Terörle İşbirliği Halindeki ABD

Şubat 2018, Ribat

ABD'nin dünya üzerindeki sultası bir "korku hegemonyası"dır. Bu hegemonyada "korku" unsuru iki yönlü kullanılıyor. Biri "tehdit unsurları" oluşturulması suretiyle zayıf düşürülenlerin ABD ile işbirliğine zorlanmaları, diğeri ise ABD'nin kendi tehdit gücünün kullanılması suretiyle yine zayıf düşürülenlerin boyun eğmeye zorlanmalarıdır. Komünist blokun güçlü olduğu zaman ABD, zayıf düşürülenleri kendisiyle işbirliğine zorlamak için komünist tehdidi kullanıyordu. Ancak komünist tehdidin ortadan kalkmasından sonra yeni bir tehdit unsuru bulma ihtiyacı duydu. Bunun için de özellikle terör olgusundan yararlandı.

Terör kartından en çok istifade eden ülke çağdaş sömürgeciliğin başını çeken ABD'dir. Kendi çıkarları ve uzun vadeli hesapları için terör örgütlerinden istifade ettiği, yerine göre bu örgütlere para yardımı yaptığı halde her yıl "terör" listeleri yayınlayarak hem kendi çıkarlarına hizmet etmekten kaçınan ülkeleri mahkûm etmekte, hem de bağımsızlık mücadelesi içindeki bazı oluşumları terör örgütü olarak göstermek suretiyle onların karşısında duran gasıp, işgalci devletlerin işlerini kolaylaştırmaktadır. Filistin'de siyonist işgali meşru özgürlük mücadelesi veren direniş örgütlerini de terör örgütü olarak göstermesi bunun bir örneğidir.

ABD Dış İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve her yıl yayınlanan söz konusu listelerde "uluslararası terör" konusu çeşitli kategorilerde ele alınıyor. "Uluslararası terör örgütleri", "uluslararası terörü destekleyen ülkeler", "uluslararası teröre karşı mücadelede zayıf kalan ülkeler" ve "uluslararası teröre karşı mücadelede etkili ülkeler" şeklinde muhtelif listeler oluşturuluyor.

Fakat ABD yeri geldiğinde kendi çıkarları ve hesapları için terörle doğrudan işbirliği yapmaktan, terör örgütleriyle birlikte çalışmaktan da çekinmemiştir. Türkiye’ye karşı FETÖ ve PKK ile işbirliği yapmaktan çekinmemesi de bunun en açık örneğidir.

PYD adlı terör örgütünü ABD'nin açıktan desteklediği biliniyor. Bu örgütün Türkiye'de pek çok terör eylemini planlayan ve gerçekleştiren PKK adlı örgütün Suriye kanadı olduğu hakkında herhangi bir şüphe bulunmuyor. Çünkü bu gerçeği en başta PYD'nin ileri gelenleri itiraf ediyor hatta PKK'nın Suriye kanadı olmaktan gurur duydukları mesajı veren bir siyasetleri var. Ama ABD, Türkiye'ye karşı fiili savaşın içinde olan bir terör örgütü durumundaki PKK'nın Suriye uzantısına açıktan ve hiçbir şekilde gizlemeye ihtiyaç duymadan destek veriyor, yardımcı oluyor, silah veriyor.

Türkiye'nin bütün itirazlarına ve tepkilerine rağmen ABD söz konusu örgütü silahlandırma konusundaki ısrarından vazgeçmedi. Kullandığı gerekçe ise örgütün IŞİD'e karşı savaşıyor olduğu iddiasıdır. Fakat IŞİD bu işin sadece bir bahanesidir ve ABD'nin birtakım kirli hesaplar ve taktikler için perde arkasında IŞİD'le de kirli bir işbirliğinin olduğu tahmin edilmektedir.

Gerçekte vahşetin iki yüzü niteliğindeki bu iki örgütün birinin Kürt ulusunun hakları için savaştığını ileri sürmesi en başta bu ulusun hukukuna ve imajına zarar veriyor. Diğerinin resmi adının içinde "İslâm" kelimesinin geçmesi bile en başta İslâm'a ve Müslüman halkların imajına zarar veriyor.

IŞİD örgütü sadece Baas'ı ve ona destek için gönderilen milisleri zorlayan direniş güçlerini iki yönden kıskaca almak amacıyla oynanan oyunda değil aynı zamanda direnişçilerin kontrolündeki stratejik bölgelerin onların elinden alınıp küresel emperyalizmle işbirliği içindeki ihanetçilere teslim edilmesinde de kullanıldı. Bu oyunun geçmişte Filistin'de de çok sinsice oynandığı biliniyor. Özellikle bu beldenin Mısır'daki Fatimi saltanatı tarafından Selçuklular'dan alınması sonra da ciddi anlamda bir direniş gösterilmeksizin Haçlılara teslim edilmesi bu açıdan düşündürücüdür. Filistin'de aynı oyun siyonist işgal devletinin kurulmasından sonra Ürdün ve Mısır'daki ihanet yönetimleri vasıtasıyla da oynandı.

PKK'nın Suriye uzantısı PYD'nin ülkenin kuzeyinde kontrol altında tuttuğu bölgeleri genişleterek kantonlar oluşturması ise IŞİD üzerinden oynanan oyunlarla oldu. IŞİD militanları görünüşte bu bölgede direnişçilerden aldıkları bölgeleri hâkimiyet altında tutmak için biraz silahlı mücadele verdiler. Ama bu, gerçekte perde arkasında oynanan oyunu kamufle etme amacı taşıyordu. Şimdi PYD'nin oluşturduğu kantonların bir bölgesel devlete dönüştürülmesi hesapları yapılması için zeminin oluşturulması bu oyun sayesinde mümkün olabilmiştir.

