Dünya mı güçlü IŞİD mi?

17 Aralık 2015 Perşembe, Yeni Akit

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad Aralık’ın ikinci haftasının ikinci gününden itibaren arka arkaya İslam coğrafyasıyla ilgili bazı önemli uluslararası toplantılara ev sahipliği yaptı. Bunların birincisi 8 Aralık’ta başlayan ve Suriye direnişinin değişik kanatlarını bir araya getiren toplantıydı. Geçen hafta yayınlanan yazılarımızın sonuncusu yani 12 Aralık tarihli yazımız bununla ilgiliydi.

Bunun hemen ardından Körfez Arap İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin liderlerini bir araya getiren zirve gerçekleştirildi. Bu zirvenin ana gündem maddeleri arasında KİK üyesi ülkeler arasında ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesinin yanı sıra Suriye ve Yemen meselelerine “siyasi çözüm” de yer alıyordu. Özellikle Suriye meselesine siyasi çözüm için yürütülecek faaliyet hakkında Suriye muhalefetinin farklı kanatlarını bir araya getiren toplantıdan çıkan sonuçlarla KİK zirvesinden çıkan sonuçların birleştirilmesine çalışıldı. Ama Riyad’da siyasi çözüm arayışlarının sürdüğü sırada küresel emperyalizmin doğu kanadının başını çeken Rusya’nın ve onun himayesi altında işgali sürdüren İran’ın katliamları kesintisiz sürüyordu. 11 Aralık tarihli yazımızda da bu zirveyi tahlil etmeye çalıştık.

Üçüncüsü de İİT çatısı altında gerçekleştirilen bir işbirliği toplantısıydı. Bu toplantıdan çıkan ve ciddi tartışma konusu olan en önemli sonuç ise İslam dünyasında teröre karşı askeri koalisyon oluşturulması oldu.

16 Aralık Salı günü Riyad’da bu koalisyonun oluşturulduğu açıklandı. Yapılan ilk açıklamada koalisyona 34 ülkenin girdiği, ondan fazla ülkenin de destek verdiği ve gereklerini yerine getirmeyi kabul ettikleri ifade edildi. Bu ülkeler içinde Endonezya’nın da yer aldığı özellikle vurgulandı. Bunda belki Endonezya’nın İslâm coğrafyasının nüfusça en kalabalık ülkesi olmasının rolü vardır.

Daha sonra katılanlar listesinde isimleri geçen ülkelerden Pakistan ve Lübnan kendilerine böyle bir koalisyon oluşturulması hakkında bilgi verilmediğini iddia ederek bağlantılarını reddettiler.

Bilindiği üzere “terör” ve “demokrasi” kavramları özellikle son çeyrek yüzyılda birçok askerî ve siyasi etkinliğin, ülkelerin iç işlerine doğrudan ya da dolaylı müdahalelerde bulunmanın, ittifaklar oluşturmanın gerekçesi oldu. ABD’nin küresel emperyalizmin farklı kanatlarını arkasına toplayarak Afganistan’a ve Irak’a müdahalesinin, bu iki ülkeyi işgal etmesinin gerekçesi “teröre karşı savaş” ve “demokrasiyi hâkim kılmak” idi. Irak işgalinde kısmen nükleer silah tehdidinden yararlanılmak istendiyse de daha sonra bunun tutmayacağı anlaşıldığı için tamamen “demokrasiyi hâkim kılma” gerekçesine ağırlık verildi. Böylece başlangıç aşamasında Afganistan işgalinde terör Irak işgalinde de demokrasi gerekçe oldu. Ama bu iki gerekçeye dayalı olarak katledilen insan sayısı belki dünyadaki tüm terör örgütlerinin öldürdüğü insan sayısını aşmıştır.

