Mossad Cinayetleri ve Fadi el-Batş

Haziran 2018, Vuslat

Siyonist İsrail yönetimi Filistin'in bağımsızlığı için mücadele edenlere karşı savaşını birkaç koldan yürütüyor. En başta kendi askeri gücünü kullanarak ve saldırganlıkta hiçbir ölçü tanımayarak Filistin'deki bağımsızlık mücadelesinin kökünü kazımaya çalışıyor. Ancak sadece askeri operasyonların sonuç vermediğini gördüğünden daha başka yollara da başvurma gereği duyuyor. Bunlardan biri de hedef seçilen belli kişilerin planlı cinayetler yoluyla tasfiye edilmesidir. Bu tutumu İsrail'in gerçekte bir devlet değil bir eşkıya düzeni olduğunu göstermesi açısından üzerinde durulması gereken bir tutumdur.

İsrail, gerçekleştirdiği suikastları çoğu zaman üstün bir başarı olarak göstermeye çalışıyor. Adı kanla ve vahşetle bütünleşmiş bir rejime de zaten bu yakışır. İsrail'in sözcüsü gibi çalışan medya organlarının Siyonistlerden bir adım daha ileri giderek onların gerçekleştirdikleri vahşi cinayetlerden "Müthiş Suikast" diye söz ettiklerini ve övgüler yağdırdıklarını da gördük.

Suikastlerde en çok, istihbarat örgütü olarak lanse edilen ama aynı zamanda bir cinayet şebekesi gibi çalışan Mossad'ın elemanlarından yararlanıyor. Ama bazen de bu işi parayla yapan cinayet örgütlerine ihale ediyor ve onlara yaptırıyor. Ne yazık ki, bir insan sahip olduğu insani ve manevi değerlerden soyutlanınca eline verilen basit çıkarlar karşılığında her türlü çirkin işi yapabilmektedir. Siyonist rejim de gerçekleştirdiği cinayetlerde elindeki maddi imkânları kullanarak, insani değerleri terk edip geçici dünya çıkarlarına kul olmuş kimselerden yararlanmaktadır. Böylelerinin sayısı çok fazla olmasa da Siyonist rejimin hayli işine yaramaktadırlar.

İsrail'in cinayetleriyle ilgili olarak vurgulamamız gereken bir husus da şudur: İsrail açısından dost - düşman o kadar önemli değildir. Önemli olan bir kimseden yararlanılmasıdır. Eğer bir kimsenin sağ kalması İsrail için yararlı ise o dost da olsa düşman da olsa, sağ kalması için gerekeni yapar. Ölmesinin yararlı olması durumunda da aynı şey söz konusudur. Bu açıdan yerine göre bir provokasyon, bir senaryonun uygulamaya konması, bir iddianın inandırıcı olabilmesi vs. gibi amaçlar için kendi adamlarını öldürebilir. Bazen de yıllarca kendisinden istifade ettiği bir kimsenin hayatta kalmasının sakıncalı olmaya başladığını anladığı zaman onu ortadan kaldırabilir. Eli Hubeyka'nın öldürülmesi buna en açık örnektir. Sabra ve Şatilla katliamında insanları doğrama işi Hıristiyan Falanjist militanlara verilmişti. Katliam işini gerçekleştiren falanjist militanların başında da Eli Hubeyka bulunuyordu. Hatta olayları tetkik edenlerin verdiği bilgilere göre Hubeyka katliam esnasında militanların başında bizzat bulunmuş ve katliam işini organize etmişti. Hubeyka, Ocak 2002 başlarında Sabra ve Şatilla katliamından kendisinin sorumlu olmadığını ve Şaron hakkında açılan davada bildiklerini söyleyeceğini ifade etti. Bunun üzerinden fazla zaman geçmeden üç adamıyla birlikte öldürüldü. Tabii Hubeyka'nın katliamda kendisinin sorumluluğu olmadığına dair iddiası inandırıcı olmaktan son derece uzaktı. Çünkü onun katliama bizzat gözcülük ettiği raporlara geçtiği gibi katliamda kullanılan falanjist militanların başında onun olduğu da bilinen bir gerçek. Ama bu işi muhakkak belli bir menfaat karşılığında yapmıştı ve muhtemelen Siyonistler pek çoklarına yaptıkları gibi onları da çuvala sokmuş ve vaat ettikleri menfaati vermemişlerdi.

