Gündemden Notlar
25 Mayıs 2002 Cumartesi, Vakit
Bu haftaki yazımızda geçmişte zaman zaman yaptığımız gibi Dünya gündeminde öne çıkan bazı konular hakkında özet bilgiler verip değerlendirmeler yapmak istiyoruz.
Filistin'de hareketlilik bütün hızıyla devam ediyor. İsrail işgal devleti 29 Mart'ta başlattığı vahşi operasyonla Filistin direnişini zayıflatmak ve yahudi göçmenlerin geri gitmelerine sebep olan güvenlik ve istikrar problemini çözmek istiyordu. Ancak yaşanan gelişmeler işgal devletinin vahşi operasyonunun bu amacı gerçekleştiremediğini gösteriyor. Bunun yerine işgal devletinin kendi içinde yaşadığı problemler dışa vurmaya başladı. Siyonistlerin önümüzdeki günlerde yeni problemlerle de karşı karşıya geleceği anlaşılıyor. Biz Filistin meselesiyle ilgili son gelişmeler hakkında Web sitemizde birbirini izleyen günlük yorumlar yayınlıyoruz. Bu yorumlarda özellikle son gelişmeler hakkında ayrıntılı ve doyurucu bilgiler vermeye ve değerlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Bu yazımızda bütün konuları ayrıntılarıyla verme imkanımız olmadığından okuyucularımızdan Internet'ten istifade imkanı olanların o yorumları okumalarını tavsiye ediyoruz.
ABD, bu sıralarda yeniden "terör" masalına sarılmaya başladı. Gerçi ABD'nin terör konusunda okuduğu masalların tamamen emperyalist emelleriyle bağlantılı olduğu artık iyice ortaya çıktı. Ne var ki etkili medya organları üzerindeki gücü onun, bu konuda okuduğu masalların kamuoyunda gündem oluşturma ve insanları yönlendirme açısından önemli rol oynamasına sebep olmaktadır. Bununla birlikte son zamanlarda, FBI ve CIA kaynaklı uyarıların, terörle ilgili iddialara dayandırılan politik hesapların önünü açma amacına yönelik olduğu gayet net bir şekilde görülüyor. Biz Cuma dergisinin bu hafta çıkan sayısına yazdığımız yazıda bu konu üzerinde durduk ve FBI kaynaklı terör uyarılarının ABD'nin "teröre karşı savaş" başlığı altında yürütmeye çalıştığı ve Amerika'nın dünya hakimiyetini hedefleyen saldırgan politikasının önünü açmayı amaçladığını ortaya koymaya çalıştık. (Bkz. Amerika'dan Yine Terör Atağı) Nitekim bazı gelişmeler bizim değerlendirmelerimizi haklı çıkardı ve şarbonlu mektupların geçmişteki benzerleri gibi tamamen senaryo olduğunu ortaya koydu. ABD, bu sıralarda "terör" konusunu gündeme getirirken bir yandan da İsrail'e yönelen tepkiyi de dağıtmayı ve dünya kamuoyunun ilgisini başka yönlere doğru yöneltmeyi hedefliyor. Bu amaçla dünya kamuoyuna: "Siz İsrail'le uğraşmayı bırakın, ortada başka tehditler ve tehlikeler var" mesajı vermeye çalışıyor. Başka tehditler olarak gösterdikleri ise ne hikmetse hep İsrail işgal devletini rahatsız edenler. ABD'nin burada "terör" suçlamasına maruz bıraktıkları siyonist saldırganların, vahşi saldırılarına karşı meşru haklarını savunanlar ve onlara herhangi bir şekilde destek verenler ya da onların bu meşru mücadelelerine sahip çıkanlar. Ama ABD'nin anlayışına göre İsrail vahşetine tepki gösterilmesi ve İsrail şiddetine aynı dille karşılık verilmesi "terör" olarak değerlendiriliyor.
Bu sıralarda yaşanan önemli bir gelişme de Hindistan'la Pakistan arasındaki gerginlik. Bu gerginlik ise Hindistan'ın zorla işgal altında tuttuğu Keşmir bölgesindeki mücadeleyle ilgili. Normalde BM kararlarına göre Hindistan'ın Keşmir'de referandum yaptırması ve halkın tercihini sorması gerekiyor. Bu yapılsa zaten Keşmir meselesi diye bir şey kalmayacak. Ama bunu yapmadığı gibi Keşmir halkını Hindu sultasına boyun eğmeye zorlamak için terör ve şiddetin her türlüsüne başvuruyor. Hal böyleyken ABD ve Batı emperyalizminin burada da çirkin yüzünü gösterdiğini, Keşmirlilerin bağımsızlık mücadelesini terör, Pakistan'ın bu mücadeleyi sahiplenmesini de teröre destek olarak nitelendirdiklerini, Hindistan zulmüne ise sahip çıktıklarını görüyoruz. Nitekim son günlerde güya arabuluculuk yapmak için giden bir Batılı diplomatın: "Pakistan'ın teröristlere destek vermesinden dolayı Hindistan'ın sabrı taşmak üzeredir" tarzında açıklamalar yaparak tam bir fitne politikası izlemesi dikkat çekti.