Irak’ta işgalin son bulması için silahlı mücadele başlatılması üzerine bu mücadelenin imajının kirletilmesi amacıyla bugün kendini “İslâm Devleti” olarak niteleyen ama hâlen daha çok IŞİD, DAİŞ, DAEŞ, ISIS gibi kısaltmalarla tanınan ve başlangıçta da kendini Irak İslam Devleti diye adlandıran karanlık bir örgüt ortaya çıktı. Sahneye çıktığı günden itibaren özellikle kafa kesme eylemleriyle İslâmî direnişi ve Müslüman halkların özgürlük mücadelelerini yıpratmaya çalışan bu örgüt ortaya çıktığı günden beri İslâmî direnişi arkadan vuruyor. Ama bir yandan da zulüm ve baskı altındaki halkların hak ve özgürlük mücadelelerinin önünün tıkanması amacıyla gerçekleştirilen tüm askerî müdahalelerin de gerekçesi olabiliyor.

Suriye’de Esed rejiminin ve onun saltanatının sürmesi için destek veren İran ile Rusya’nın katliamlarında öldürülen insan sayısı üç yüz elli bini aştığı halde tüm dünya ve bu arada İslâm âlemi bu zulme sessiz kalırken küresel güçler IŞİD’e karşı koalisyon oluşturdu. Ama onun kontrol altında tuttuğu bölgelerde kaymalar olduysa da toplam saha küçülmedi. İran’ın fiili işgaline meşruiyet kazandırmaya ve Rusya’nın doğrudan müdahalesine gerekçe oluşturdu. Şimdi İslâm âleminde terör gerekçeli askerî koalisyon kuruldu. Ama terör denince ilk akla gelen IŞİD oluyor. Baas zulmünün sergilediği vahşet karşısında güç birliği yapmayan ülkelerin bugün IŞİD merkezli askerî koalisyon kurmalarını nasıl anlamak gerektiği hakkındaki tespitlerimizi aktarmak için konuya devam etmemiz gerekiyor.

Terörün iki yüzü

18 Aralık 2015 Cuma, Yeni Akit

Dünkü yazımızın son cümlesini tekrar etmek istiyorum: Baas zulmünün sergilediği vahşet karşısında güç birliği yapmayan ülkelerin bugün IŞİD merkezli askerî koalisyon kurmalarını nasıl anlamak gerektiği hakkındaki tespitlerimizi aktarmak için konuya devam etmemiz gerekiyor.

Bu noktaya parmak basmakla öncelikli olarak vermek istediğimiz mesaj İslâm âleminde böyle bir ittifaka ve güç birliğine karşı olmadığımızdır. Çünkü beni takip edenler İslâm coğrafyasında Müslüman halkların değerleri ve hakları üzerine bir güç birliğini her zaman savunduğumu, bugün İslâm dünyasının zayıf olmasının en önemli sebebinin de bu güç birliğinin oluşmaması olduğunu vurguladığımızı bilirler. Fakat bu güç birliğinin adalet ve hukuk temeline oturması gerekir. Adalet ve hukukun hâkim kılınması için gerektiğinde güç de kullanılır. Ama güç kullanımı adalet dairesi dışına çıkarsa zulme dönüşür. O durumda gücü ister hâkim sistemin devamını isteyen resmî organlar isterse onu değiştirmek isteyen örgütsel yapılanmalar kullansın teröre dönüşür. Bunların biri resmî diğeri örgütsel terördür.

Suriye'de de Baas rejimi, onun saltanatının sürmesi için müdahale eden güçlerin sergilediği şiddet ve vahşet, gerçekleştirdikleri katliamlar terör etiketinin resmî yüzünü IŞİD de örgütsel yüzünü temsil ediyor. Yani bu ülkedeki terör kartını elinize alıp bir tarafına baktığınızda karşınıza IŞİD çıkacaktır. Ama çevirip arka yüzüne baktığınızda da Baas ve onun arkasında duran Şebbiha, İran, Hizip, Şii milisler ve Rusya çıkacaktır. Bunlar birbirleriyle savaş halinde değiller. Aksine birbirlerini örtüyor, hatta birbirlerine gerekçe oluyorlar. Dolayısıyla bu ülkede terör kartının sadece bir yüzüne baktığınızda diğer tarafını görmeniz mümkün değildir. Ama her ikisi de vahşi, her ikisi de zalim, her ikisi de insafsız ve hukuk ilkelerine saygısızdır.