İsrail'in cinayetleriyle ilgili olarak vurgulanması gereken bir husus da şudur: O cinayetlerinde herhangi bir coğrafi sınır tanımadığı gibi dost veya düşman ülke toprağı ayrımı da yapmaz. Yukarıda sözünü ettiğimiz Eli Hubeyka ve üç adamı Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta öldürüldü. Siyonistler Lübnan'da bunun dışında daha birçok cinayet gerçekleştirdiler. Filistin İslami Cihad Hareketi'nin lideri Dr. Fethi Şikaki, Libya dönüşü uğradığı Malta'da şehit edildi. FKÖ'nün ileri gelenlerinden Halil el-Vezir (Ebu Cihad) ve Salah Halef (Ebu İyad) Cezayir'de öldürüldüler. Bunların dışında dünyanın değişik ülkelerinde birçok cinayet İsrail işgal devletine çalışan özel caniler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Siyonizme hizmet eden medya organlarının yanıltması sebebiyle İsrail cinayetleri konusunda dünya kamuoyu çoğu zaman yanlış yönlendirilmektedir. Bu yanlış yönlendirmede en çok da "misilleme" kavramıyla yanıltma yapılmaktadır. Bu kavramla bir bakıma İsrail'in cinayetleri gerekçelendiriliyor. Bu ifade adeta işgal devletinin saldırılarına dolaylı bir şekilde meşruiyet kazandırıyor. Hal böyle olunca insanlar işgal devletinin saldırılarındaki vahşeti tam olarak göremiyor veya görseler bile belli gerekçelere dayandığı zannına kapılabiliyorlar. Oysa işin gerçeğinde İsrail her zaman için fitili çeken taraftır.

Bir de İsrail'in cinayet saldırılarının başarı sebeplerine temas etmek istiyoruz. İsrail’in eski başbakanı ve Sabra ve Şatilla katliamlarından dolayı "Beyrut kasabı" olarak tarihe geçen Ariel Şaron, Aksa İntifadası'nı durdurabilmek için bu intifadayı organize eden, mücadeleye fiilen katılan ve yön veren örgütlerin lider kadrosunu ortadan kaldırma amaçlı muhtelif saldırılar gerçekleştirdi. Bu saldırılarda Hamas'ın Nablus sorumlusu Cemal Mansur, Filistin Alimler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Cemal Selim, yine Hamas'ın Nablus'taki ileri gelenlerinden Salahuddin Derveze, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin lideri Ebu Ali Mustafa, Hamas'ın el-Halil sorumlusu Abdullah el-Kavasime gibi bazı önemli hareket liderleri de öldürüldü.

İsrail'in cinayetlerinin başarılı olmasında iki önemli etken bulunmaktadır: Birincisi: İstihbarat, İkincisi: ABD'nin verdiği modern teknolojinin kullanılması.

İşgal devletinin dış istihbarat örgütü olan Mossad bu yönden sürekli gündeme getirilmekte ve oldukça başarılı bir örgüt olarak lanse edilmektedir. Oysa bu örgütün başarısı kendi iç yapısından değil muhtelif istihbarat örgütleriyle ve organizasyonlarıyla sıkı münasebet ve yardımlaşma içinde olmasından kaynaklanmaktadır. Bu işbirliğinde ise paranın cazibesi ve uluslararası platformlarda Siyonist işgal devletine destek veren otoritelerin siyasi baskı gücü kullanılmaktadır.

Filistin direnişinin lider kadrosunun takibe alınması için yürütülen istihbarat işinde ABD'nin de belli bir payı olduğu bilinmektedir.

Siyonist işgal rejiminin son dönemdeki cinayetlerinde İslâmî kimliğe sahip ilim adamlarının özellikle hedef alınması dikkat çekmektedir. 15 Aralık 2016 tarihinde Tunuslu mühendis Muhammed ez-Zuvari, Hamas’ın insansız hava araçları projesine yardımcı olduğu gerekçesiyle Tunus’ta evinin önünde öldürüldü. 21 Nisan 2018 tarihinde de Malezya’da Filistinli ilim adamlarından önemli ve oldukça başarılı bir şahsiyet siyonist işgal rejiminin planladığı bir cinayetle şehit edildi.

