ABD'nin Kudüs'e komplosu

8-9 Aralık 2017 Cuma-Cumartesi, Yeni Akit

Bilindiği üzere ABD, siyonist işgal rejiminin her bakımdan hamisidir. BM Güvenlik Konseyi'nde siyonist işgal rejimini rahatsız eden her karar ABD tarafından veto edilmiştir. BM Genel Kurulu'nun kararları da bağlayıcı nitelikte olmadığından işgal rejimi şimdiye kadar BM'nin aleyhindeki kararlarının hiçbirini uygulamamıştır. Bunu yapabilmesinde tabii ki bütün dünyaya hükmettiğini düşünen ABD'nin verdiği desteğin önemli rolü var.

ABD parlamentosu 1995'te Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak kabul edilmesini ve ABD İsrail büyükelçiliğinin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınmasını isteyen bir yasa çıkarmıştı. Fakat şimdiye kadarki ABD yönetimleri yasada belirtilen erteleme gerekçelerini değerlendirerek ve özellikle de güvenlik gerekçesini ileri sürerek bu işlemi altı ayda bir erteliyorlardı.

Donald Trump başkanlık adaylığı sırasında yürüttüğü propaganda faaliyetlerinde ABD'nin İsrail büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma sözü vermişti. Ancak o da başkanlığa seçilmesinden sonra birincisinde yine benzer gerekçelerle altı aylığına erteledi. Ancak bu sürenin dolmasına yakın artık söz konusu yasayı uygulamaya geçirme ve ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşımak için talimat verme niyetinde olduğunun işaretlerini verdi. 6 Aralık Çarşamba günü yaptığı açıklamada da Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını, ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması için de hazırlıkların başlatılmasını istediğini duyurdu ancak taşıma işleminin yine bir altı aylığına ertelenmesi yönünde karar aldı. Trump'ın açıklaması öncesinde Beyaz Saray sözcüleri tarafından yapılan açıklamada da büyükelçiliğin taşınmasının öyle bir günde yapılabilecek bir işlem olmadığı, hazırlıkların biraz zaman alacağı ifade edilmişti.

Fakat Trump'ın açıklamasının asıl önemli olan yanı ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını dünyaya ilan etmesi ve büyükelçiliğin taşınması için de gerekli hazırlıkların başlatılmasını istemesidir. Gerek Filistin'de ve gerekse İslam coğrafyasında meydana gelecek tepkiler belki büyükelçiliğin nakli işleminin bir süre daha ertelenmesine neden olabilir. Ancak Trump böyle bir açıklama yapmakla Kudüs açısından, bu kutsal şehrin tarihi kimliği açısından son derece tehlikeli bir adım atmıştır.

Trump'ın neden böyle bir zamanda bu adımı attığı konusundaki yorumlarda özellikle hem ABD'nin hem de işgal rejiminin kendi içlerinde yaşadıkları sıkıntılara dikkat çekiliyor ve her ikisinin de böyle önemli bir atak yapmaya ihtiyaç duydukları vurgulanıyor. Çünkü yorumlarda da belirtildiği üzere ABD'de Trump'ı sıkıştıran yargılamalar ve soruşturmalar var. Netanyahu'nun Sağlık bakanı geçtiğimiz günlerde istifa etti. Onun genel başkanlığını yaptığı partinin de koalisyondan çekilmesi durumunda koalisyonun dağılma tehlikesi var. Bu sıkıntıları atlatmak için böyle önemli bir atak yapma ihtiyacı duymuşlardır.

Ancak Trump'ın böyle bir adım atma cesareti göstermesinde Arap dünyasındaki ihanet rejimleriyle yaptığı işbirliğinin çok büyük bir payı olduğunu gözden uzak tutmamalıyız. Bu gerçek siyonistlerin medya organlarında da gayet açık bir şekilde dile getirildi ve Trump'ın Kudüs konusundaki kararını, Suudi Arabistan'a yaptığı ziyaret esnasında verdiğine dikkat çekildi. Böyle olması kuvvetle muhtemeldir ve bizim tahminimize göre Trump'ın böyle bir karar alabilmesi için Suudi Arabistan'da iktidarın yetkilerini elinde toplayan veliaht prens Muhammed bin Selman'ın verdiği desteğin basite alınamayacak bir rolü vardır. Suudi Arabistan'ın Trump'ın açıklaması öncesinde bazı ufak tefek itirazları olduysa da ciddi bir tepkisi olmadı. Bu kadar ufak tefek itirazda bulunmasına da ABD'nin izin verdiğini ve gerçek rollerini kamufle etmek için buna ihtiyaç duyduklarını tahmin ediyoruz.