Fakat işin ilginç bir yanı IŞİD yüzünün kafa kesme operasyonlarının medya organları vasıtasıyla dünya kamuoyunun zihinlerine işlenmesi yoluyla bu örgütün isminden yararlanılarak Batı'da İslamofobi vahşetine gaz verilirken, terör kartının Baas yüzünde yer alan güçlerin nice kafalar doğraması oldu. Rakamları yan yana koyduğunuzda da Baas zulmü ve onun sürmesi için müdahale eden işgalci güçlerin cinayetlerinin ve katliamlarının toplamının büyük bir dağ, IŞİD terörünün gerçekleştirdiği cinayetlerin ve katliamların ise küçük bir tepe büyüklüğünde olduğunu görürsünüz. Ayrıca Baas şiddeti, cinayetleri ve katliamları IŞİD'inkinden çok önce başlamıştır.

Dolayısıyla olaya bu açıdan baktığımızda, İslâm coğrafyasında teröre karşı güç birliği oluşturulması için Riyad'da atılan adım normalde geç kalmış bir adımdır. Bu adımın atılması için bir IŞİD tehdidinin ortaya çıkması, Yemen'deki Husi terörünün etrafa yayılmaya başlaması gerekmiyordu. Baas zulmünün, hiçbir ölçü tanımayarak insanları vahşice doğramaya başlamasıyla birlikte atılması ve hızla devreye girmesi, Esed vahşetinin derhal önüne geçmesi gerekiyordu. Bu, tabii ki İran'ın Baas vahşeti hesabına gerçekleştirdiği zulmün bir benzeri olması durumunda IŞİD'in örgütsel terörünün resmîleşmiş şekli olacaktı. O yüzden hukuku ve adaleti hâkim kılmayı, zulme engel olmayı amaçlaması gerekiyordu.

Bugün "terör" kavramına herkes kendi penceresinden bakıyor. O yüzden çok farklı tanımlamaları ve yorumlamaları var. Çoğunlukla da örgütsel şiddete terör olarak bakılırken, resmî şiddetin üstü örtülüyor. Bazen örgütsel şiddetin önüne geçme gerekçesiyle, hedeflenen örgütle hiçbir ilgisi olmayan insanlara zarar verilmesine de normal bakılabiliyor. O yüzden en önce terörün tanımlamasının doğru yapılması gerekir. Çünkü sonuçta her iki taraf da şiddete başvuruyor. Teröre başvurmakla suçlanan örgütün kendisi de onu etkisiz hale getirmeye çalışan resmî yapı da. Çizgiyi adalet ve hukuk belirler ve hukuk çizgisi aşılmazsa haksız bir şekilde güç kullanımının önüne geçilebilir.

Haksız olarak şiddete yani teröre başvuranlar karşısında güçlü olmak için güçlerin birleştirilmesi isabetli bir adımdır. Ama güçlerin birleştirilmesi resmî terörün bileğinin güçlendirilmesi şeklinde kendini gösterirse bu terör karşısında değil terör için ittifak olur. İslâm dünyasında güç birliğinden ne beklediğimiz hakkında kanaatlerimizi de inşallah müteakip yazımızda dile getireceğiz.

Gücün haklıdan yana kullanılması

19 Aralık 2015 Cumartesi, Yeni Akit

Bundan önceki yazımızda vurguladığımız üzere terör iki yüzlü bir kart dolayısıyla iki tarafıyla kesen bir kılıçtır. O yüzden terör hakkında teşhisin iyi konması ve birleştirilen güçlerin, onun iki tarafının da etkisiz hale getirilmesi için değerlendirilmesi gerekir. Bu başarılırsa Putin terörünün sergilediği şiddet karşısında bileği güçlendirmek için siyonist teröre yanaşma ve onunla ilişkileri yeniden düzenlemek için bazı zulüm uygulamalarını görmezden gelme ihtiyacı duyulmaz.

Siyonist terör İslâm âleminin en büyük belasıdır. Uluslararası siyonizm önce ideolojik yapılanmayla ortaya çıktı. Sonra ideallerini gerçekleştirmek için örgütler kurmasıyla birlikte teröre de başvurdu. Emperyalizm bu süreçte bir yandan siyonizmin kurduğu terör örgütlerini himaye ederken ve onun ideallerini gerçekleştirmesi için örgütlerine yardımcı olurken bir yandan da onlara karşı savaşıyormuş gibi görünüyordu. Tıpkı bugün IŞİD'e karşı yaptığı gibi.

