Suriye kanadı durumundaki PYD ile işbirliği yapıyor. Bu örgütle işbirliğine ise örgütün IŞİD ile savaş halinde olduğu iddiası gerekçe gösteriliyordu. Oysa IŞİD’in sadece bir bahane olduğu ve silahların, Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere verildiği bilinmektedir. ABD, Donald Trump döneminde aldığı bir kararla PYD’ye ağır silahlar vermeye de başladı. ABD yönetimi bir yandan silah verirken bir yandan da bölgedeki askerleri vasıtasıyla PKK ve PYD militanlarına askeri eğitim veriyor.

Son dönemde ABD’nin her yönden desteklediği PYD’nin bölgede yetmiş bin kişilik bir sınır ordusu kurmasını sağlayacağı yönünde de açıklamalar yaptı. Böyle bir ordunun kurulması ise Türkiye’ye karşı savaş halindeki terör güçlerinin sistemli bir ordu haline gelmesini sağlamaktan başka bir amaç taşımıyordu. Türkiye buna müsaade etmeyeceğini ve PKK’nın Türkiye sınırlarına yakın yerlerde askeri yönden yapılanmasına fırsat vermeyeceğini dolayısıyla buna engel olmak amacıyla bölgeye bir askeri operasyon düzenlemeyi planladığını açıkladı. ABD ve onun güdümündeki PKK-PYD örgütü başlangıçta Türkiye’nin bu yöndeki açıklamalarının psikolojik savaş olduğunu ve ABD’yi bu örgüte silah vermekten, örgüt vasıtasıyla bölgede sınır ordusu oluşturma fikrinden vazgeçirmeyi amaçladığını düşündü. Ancak Türkiye operasyon planında kararlı olduğunu ortaya koyarak 20 Ocak 2018 tarihinde operasyonu fiilen başlattı.

ABD askerlerinin PKK militanlarının yanında fiili olarak savaşmamaları halinde bu örgütün militanlarının Türkiye’nin askeri operasyonu karşısında direnmesi mümkün değildi. ABD ise askerleriyle böyle bir örgütün yanında fiilen savaşmasının stratejik açıdan olumsuz sonuçlar doğuracağını gördü. Dolayısıyla kendisinin Afrin’deki militanlarla bir ilgisinin olmadığını ilan etme ihtiyacı duydu. Kendilerine eğitim veren ABD askerlerinin yanlarında savaşmadığını gören PKK militanları da aslında bu devlete dayanarak büyük hesaplar içine girmenin kendilerini zor durumda bırakacağını biraz geç farketmiş oldular.

ABD’nin terörle işbirliği ve Türkiye’nin Afrin operasyonu konusunu Ribat dergisinin Şubat sayısı için yazdığımız dosyada daha ayrıntılı olarak ele almaya çalıştık. Bu yazımızı derginin yayınlanmasından sonra kişisel web sitemiz www.vahdet.info.tr adresinden okumanız mümkündür.

Tunus’ta Gösteriler

Tunus’ta 2018’in başlarında bazı tüketim maddelerinin fiyatlarının artması halkın tepkisine ve protesto eylemleri düzenlemesine neden oldu. Bazı yorumlarda bu gösterilerin planlanmasında ve yönlendirilmesinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin önemli rolü olduğuna dikkat çekildi. Çünkü daha önce zaten BAE’nin Tunus’u karıştırmak istediği yönünde haberler medya organlarına yansımıştı. Aralık 2017’de bazı Tunuslu kadınların BAE’nin Emirates uçaklarına alınmaması yüzünden başlayan kriz nedeniyle Emirates uçaklarının da Tunus havaalanlarına inmesine izin verilmemesinin böyle bir toplumsal çalkantının planlanmasına gerekçe oluşturmuş olması ihtimali vardı. Ayrıca BAE’nin olayların hemen ardından İslamî çizgideki Nahda Hareketi’nin Tunus’taki koalisyondan çıkarılması için bastırması olaylarla bağlantısının bulunduğuna işaret ediyordu. Ancak BAE’nin böyle bir çalkantıyı planlamasına imkan veren şartlar da Tunus’un içindeki ekonomik sıkıntılar sebebiyle oluşmuştu.

Tunus’taki olaylarda bazılarının fırsatçılık ederek dükkanlara baskınlar düzenlemeleri ve yağmalamalar yapmaları polisle göstericiler arasında çatışmalara neden oldu. Bu çatışmalar yüzünden bir kişi hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralandı. Ayrıca polis yüzlerce kişiyi gözaltına aldı.

