Gündemden Notlar

1-3 Şubat 2018 Perşembe-Cumartesi, Yeni Akit

Bu haftaki yazılarımızda İslâm dünyasında son günlerde meydana gelen bazı gelişmelerden kısa notlarla söz edeceğiz.

* Suriye’de bir yandan hem rejim güçlerinin hem de işgal güçlerinin sivil hedeflere yönelik saldırıları ve katliamları devam ediyor. Bu arada meseleye siyasi çözüm bulma amaçlı girişimler ve faaliyetler de sürüyor. Cenevre görüşmelerinin devamı durumundaki Viyana toplantısı yine BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura’nın gözetiminde geçen hafta Perşembe ve Cuma günü gerçekleştirildi. Viyana’daki toplantının ana konusu yeni anayasanın belirlenmesi için bir heyet oluşturulması idi. Ancak Viyana’daki toplantıdan herhangi bir sonuç çıkmadı. Ardından 30 Ocak Salı günü Rusya’nın organizasyonuyla Soçi’de Suriye Ulusal Diyalog Kongresi adı verilen toplantı düzenlendi. Fakat Rusya’nın bu toplantıda açıktan Baas rejimi taraftarı bir tutum sergilemesi sebebiyle muhalif gruplar toplantıyı boykot ettiler. O yüzden muhalefeti ve rejimi bir araya getiren bir toplantı olmadı. Hem rejime karşı direnişi sürdüren askerî gruplar hem de siyasi muhalefeti temsil eden oluşumlar Soçi toplantısını boykot etti. Toplantıda muhalefeti Türkiye’nin temsil etmesi için yetki verildiği belirtildi. Soçi’deki toplantının ana gündem maddesi de yeni anayasanın belirlenmesi konusunda bir heyet oluşturulması idi. 150 kişilik bir heyet oluşturulmasına karar verildi ve Türkiye’nin muhalefeti temsilen 50 kişilik bir liste teklif edeceği belirtildi. Siyasi çözüm faaliyetlerinin yine BM gözetiminde Cenevre’de sürdürüleceği belirtildi.

* Mısır’da cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda tamamen bizim bu konuyla ilgili yazılarımızda dile getirdiğimiz manzara ortaya çıktı. Diktatör Sisi karşısına, halkın oylarını çekme ihtimali bulunan bir aday çıkmasını istemiyor ancak tek adaylı bir seçim olmadığı intibaı vermek için de seçim hilelerine hiçbir şekilde itiraz etmeyecek, hatta doğru düzgün seçim çalışması bile yapmayacak adaylarla göstermelik yarışa girmek istiyordu. Bu amaçla gerçekten seçilme arzusundaki adayların tümü çekilmeye zorlandı. Son dakikada Sisi’nin destekçisi ve kuklası olduğu bilinen, Yarın Partisi lideri Musa Mustafa Musa cumhurbaşkanlığına aday oldu ve Ulusal Seçim Kurulu seçime Sisi’nin yanında sadece bu kişinin aday olduğunu açıkladı. Bu durumda önümüzdeki Mart ayında gerçekleştirilecek cumhurbaşkanlığı seçimleri için gerçekte Sisi tek aday durumundadır. İkinci kişi sadece vitrin süsü olmak ve seçimlerin çok adaylı olduğu iddiasına gerekçe oluşturmak için aday olmuştur. Onun kazanma hedefinin olmadığı ve kazanmak için ciddi anlamda bir çalışma yapmayacağı hatta Sisi lehine yapılacak hilelere de herhangi bir itirazının olmayacağı tahmin ediliyor. Bu durum karşısında Sisi’nin seçimleri birinci turda kazanması kuvvetle muhtemeldir. Muhtemelen halk kendi açısından hiçbir anlam taşımayan ve gerçekte kendisine seçme hakkı vermeyen seçimleri boykot edecektir.

* Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)’ın önemli liderlerinden olan Imad El-Alemi 30 Ocak 2018 Salı sabahı hayatını kaybetti. Hareket içinde etkili şahsiyetlerden olan ve değişik konumlarda çalışmalar yapan Imad El-Alemi üç hafta önce kendi şahsi silahını kontrol ederken kazayla kafasına bir kurşun isabet etmesi sonucu ağır yaralanmıştı. Yapılan müdahaleler sonuç vermedi ve hayata veda etti. Vefatına sebep olan olay tamamen kazadır ve zihinleri bulandırmak amacıyla sorulan “kaza mı suikast mı?” sorusunun herhangi bir geçerliliği yoktur. Imad El-Alemi’yle farklı zamanlarda ve mekânlarda görüşmüştüm. Çok sâkin biriydi. Medyanın karşısına fazla çıkmadığı için medya tarafından çok tanınmıyordu. Ama hareket içinde oldukça etkili bir konumdaydı. Önemli çalışmalar yapmıştı. Yüce Allah’tan kendisine rahmet ve mağfiret diliyoruz.