Aslında Müslüman halkların aynı delikten tekrar ısırılmaması ve küresel emperyalizmin geçmişte uluslararası siyonizmin örgütsel terörü karşısında izlediği politikadan ibret alarak bugün IŞİD üzerinden oynadığı oyunu görebilmesi gerekirdi.

Siyonist terör "İsrail" adında bir devlet kurduğunu ilan edince İngiliz sömürgeci güçler hemen Filistin topraklarından çekildi. Siyonist terör örgütleri de kendilerini ilga ederek tek bir devletin çatısı altında birleştiklerini açıkladılar. Fakat terör yönünden değişen olmadı. Uluslararası siyonizmi temsil eden yapı bu kez örgütsel terörden devlet terörüne dönüştü. Altmış yedi yıldan beri de orada varlığını sürdürme ve hâkimiyet alanını genişletme amaçlı politikalarını tamamen terör yoluyla yürütüyor.

İşgal rejiminin resmi terörü yürütmek için belli noktalara yerleştirdiği işgalci askerler, son dönemde de Filistinli gençlerin işgal zulmünden kurtulmak ve kutsal değerlerini korumak amacıyla başlattıkları Kudüs İntifadası'nı gerekçe göstererek, gençleri "eyleme hazırlandıkları" iddiasıyla sokak ortasında öldürüyorlar.

Siyonist terörün sivil kanadını oluşturan yerleşimci militanlar da resmî terörün yargı kurumu tarafından özellikle korunuyor. Bunun en bariz örneği: 30-31 Temmuz 2015 gecesi, Batı Yaka'nın Nablus vilayetine bağlı Duma köyünde, Devabişe ailesini gece uykuda yakan, bir buçuk yaşındaki Ali adlı bebeğin olay yerinde, baba Sa'd ile anne Riham Devabişe'nin ciltlerinin yüzde doksana yakın oranda yanmasına ve bu yüzden hastanede hayatlarını kaybetmelerine, dört yaşındaki Ahmed isimli çocuğun da cildinin büyük kısmının yanmasına neden olan siyonist yerleşimci çetenin lideri psikolojik sorunları olduğu gerekçesiyle serbest bırakıldı. Çetenin elemanlarından biri de ev hapsine mahkûm edildi.

İşte bu terör tüm İslâm âlemini ilgilendiren bir tehlike ve tehdittir. Onun bugün bu derece cüretkâr olabilmesinin sebebi, mağdur ettiği halkın haklarını savunacak İslâm âleminin darmadağın olması, güçlerini birleştirmemesi, hakkı ve adaleti hâkim kılma konusunda sorumluluğunu yerine getirmemesidir. Terörün biri karşısında güçlü olma gerekçesiyle diğerinin kucağına oturursak bu kahramanlık olmaz.

Suriye'de ise terör kılıcı iki tarafıyla, hak arayanların başlarını kesiyor. Burada teröre karşı mücadelede sadece IŞİD tarafı öne çıkarılıp, Baas - İran - Rusya tarafı ihmal edilirse birleştirilen güçler haklının hakkını savunmada zayıf kalacak ve amaç gerçekleşmeyecektir.

İrtibatlı Yazılar:

  • Çağdaş emperyalizmin global stratejisi: Terör Ekip Terör Biçmek
  • Küresel Zulme Küresel Terör Kılıfı: IŞİD
  • IŞİD kimlere çalışıyor?
  • IŞİD üzerinden çevrilen dümenler
  • Koalisyon IŞİD'le mi savaşıyor?
  • ABD'nin iki maşası: PKK (PYD) = IŞİD (DAİŞ)
  • ABD tehdidi IŞİD tehdidinden büyüktür
  • Suriye'de ortak oyun
  • Suriye boşaltılıyor mu?
  • Şeytanın ordusu Suriye'de
  • Emperyalizmin ve İhanetçilerin Ortak Savaşı