Malezya’da Kuala Lumpur Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan Filistinli ilim adamı Dr. Fadi Muhammed el-Batş, 21 Nisan Cumartesi günü sabah namazına gittiği sırada iki motosikletli saldırganın saldırısına hedef olarak hayatını kaybetti.

Evli ve üç çocuk babası ve henüz 35 yaşında olan Fadi el-Batş Gazze’nin Cibaliya mülteci kampında dünyaya gelmişti. Meşhur el-Batş ailesine mensuptu.

Fadi el-Batş, Gazze’deki İslâm Üniversitesi’nin Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdi. Daha sonra yine aynı bölümde yüksek lisansa devam etti ve 2009 yılında yüksek lisansını tamamladı. Ardından Malezya’ya giderek orada Malaya Üniversitesi’nde yine elektrik mühendisliği alanında, “Güç Elektroniği Teknolojisini Kullanarak Güç Aktarım Ağlarının Verimliliğini Artırma” başlıklı teziyle 2015 yılında doktorasını tamamladı. Kuala Lumpur Üniversitesi’nin Elektrik Mühendisliği bölümünde de güç elektroniği üzerine öğretim görevlisi olarak çalışıyordu.

Elektrik ve elektronik alanında 18 önemli araştırma hazırladı. Bunlardan bazıları bilimsel dergilerde yayınlanırken bazıları da muhtelif bilimsel sempozyumlarda takdim edildi. Japonya’da, İngiltere’de, Finlandiya’da, İspanya’da ve Suudi Arabistan’da düzenlenen muhtelif uluslararası bilimsel sempozyumlara katıldı. Malezya içinde de birçok bilimsel sempozyuma iştirak etti. Bu sempozyumlarda kendisinin hazırladığı bilimsel çalışmaları takdim etti.

Malezya içinde birçok bilimsel ödüle lâyık görüldü. 2016 yılında Yayasan Khazanah devlet bursunu kazanan ilk Arap oldu. Bu burs ise özellikle seçkin bilimsel çalışmalara ve çok başarılı yüksek lisans yahut doktora çalışmalarına veriliyor. El-Batş bu bursu kazanmasından sonra yaptığı açıklamasında: “Biz dünyaya Filistinlinin sürekli yeni buluşlar peşinde olduğu ve herhangi bir noktada durmak istemediği mesajını vermek istiyoruz” demişti.

21 Nisan sabahı evinin yakınındaki camiye sabah namazını kılmak için gittiği sırada maskeli ve motosikletli iki kişinin saldırısına hedef oldu. Başına ve bedenine isabet eden mermiler olay yerinde hayatını kaybetmesine neden oldu.

Ailesi olaydan sonra yaptığı açıklamada cinayetten siyonist işgal rejiminin dış istihbarat ve aynı zamanda cinayet şebekesi olarak çalışan Mossad’ı sorumlu tuttu. Aile Malezya hükümetine yaptığı çağrıda saldırının üzerine gitmesini ve saldırıyı gerçekleştirenlerin bağlantılarını ortaya çıkarmasını istedi.

Siyonistlere ait gazetelerde, Fadi el-Batş’ın Hamas’ın insansız hava araçlarının geliştirilmesine katkıda bulunduğu iddia edildi. Bu iddia aynı zamanda cinayetin Mossad tarafından işlendiğinin izhar edilmesi anlamına geliyordu. Çünkü böyle bir iddia onun Mossad tarafından cezalandırıldığının ifade edilmesi anlamı taşıyordu. Fakat işgal rejiminin resmi ağzı cinayetle irtibatını itiraf etmedi. İşgal devletinin Saldırı Bakanı Avigdor Liberman, bu tür cinayetler işlendiği zaman hemen İsrail’in suçlu gösterildiğini ancak kendilerinin olayla bir ilgilerinin olmadığını iddia etti. Fakat bu, siyonist işgalcilerin bilinen tutumudur. Gayri resmî ağızları durumundaki medya vasıtasıyla cinayetin arkasında Mossad’ın olabileceğini hissettirerek bu örgütün İsrail’i rahatsız eden çalışmalara müsaade etmediği mesajı vermeye çalışırlar. Ama resmî ağızlarıyla da kendilerinin ilgilerinin olmadığını söylerler.

Mossad’ın Fadi el-Batş’ı öldürmesi gerçekte Filistinlilerin başarılı çalışmalar yapmalarından ve onların ilim alanında kendilerini göstermelerinden rahatsız olduğunun bir göstergesidir.