Bugün yani 9 Aralık Kudüs'ün İngiliz işgal güçleri tarafından işgal edilmesinin yüzüncü yıl dönümü. General Allenby komutasındaki İngiliz birlikleri 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs'e girmişlerdi. O zaman Filistin'in ve bu arada Kudüs'ün İngiliz işgal güçleri tarafından işgal edilmesinin amacı uluslararası siyonizmin bu topraklarda yahudiler için bir devlet kurmasına imkan vermekti. Bu husus Balfour deklarasyonunda dile getirilmişti. Bu deklarasyonun yayınlanmasının yüzüncü yıldönümü münasebetiyle yazdığımız yazıda İngiliz işgalcilerin niyet ve amaçları hakkında bilgi vermiştik.

İngilizlerin Kudüs'ü siyonistler için işgal etmelerinin yüzüncü yıl dönümünden üç gün önce ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdıklarına ve İsrail'deki büyükelçiliklerinin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınması için gerekli hazırlıkların yapılması üzere talimat verdiğine dair açıklamayı yaptı. Kudüs'ün ve diğer Filistin topraklarının işgalinin amacı siyonistlerin burada bir devlet kurmalarını sağlamaktı. Küresel emperyalizmin desteğiyle siyonistler burada devlet kurdular. Bugün de Kudüs'ü bu devletin başkenti olarak tanıdıklarını ilan etmelerinin amacı onun orada kazıklarını sağlamlaştırmasına yardımcı olmaktır.

Siyonist işgal rejimi işgal altındaki Kudüs'te uzun bir süredir yoğun bir şekilde yahudileştirme faaliyeti yürütüyor. Mescidi Aksa'nın çevresinde yahudi mahalleleri ve büyük havralar inşa ediyor. Doğu Kudüs'ün çevresine büyük yahudi siteleri kuruldu ve böylece Filistinlilerin yaşadığı bölgeler bu siteler tarafından kuşatmaya alındı. ABD'nin Kudüs'ü işgal rejiminin başkenti olarak ilan etmesinin amacı da bu yahudileştirme faaliyetlerini onaylamak, desteklemek ve hızlandırılarak sürdürülmesinin önünü açmaktır. Yani hadise sadece işgal devletinin başkentini değiştirme kararını onaylamak değil aynı zamanda Kudüs'ten İslâm'ın izlerini ve Filistinli varlığını silme amacıyla yürütülen faaliyetlere destek vermektir.

Bunun yanı sıra işgal rejimi Kudüs'ün doğu kesimini işgal etmesinden sonra batı ile doğu kısmını birleştirerek "Birleşik Kudüs" şeklinde topraklarına ilhak ettiğini açıkladı. Siyonist işgal rejimi bu şehrin başkent olduğunu iddia ederken "Birleşik Kudüs" şeklinde başkenti olduğunu ileri sürüyor. Ancak BM kararları siyonist yönetimin Doğu Kudüs üzerindeki hâkimiyetini işgal olarak tanımlıyor. Dolayısıyla işgal rejiminin Kudüs'ü başkent ilan etme kararının tanınması dolaylı bir şekilde Doğu Kudüs üzerindeki İsrail hâkimiyetini işgal olarak tanımlayan BM kararlarının yok sayılması ve siyonist rejimin ilhak kararının kabul edilmesi anlamına gelir. ABD'nin yapmak istediği de budur. Böyle bir adım atılması ise ileride masa başı görüşmelerde Kudüs'le ilgili tüm pazarlıklarının önünün kapatılmasını amaçlar ve Trump da bunu yapmaya çalışıyor. Siyonist işgal rejimi bu konuda ABD'nin verdiği destekten güç alarak Kudüs'ün tamamının kendisine ait olduğunu ve bu şehrin hiçbir parçası üzerinde pazarlığı kabul etmeyeceğini söyleyecektir.

Buna dikkat çekmemiz siyonist işgal rejimiyle yapılan pazarlıkları onayladığımız anlamına alınmasın. Biz Filistin'in tümü üzerindeki siyonist hakimiyeti işgal olarak tanımlıyor ve reddediyoruz. Ancak ABD'nin attığı adımın stratejik boyutu hakkında bilgi vermek amacıyla bu noktaya dikkat çekmek istedik.

ABD, Kudüs'le ilgili siyonist politikayı desteklemek amacıyla hazırladığı planı uygulamaya geçirme konusunda ilk adımını attı, ikinci adımını yani büyükelçiliğin nakli işlemini zamana bıraktı. Böyle yapmasının amacı gelecek tepkilere bakmaktır. Dolayısıyla gösterilecek tepkiler ve sergilenecek tavırlar ikinci adımını atmasını engelleme açısından etkili olacaktır. Bu yüzden Kudüs davası için yapılacak faaliyetleri basite almamak, mutlaka destek vermek gerekir. Kudüs'e sahip çıkma sorumluluğunun sadece Filistinlilere değil tüm İslâm âlemine ait olduğunu da unutmamalıyız.