5 Şubat 2003 Çarşamba
İnsanlık yeni bir felaketle karşı karşıya.
Bu felaketin tek sebebi Amerika'nın çıkar hesapları ve İslam dünyasını doğrudan sömürge haline getirmeyi amaçlayan planları. Ne yazık ki bu planlara, "ulusal çıkar" iddiasıyla Türkiye'nin de alet edilmesine çalışılmaktadır.
Şunu unutmamak gerekir ki hiçbir "ulusal çıkar" binlerce insanın kanının akıtılmasının, on binlerce belki yüz binlerce ailenin dağıtılmasının, sayıları tahmin edilemeyen kitleler halindeki çocukların yetim bırakılmasının gerekçesi olamaz. Can üzerine pazarlık yapılamaz.
İlginçtir ki, bugün bütün insanlığın şiddetle karşı çıktığı bir felaket senaryosuna Türkiye'nin dahil edilmesiyle ilgili konular tartışılırken sürekli "ulusal çıkarlar" konusu gündeme getiriliyor ve hep: "Türkiye'nin zararlarını Amerika telafi edecek mi?" sorusu soruluyor. Sanki bütün hesaplar bu konuya endekslenmiş ve eğer Türkiye'nin zararları telafi edilecekse Amerika'nın tamamen maddi hesaplara, çıkar kavgasına ve çağdaş emperyalist konjonktürdeki yerini sağlamlaştırma amacına dayalı saldırı planına bir şekilde ortak olunmasında sakınca yokmuş gibi davranılıyor; zihinler buna yönlendiriliyor. İşin gerçeğinde Amerika'nın şimdiye kadar ki "telafi vaadleri"nin hepsinin içi boş yanıltmadan ibaret olduğunu hep birlikte gördük. Ama asıl üzerinde durulması gereken konu bu değildir.
Şimdi soralım kendimize:
Türkiye'nin maddi zararlarını Amerika telafi edecek diyelim, peki Irak halkının can kayıplarını kim telafi edecek?
Amerika'nın vahşi saldırılarına hedef olacak küçük çocukları, bebekleri kim telafi edecek? Birileri onların yerine annelerinin ve babalarının kucaklarına, onların yerini tutacak, onları aratmayacak çocuklar koyabilecek mi?
Babaları öldürüldüğü için yetim kalacak küçük zavallı çocukların babalarını kim telafi edecek?
Amerika'nın tamamen çıkar hesaplarına dayanan vahşi saldırıları belki milyonlarca insanın yaralanmasına, sakat kalmasına, bazı organlarını kaybetmelerine sebep olacak. Peki bu insanların sağlam bedenlerini kim onlara geri verecek?
Evlerini, yurtlarını kaybetmekten dolayı ruhsal sağlıkları bozulacak olan insanların sağlıklarını kendilerine yeniden kazandırmak öyle kolay olacak mı?
17 Ağustos depreminin sarsıntısını yaşamış bir ulus olarak başımıza gelenlerden ibret alalım, insanlarımızın maruz kaldıkları perişanlıklardan ders çıkaralım. Amerika'nın vahşi saldırısının Irak'ta yol açacağı sarsıntı kim bilir 17 Ağustos depreminin kaç katına denk olacaktır. BM'e bağlı kuruluşların tahminlerine göre, ABD'nin planladığı saldırı yüzünden Irak'ta öleceklerin sayısı belki 17 Ağustos depreminde ölenlerin sayısının 30 - 40 katına ulaşacaktır.
Böyle bir sonuca yol açacak insanlık dışı saldırıyı onaylamak mümkün müdür? Onaylamayı da bir yana bırakın bu tür bir saldırıya alet olunmasını nasıl ve neye göre izah edebiliriz?
Kamuoyu yoklamalarına göre bu saldırıyı bu ulusun yüzde doksan gibi ezici bir çoğunluğu reddetmektedir. Böyle bir ulusu temsil noktasında olanlar, acaba kendilerini seçen ulusun iradesine göre bir tercih mi yapacaklar yoksa birileri öyle istediği için önlerine konanı onaylayıp "siyasi geleceği sağlama alma" hesapları mı yapacaklar? "Milyonların hayatlarının geleceği mi yoksa benim siyasi geleceğim mi?" Bu soruyu vicdanlarımıza sorup ona göre kararımızı verelim!