* Filistin’de, Ramallah’taki uzlaşı hükümetinin Gazze’de hükümet kurumlarını devralması konusunda anlaşma yapılmış olmasına ve devir işleminin fiilen gerçekleşmesine rağmen Abbas yönetiminin Gazze’ye yönelik yaptırımları devam ediyor. Yaptırımlar tabii her alanda büyük sıkıntılara neden oluyor. Fakat özellikle sağlık sektöründe ciddi zorluklara yol açıyor. Bazı hastaneler sağlık hizmetlerini devam ettirebilmek için elektrik üretmede kullandıkları jeneratörlerin yakıtlarının tükenmesi sebebiyle hizmeti tamamen durdurdu. Verilen bilgilere göre Gazze bölgesinde küçük hastanelerin ve sağlık merkezlerinin birçoğu jeneratör yakıtlarının tükenmesi sebebiyle kapandı ve buraların hastaları büyük hastanelere nakledildi. Büyük hastanelerin de yakıt temini konusunda sıkıntı çektiği ve sağlık alanında Gazze’nin büyük bir felaketle karşı karşıya olduğu konuyla ilgili haberlerde vurgulandı. Bütün bu zulüm uygulamaları işgal rejiminin ve onunla işbirliği içindeki Abbas yönetiminin tam anlamıyla bir vahşet sergilemesinden ve Gazze halkından sırf siyasi tercihinden dolayı intikam almaya devam etmelerinden kaynaklanıyor.

* Suudi Arabistan’da yolsuzluk gerekçesiyle gözaltına alınan ve beş yıldızlı Ritz-Carlton Riyadh otelinde tutulan şüphelilerin tümü serbest bırakıldı. Bu kişilerin servetlerinin bır kısmını feda etmelerinden sonra serbest bırakıldıkları haklarındaki yorumlarda dile getirildi. Ancak bizim tahmin ettiğimiz kadarıyla şu an Suudi Arabistan’da siyasi iktidarı elinde bulunduran Prens Muhammed bin Selman’ın onları gözaltına aldırmaktaki amacı kendilerine gözdağı vermekti. Bunların birçoğu Muhammed bin Selman’ın veliaht prens yapılmasından rahatsızdı. Ona karşı bir engel çıkarmamaları ve herhangi bir siyasi faaliyete girişmemeleri için haklarında “yolsuzluk” dosyaları açıldı ve gözdağı verildi. Muhtemelen ayakbağı olmamaları konusunda kendileriyle anlaşma yapılmasından sonra serbest bırakıldılar. Onların serbest bırakılmalarından sonra Ritz-Carlton Riyadh da hapishane olarak kullanılmaktan çıkarılıp yeniden beş yıldızlı otele dönüştürüldü.

* Yemen’de iç savaşa son dönemde dördüncü bir taraf eklendi. Daha önce savaşın bir tarafında Husi örgütü ve onunla işbirliği içindeki Ali Abdullah Salih’e bağlı askerî birlikler vardı. Bir tarafında Suudi Arabistan liderliğindeki Körfez Koalisyonu’nun desteklediği Aden hükümeti vardı. Bir de bunların hiçbirine bağlı olmayan ve her ikisiyle da savaş halinde olan, aynı zamanda ABD’nin olaylara müdahale etmesine ve zaman zaman saldırılar düzenlemesine gerekçe oluşturan El-Kaide örgütü vardı. Ali Abdullah Salih, perde arkasında Suudi Arabistan’la anlaşarak Husileri karşısına alması üzerine Husi militanlar tarafından feci bir şekilde öldürüldü. Bu cinayetten sonra Salih’in adamlarıyla Husi militanlar arasında çatışma çıkması bekleniyordu ama olmadı. Fakat aralarındaki ittifak bozuldu. Son günlerde eski Güney Yemen’in kalıntısı durumunda olan ve “ayrılıkçılar” olarak nitelendirilen Güney Yemen Geçici Konseyi devreye girerek Aden bölgesinde Abdurabbih Mansur El-Hadi’nin adamlarıyla çatışmaya başladı. İşin ilginç tarafı Körfez Koalisyonu’nda Suudi Arabistan’la ittifak halinde olan BAE’nin, bu ayrılıkçıları desteklemesi ve onlara askerî yardımda bulunması. Suudi Arabistan ise onların karşısında duran Aden hükümetini destekliyor. Ayrılıkçılar Aden’de önemli merkezleri ele geçirdiler. Bunlarla Aden hükümeti arasında meydana gelen çatışmalarda birçok kişi hayatını kaybetti. BAE ve Suudi Arabistan çatışmaları durdurmak için bir heyet gönderdi ve şimdilik olaylar durulmuş durumda ama çatışma tehlikesi ortadan kalkmış değil.