Daha sonra hükümet olayları yatıştırmak amacıyla bazı yeni düzenlemeler gerçekleştirme ihtiyacı duydu. Bunun başında da yoksullara ve işsizlere ek destek sağlanması geliyordu. İşsizlere yahut gelirleri belirli bir limitin altında olanlara ek yardım yapılması ve sağlık giderlerinin karşılanması konusunda desteğin artırılması kararlaştırıldı. Hükümetin yardım ve destek vaatlerinin olayların yatıştırılmasında işe yaradığı görüldü. Fakat olaylarla ilgili yorum yapanlar bu yardımların geçici bir çözüm olduğunu, kalıcı çözümler bulunması için ekonomide köklü reformlar yapılmasına ihtiyaç olduğunu dile getirdiler.

Sudan’da Gösteriler

Hayat pahalılığı Sudan’da da gösterilere ve protesto eylemlerine neden oldu. Ancak Sudan polisi gösteriler karşısında sert bir tavır sergileyerek olayların yayılmasını engelledi. Dolayısıyla Sudan’daki gösteriler çok fazla geniş bir alana yayılmadı ve uzun sürmedi. Sudan’daki gösterilerin provoke edilmesinde de BAE’nin parmağının olduğu yönünde yorumlar yapıldı.

Mısır’da Yusuf El-Karadavi’ye Müebbet Hapis

Mısır’daki cunta yönetimi siyasi gerekçelerle idam ve müebbet hapis cezaları vermeye devam ediyor. Geçtiğimiz ay sonuçlandırılan bir davada da İslâm âleminin ileri gelen ilim adamlarından ve Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Prof. Dr. Yusuf El-Karadavi’ye müebbet hapis cezası verildi. Aynı davada 16 kişiye daha müebbet hapis cezası verilirken sekiz kişiye de idam cezası verildi. Müebbet hapse mahkûm edilenler arasında Müslüman Kardeşler’in İrşad Bürosu üyeleri de bulunuyor. Davada Yusuf El-Karadavi bir albayın öldürülmesine teşvikte bulunmakla mahkûm edildi. Müebbet hapis ve idam cezalarına mahkum edilenler yasaya aykırı olarak kurulmuş bir cemaate mensubiyet, kişisel hürriyetlere ve kamu hukukuna tecavüz gibi değişik suçlarla suçlandılar.

Sisi Cuntası Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine Hazırlanıyor

Mısır’da iktidarı gayri meşru bir şekilde elinde bulunduran diktatör Sisi askeri darbeyle iş başına gelmişti. Darbeden bir yıl sonra yani 2014 yılında göstermelik olarak bir cumhurbaşkanlığı seçimi yaptırdı ve kendini cumhurbaşkanı seçtirdi. Bunun dört yıllık dönemi bu yıl dolduğu için 2018 yılı içinde yeniden cumhurbaşkanlığı seçimleri yaptıracak. Diktatör Sisi’nin seçimlerin demokratik bir ortamda gerçekleştirildiği intibaı vermek için karşısına başka adayların da çıkmasına müsaade edeceği ancak sonucu tamamen Sisi’nin kararının belirleyeceği tahmin ediliyor.

ABD – Pakistan Gerginliği

ABD Başkanı Trump’ın twitterden Pakistan aleyhine çirkin açıklamalarda bulunması bu iki ülke arasında gerginliğe neden oldu. Trump, kendilerinin Pakistan’a teröre karşı savaşması için ciddi yardımlarda bulunduklarını ancak Pakistan’ın bir şey yapmadığını ileri sürdü. Pakistan ise kendilerinin teröre karşı zaten savaştıklarını bunun için ABD’nin yardımına ihtiyaçlarının olmadığını ifade etti. Yaşanan gerginlik sonrasında ABD, Pakistan’a yaptığı askeri yardımları askıya aldığını açıkladı. Pakistan da ABD ile güvenlik işbirliğini sonlandırdığını bildirdi.

Netanyahu’nun Hindistan Ziyareti

Siyonist işgal rejiminin başbakanı Benyamin Netanyahu geçtiğimiz ay içinde kalabalık bir işadamı ekibiyle birlikte Hindistan’a ziyarette bulundu. Normalde Hindistan, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına tepki göstermişti. Ancak işgal devletinin başbakanı Netanyahu’yu kabul etmekten de çekinmedi. Netanyahu’nun ziyaretine Hindistan’daki sivil toplum kuruluşlarından tepkiler oldu. İşgal rejiminin başbakanının ziyareti daha çok Hindistan’la ekonomik ilişkileri geliştirme amacı taşıyordu. Bu amaçla birçok anlaşma imzalandı. Netanyahu’nun yanında götürdüğü işadamlarının da iş bağlantıları kurmak için görüşmeler yaptıkları ifade edildi.