8 Ağustos 2003 Cuma, Cuma dergisi
Yaz döneminin bütün sıcaklığına rağmen İslam dünyasında hareketlilik devam ediyor. Dünya gündemini meşgul eden konuların çoğunu da İslam dünyasındaki gelişmeler oluşturuyor. Bunun en önemli sebebi İslam dünyasının Batı emperyalizmi ve onun güdümündeki birtakım kukla yönetimler tarafından kıskaca alınmış olmasıdır. Biz de bu haftaki yazımızda hareketliliğin merkezindeki Irak'ta ve Filistin'de son bir hafta içinde yaşanan gelişmelerden biraz ayrıntılı olarak, diğer bölgelerde yaşanan bazı önemli gelişmelerden de kısa notlarla söz etmek istiyoruz..
Irak'ta Amerikan emperyalizminin işgalinden kaynaklanan şiddet devam ediyor. Buna karşılık Irak halkının bu işgale son vermeyi amaçlayan mücadelesi de sürüyor. Yani doğal bir şekilde şiddet şiddeti doğuruyor. Ancak ne kadar ilginçtir ki Amerika, güdümündeki medya organlarını kullanarak kendi haksız ve gayri meşru işgalini meşru, bu işgale karşı verilen mücadeleyi de gayri meşru gösterebilmek için yoğun çaba sarf ediyor.
Amerika, Irak'ta gerilla mücadelesinin başladığı ilk haftalarda askeri kayıplarını genellikle açıklıyordu. Bizim tahminimize göre bu kayıplarını açıklamasının sebebi kendisinin gerilla mücadelesine karşı vereceği savaşın, bu amaçla gerçekleştireceği kuşatmaların ve tutuklamaların gerekçelerini kamuoyunun dikkatlerine sunmaktı. Ancak son zamanlarda artık politikasını değiştirdiğini ve askeri kayıplarını büyük ölçüde gizlemeye başladığını görüyoruz. Hatta bazen insanların gözleriyle şahit oldukları ve asker cesetlerinin havaya uçuştuğunu söyledikleri bombalı eylemlerde bile herhangi bir can kaybının veya yaralanmanın olmadığına dair resmi açıklamalar yapıyor. Bunun sebebi söz konusu eylemlerin sonuçlarının askerlerde ve Amerikan halkında meydana getirdiği endişe, moral çöküntü ve tepkidir. Aynı politikayı İsrail işgal devleti de Aksa intifadası sürecinde sürekli sergiledi ve halen de sergiliyor. Bu durum Irak'taki eylemlerin artık Amerika'yı ciddi şekilde zorlamaya ve sıkıntıya sokmaya başladığının bir göstergesidir.
Geçtiğimiz hafta içinde Irak topraklarında meydana gelen en önemli gelişmelerden biri de Kürdistan İslami Hareketi lideri Şeyh Ali bin Abdülaziz'in işgalci Amerikan askerleri tarafından tutuklanması oldu. Bu tutuklamanın ilginç bir yanı da işgalci saldırganların, Şeyh Ali'yi "Saddam yanlısı" olarak lanse etmeye çalışmalarıdır. Oysa Şeyh Ali sürekli Saddam'dan zulüm görmüş ve ondan nefret eden biridir. Kürdistan İslami Hareketi de önce Saddam rejimine karşı oluşturulmuş, ancak Kuzey Irak yani Irak Kürdistanı bölgesinin ayrılmasından sonra çalışmalarını bu bölgede yoğunlaştırmış bir harekettir. Şeyh Ali ve onun ağabeyi aynı zamanda Kürdistan İslami Hareketi'nin kurucu lideri Şeyh Osman sürekli Saddam'dan zulüm görmüş insanlardır. Amerikan emperyalizmi bu şekilde vahşice tutukladığı insanları "Saddam yanlısı" olarak lanse etmek suretiyle yaptığı haksızlıkları bir gerekçeye dayandırmaya ve halktan gelecek tepkileri azaltmaya çalışıyor. Ancak Şeyh Ali'nin Saddam yanlısı olmasının mümkün olmadığını Irak'ta onu tanıyan bütün herkes bilir. Onun tutuklanması aynı zamanda Amerikan işgal güçlerinin bir tasfiye hareketidir. Amerika Irak'taki bütün siyasi hareketi kendi yanında ve güdümünde olmaya zorluyor. Bunu kabul etmeyenleri de ya "Saddam yanlısı olmakla" ya da "teröre destek vermekle" suçlayarak tutuklamaya çalışıyor. Ancak işgal güçlerinin bu tutumu kendilerini daha çok zora sokacaktır. Çünkü bu uygulamalara karşı gerilla savaşı daha da yaygınlaşır. Amerika, elindeki silah gücünün her şeyi halledebileceğini sanıyor. Yani tıpkı Hitler gibi düşünüyor ve onun gibi hareket ediyor. Bir gün o elindeki silah gücünün kendi başını yediğini de görebilir.