* Tunus’ta olduğu gibi Sudan’da da 2018’in başlarında pahalılık sebebiyle bazı gösteriler olmuştu ve polis sert müdahalede bulunarak gösterilerin yayılmasını önlemişti. Şimdi ülkedeki muhalefet partileri halkı organize edebilmek ve mevcut yönetime karşı sokağa dökebilmek için çeşitli faaliyetler yapıyorlar. Sudan’daki yönetimle arası iyi olmayan BAE’nin de bu konuda muhalefet partileriyle ilişki içinde olduğu konuyla ilgili haberlerde dile getiriliyor. Muhalefet partilerinin planladığı gösterilerle ve halk hareketiyle mevcut yönetimi tamamen düşürmeyi hedefledikleri ifade ediliyor. Ancak Sudan’da bunu başarmaları pek mümkün görünmüyor.

* Lübnan’da Dışişileri Bakanı Gebran Basil’in Meclis Başkanı ve aynı zamanda Emel Partisi’nin lideri Nebih Berri hakkında “Baltacı” ifadesini kullanması ülkede bazı karışıklıklara neden oldu. Dışişleri Bakanı’nın aynı zamanda cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın damadı olması onun da sıkıntıya girmesine neden oldu. Dışişleri Bakanı’nın Nebih Berri hakkında bu ifadeleri özel bir sohbette kullandığı ve gizli bir kamerayla çekilen görüntülerin daha sonra medyaya yansıtıldığı dile getirildi. Emel Partisi’nin taraftarları Basil aleyhine bazı gösteriler düzenlediler. Ancak Berri’nin meseleyi pek büyütmek istememesi sebebiyle çok fazla yayılmadı.

* Lübnan Başbakanı Sa’d El-Hariri, Suudi Arabistan’ın baskılarıyla görevinden istifa etmesinden sonra Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ikna etmesiyle istifasını geri almasının ardından Türkiye’ye bir ziyarette bulundu. Bizim gördüğümüz kadarıyla Hizip vasıtasıyla Lübnan üzerinde siyasi tahakküm oluşturmaya çalışan İran’ın bu ülkeyle ilgili siyasetinden rahatsız olan Hariri, Suudi Arabistan’ın veliaht prensi Muhammed bin Selman tarafından da baskıya maruz kalınca yeni açılımlar oluşturmaya, yeni bağlantılar kurmaya çalışıyor. Aslında Lübnan’ın Türkiye’yle ilişkilerini geliştirmesi kendisinin her yönden yararına olacaktır.

* ABD kendince, Filistin’in eski başbakanı ve şu an Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)’ın Siyasi Birim başkanı İsmail Heniyye’yi terör listesine aldı. Kendisi terörle işbirliği içinde olan ve terör örgütlerine yığınlarla silah temin eden ABD kendine göre terör listeleri oluşturuyor. Bundaki amacı “terör” konusunda uluslararası çapta karar verme yetkisinin tamamen kendinde olmasını istemesidir. Ama gerçekte kendisi bir terör ülkesi olduğu gibi aynı zamanda çıkarları gereği terör örgütleriyle işbirliği içine girmekten de çekinmemektedir. İsmail Heniyye’yi terör listesine alması ise tamamen saçmadır. Çünkü Filistin’de gayrimeşru olan siyonist işgaldir. Dolayısıyla vatanı ve toprağı işgal edilmiş bir halkın bu işgale karşı verdiği mücadele haklı ve meşrudur. Ayrıca Heniyye, Hamas’ın askerî kanadının değil siyasi kanadının lideridir. Aynı zamanda Filistin halkının oylarıyla şekillenmiş bir meşru hükümetin de başkanlığını yapmıştır. ABD’nin Heniyye’yi terör listesine almaktaki asıl amacı ise Filistin halkına, özellikle de Gazze halkına yapılacak insanî yardımların önünü kesmek ve böylece Filistinlileri iyice kıskaca almaktır. Bundaki amacı da tabii ki işgalci siyonist rejime destek vermektir. ABD’nin terörle işbirliğini aylık Ribat dergisinin Şubat 2018 sayısı için yazdığımız yazıda ayrıntılı bir şekilde ele almaya çalıştık.

* Pahalılık ve bazı ek vergi uygulamaları Ürdün’de de halkın tepkisine ve gösterilere neden oldu. 1 Şubat Perşembe günü Ürdün’ün Meclis binası önünde toplanan kalabalık Ürdün hükümetinin istifasını istedi. Gösteride muhalefet partilerinin milletvekillerinin yer almadığı ifade edildi.