ABD’nin son dönemde PKK’nın Suriye uzantısı durumundaki örgüte Suriye’nin kuzeyinde ayrı bir sınır ordusu kurdurmaktan söz etmesi asıl niyetinin bu örgüt vasıtasıyla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak olduğunu bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. ABD yönetimi bir yandan Türkiye’ye karşı savaş halindeki silahlı terör örgütüne devlet kurdurmak suretiyle bu örgütü meşrulaştırmak bir yandan da ona güçlü bir ordu kurdurmak suretiyle Türkiye’nin onun vasıtasıyla tehdit edilmesini sağlamak istiyordu. Böyle bir terör örgütünün devletleşmesinin sağlanması sadece Türkiye’ye değil bütün bölge ülkelerine yönelecek bir tehdit oluşturacaktı.

Türkiye oynanan oyunun içindeki tehlikenin ve tehdidin farkında olduğundan hadiselere müdahale etme ve terör örgütünün Kuzey Suriye’deki yapılanmasını dağıtmak amacıyla askeri operasyon düzenleme ihtiyacı duydu. Türkiye’nin bölgede kendisine karşı savaş halindeki terör örgütünün ordu kurmasına ve devletleşmenin altyapısını oluşturmasına müsaade etmeyeceğini gören ABD, bazı konularda geri adım atma ihtiyacı duydu. Ancak onun bu konularda yaptığı açıklamalar güven verici değildi. Dolayısıyla Türkiye kendisine yönelen tehlikelere karşı tedbirlerini almayı gerekli gördü.

Türkiye’nin, PKK’nın Suriye uzantısının yapılandığı en önemli merkez durumundaki Afrin’e karşı operasyon düzenleyeceği yönündeki açıklamaları başlangıcta psikolojik savaş taktikleri ve ABD’nin bu örgüte destek vermekten vazgeçmesini sağlama amaçlı bir stratejik oyun olarak algılandı. Ancak Türkiye bu konuda kararlı bir tutum sergilemek suretiyle söz konusu örgütün sınırlara yakın bölgelerdeki askeri yapılanmasını dağıtmak amacıyla planladığı operasyonu başlattı. ABD’nin örgüte doğrudan destek vermemesi durumunda bu örgütün Türkiye’nin askerî operasyonu karşısında direnme gücü olmayacaktı. ABD ise söz konusu örgütle birlikte Türkiye’ye karşı savaşmasının olumsuz taraflarını gördüğü için böyle bir şeye kalkışamadı. Türkiye’yi operasyon fikrinden vazgeçirmek için başvurduğu taktiklerden de sonuç alamadı. Gelinen durum, Türkiye’nin kendisine karşı fiili savaş içinde olan bir terör örgütünün ABD desteğiyle de olsa bölgede ordu kurmasına ve devletleşmenin altyapısını oluşturmasına müsaade etmeyeceğini ortaya koyması açısından dikkat çekicidir.

ABD’nin söz konusu örgüt vasıtasıyla Suriye’nin kuzeyini ele geçirmeye ve orada bir tampon güç oluşturmaya çalışması aslında Rusya’yı da rahatsız ediyordu. O yüzden görüldüğü kadarıyla Rusya Türkiye’nin böyle bir operasyon düzenlemesine karşı herhangi bir engel çıkarmadı. Bu durum Türkiye’nin biraz daha rahat hareket etmesini sağladı.

Türkiye’nin operasyonu karşısında ABD desteğini arkalarında göremeyen örgüt mensupları gerçekte çok sağlam olmayan bir kulpa tutunduklarının farkına vardılar. Ama şunu baştan düşünmeleri gerekirdi ki ABD tamamen pragmatist ve makyavelist devlet düşüncesine sahip bir ülkedir. Çıkarlarının zarar gördüğünün farkına vardığı yerde bütün dostlarını satabilir.

Bununla birlikte ABD, uzun süreden beri beslediği, silahlandırdığı ve militanlarına askerî eğitim verdiği PKK terör örgütünü bir çırpıda tamamen terk edecek, onun fitne potansiyelini değerlendirme planlarından tamamen vazgeçecek de değildir. Örgüte uzun süreden beri yüklü miktarlarda hafif ve ağır silahlar vermekle ulaşmak istediği ideallerinden bir çırpıda vazgeçecek değildir. Her ne kadar Afrin operasyonu örgüte ağır bir darbe vursa da ondan kaynaklanan tehlike biraz daha büyümüş olarak Türkiye’nin karşısında durmaktadır. O yüzden Türkiye’nin daha ihtiyatlı davranmaya ve tehlikeyi uzaklaştırmak için tedbirlerini artırmaya, güvenli bölge oluşturmaya ihtiyacı olacaktır.

Bu olaylar PKK’nın Türkiye’ye karşı savaşını tek başına yürütmediğini, arkasına küresel emperyalizmi ve en başta da emperyalizmin başını çeken ABD’yi alarak savaşmakta olduğunu bütün açıklığıyla gün yüzüne çıkarmıştır. Bu gerçek bu örgütün aslında Kürt meselesinin sahibi olmadığını, Kürt meselesinden emperyalizmin bölgeyle ilgili hesapları için yararlandığını göstermektedir. Dolayısıyla Kürt meselesini de kendi gerçeği içinde değerlendirmek, PKK’nın penceresinden bakma hatasına düşmemek gerekir.