Bizim Sömürge Meclisi olarak adlandırdığımız Geçici Hükümet Meclisi'nde başkanlık tartışmaları vardı. Yapılan toplantılar ve görüşmeler neticesinde bu meclis için dokuz kişilik bir başkanlık konseyi oluşturulması ve bu konseyde yer alanların bir aylık sürelerle başkanlık yapmaları kararlaştırıldı. İlk başkanlığa da Şiilerin arasından meclise alınan İbrahim el-Ca'feri getirildi. Amerikan emperyalizminin güdümündeki bir zillet mekanizmasında başkanlık için böyle yarış yapılması da gerçekten garip.
Saddam'ın kızı Ürdün'de yaptığı açıklamalarda babasının ihanete uğradığını, en yakın çevresindeki adamlarının bile babasına ihanet ederek Amerikan işgal güçleriyle işbirliği yaptıklarını söyledi. Ben bu iddiaları daha önce de farklı ağızlardan duymuştum ve doğru olduğuna kanaat ettim. Bundan, şiddet, baskı ya da menfaat sağlama yoluyla etraflarında bir yalaka tabakası oluşturanların ibret almaları gerekir. Böyle bir yalaka topluluğu kesinlikle samimi değildir ve dost göründüğü kişilere en dar zamanında kuyu kazmaktan çekinmezler.
Dünya Sağlık Örgütü'nün verdiği bilgilere göre son dönemde Irak halkında psikolojik rahatsızlıklarda artış görülmeye başlandı. Bunda maruz kaldıkları muhtelif ekonomik ve maddi sıkıntıların yanı sıra Saddam zulmünden sonra Amerikan işgal güçlerinin zulmüyle karşı karşıya gelmelerinin önemli rolü var.
Amerika'nın Türkiye'den asker talebi sürüyor. Bunda tabii ki gerilla güçleri karşısında verdiği kayıpların doğurduğu endişenin önemli rolü var. Amerika'nın asker talebinin amacı Irak üzerindeki hakimiyetinin devamını sağlamak ve ileriye dönük planlarının önünü açmaktır. Türkiye eğer asker gönderirse işte bu amaçlara hizmet etmiş ve Amerika'nın tehdidinin bütün bölge halklarının tepesinde hissedilmesine sebep olacaktır. Bu yüzden bütün halkımızın asker gönderme fikrine şiddetle karşı çıkması ve hükümet yetkililerini, milletvekillerini asker göndermeme konusunda ısrarlı davranmaları için ikna etmeleri gerekmektedir.
Irak'la ilgili dikkat çeken gelişmelerden biri de, bazı televizyon kanallarının ikide bir Saddam kasetleri yayınlamalarıdır. Bizim kanaatimize göre bu kanallar Saddam kasetlerini rayting hesabıyla ve kendilerini başarılı gösterme amacıyla yayınlıyorlar. Ancak bu kasetlerin Irak'taki bağımsızlık ve hak mücadelesine zarar verdiğini düşünüyoruz. Çünkü bu kasetler, Amerika'nın Irak'taki bağımsızlık mücadelesinin arkasında Saddam'ın olduğu kanaatini oluşturma çabalarına hizmet ediyor .
Amerikan emperyalizmi bu sıralarda, Suudi Arabistan'a da şiddetle yükleniyor. Dolayısıyla bu ülke de ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Amerika'nın baskılarının temel sebebinin bu ülkeden asker talebine olumlu cevap verilmesini sağlamak olduğunu sanıyoruz. İşte bu amaçla Suudi Arabistan'a şantaj yapıyor ve bu ülkenin 11 Eylül olaylarının arkasında yer aldığını, bu saldırıları gerçekleştirenlere yardım ettiğini, halen de el-Kaide örgütüne maddi yardımda bulunduğunu iddia ediyor. Bu amaçla Amerikan Kongresi'ne bir öneri de getirildi. Suudi Arabistan Dışişleri bakanı Suud el-Faysal konuyla ilgilenmek üzere Amerika'ya gitti ve başkan Bush'tan ülkelerinin suçlanmasına gerekçe oluşturan raporları açıklamasını istedi. Ancak Bush araştırmaların henüz devam ettiğini buna binaen raporları açıklayamayacağını söyledi. Suudi bakan ise buna karşılık: "O halde sonuçlanmamış, herhangi bir hükme ulaşmamış bir araştırmadan yola çıkarak bizi nasıl suçlayabilirsiniz?" diyemedi, Bush'un tutumunu normal karşıladıklarını söyledi. Suud gazetelerinin iddiasına göre Amerika'nın bu şekilde baskı yapmasının arkasında İsrail ve siyonist lobiler var. Gazeteler bunu iddia ederken Suud yönetimi de kendini Amerika'ya ispat etmek, el-Kaide örgütüne destek vermediğini göstermek amacıyla ülke genelinde el-Kaideci avına çıktı. İşte bundan dolayı ülkenin muhtelif bölgelerinde daha önce benzeri görülmemiş bir sıklıkla çatışmalar yaşandı. Ne yazık ki Amerika'nın, İslam coğrafyasındaki fitnenin, iç kavgaların ve çalkantıların da kaynağı olduğunu görüyoruz.
İsrail işgal devleti bu sıralarda Filistin meselesiyle ilgili en önemli konu haline gelen esirler konusunda yine oyun oynadı. Önce 540 esiri serbest bırakacağını açıklamasına rağmen bu sayıyı iki kere düşürerek 350'ye yani ilk açıkladığı rakama indirdi. Böylece ilk açıkladığı rakama yaptığı ilavelerin tamamen bir oyun olduğunu ortaya koydu. Özerk yönetim lideri Yasir Arafat da İsrail'in tutumunu bir "oyun" olarak nitelendirdi. Görüldüğü kadarıyla İsrail işgal devleti zindanlarındaki Filistinli tutsakları birer rehine olarak kullanıp karşılığında büyük tavizler koparmak için muhtelif numaralar çevirmeye çalışıyor.
İşgal devleti serbest bırakacağını söylediği tutsakların sayısında indirim yaparken bir yandan da güdümündeki Abbas hükümeti vasıtasıyla yeni kişileri tutuklatmaya çalışıyor. Mahmud Abbas hükümetinde iç işlerinden sorumlu devlet bakanı Muhammed Dahlan'a bağlı polisler Arafat'ın Ramallah'taki karargahına baskın düzenleyerek el-Fetih'in askeri kanadına mensup 20 kişiyi tutukladılar. Bu tutuklamanın arka planında çeşitli hesaplar vardı. Bu hesaplardan biri de ileride HAMAS ve İslami Cihad mensuplarına yönelik tutuklamaların zeminini oluşturmaktı. Ancak görüldüğü kadarıyla el-Fetih mensuplarına yönelik tutuklamalar ters tepti ve işin arkasında İsrail'in olduğu bilindiğinden el-Fetih artık ateşkesi geçersiz saydığını bildirerek işgal güçlerine karşı eylemlerini yeniden başlattı. İlk olarak da Kudüs'te yerleşimci göçmenleri taşıyan bir arabaya yönelik eylem gerçekleştirerek dört yerleşimciyi yaraladı. Görüldüğü kadarıyla İsrail işgal devletinin ve onun güdümündeki Abbas hükümetinin tutumu Filistin'de havanın yeniden alevlenmesine sebep olacak. Ancak bundan İsrail işgal devleti de büyük zarar görecektir.