İşgalcinin Ensesinde Kudüs İntifadası

Ocak 2016, Vuslat

Giriş

Vuslat'ın geçen ayki sayısı için yazdığımız yazıda küresel emperyalizmin Suriye'de bir yandan katliamları sürdürürken diğer yandan "siyasi çözüm" toplantıları düzenlemesi hakkında ayrıntılı bilgi vermeye çalıştık. Bu ülkede Rus işgal güçlerinin havadan İran işgal güçlerinin de Baas güçleriyle birlikte karadan saldırıları özellikle sivil hedefleri vurmaları sebebiyle katliamlar sürüyor. Bu saldırılarda, her yönden kuşatmaya alınan sivil halka yardım ulaştırmaya çalışan insanî yardım organları da yoğun bir şekilde hedef alınıyor. Bir yandan da uluslararası platformda yine "siyasi çözüm" formüllerinin tartışıldığı toplantılar düzenleniyor.

Suriye'deki gelişmeleri gerek Yeni Akit gazetesinde yayınlanan günlük, Ribat ve Davet Mektebi isimli dergilerde yayınlanan aylık makalelerimizde, gerekse Özel FM'de yayınlanan haftalık programlarımızda gündeme getirmeye çalışıyoruz. Bu yazılarımızı ve Özel FM'deki programlarımızın sesli kayıtlarını kişisel web sitemizden (www.vahdet.info.tr) takip etmeniz mümkündür.

Fakat Suriye'de bütün bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Filistin'de de son dönemde siyonist işgale karşı "Kudüs İntifadası" adı verilen yeni bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele Türkiye kamuoyunda büyük ölçüde Türkiye - Rusya arasındaki gerginliğin ve Suriye'yle ilgili gelişmelerin gölgesinde kaldı. O yüzden Vuslat'ta bu ayki yazımızda bu konuyu biraz ayrıntılı ele almak istiyoruz.

Kudüs Gençliği Mescidi Aksa'ya Sahip Çıktı

Filistin'de Kudüs merkezli başlatılan mücadele, işgalcinin Mescidi Aksa'yı hedefe yerleştiren oyunlarının önüne geçme, bu kutsal mabede sahip çıkma, Kudüs'ün İslâmî kimliğini bozmak isteyen yahudileştirme planlarını engelleme amaçlıdır. Ondan dolayı özel anlamda "Kudüs İntifadası" adı verilmiştir.

Filistin'in yakın tarihinde siyonist işgale karşı iki önemli halk hareketi oldu ve bunlara intifada adı verildi. İlki 9 Aralık 1987'de Gazze'de patlak verdi. Siyonist işgal bu intifadayı kırabilmek için FKÖ ile görüşmeler ve anlaşmalar sürecini başlattı.

İkinci intifada "Beyrut kasabı" denen Ariel Şaron'un Mescidi Aksa'ya baskını yüzünden 2000'in Eylül ayı sonu Mescidi Aksa'da patlak verdi ve "Aksa İntifadası" adı verildi. Bu intifada işgalcileri 2005'te, yalılarını ve bölgenin en görkemli yerlerine inşa ettikleri villalarını elleriyle yıkarak Gazze'den çıkmaya zorladı.

Kudüs İntifadası adı verilen son intifada da Ekim 2015'in başında Kudüslü gençlerin Mescidi Aksa'ya ve Kudüs'e kurulan tuzakları bozmak için işgalcilere karşı eylemlere başvurmalarıyla patlak verdi. Daha sonra eylemler Filistin'in 1948'de işgal edilmiş kısmına ve Batı Yaka bölgesine doğru yayıldı.

Kudüs İntifadasını Ateşleyen Oyun: Mescidi Aksa'yı Paylaştırma

Siyonist işgal, Kudüs'teki Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırıp yerine Siyon Mabedi adıyla bir yahudi mabedi inşa etmek için çeşitli yollara başvurdu. Gerekçesi yerinde daha önce böyle bir mabet bulunduğu iddiasıdır. Asıl amacı ise İslâm ümmetinin Filistin davasına öncelik vermesinde önemli yeri olan Mescidi Aksa külliyesini ortadan kaldırmaktır.

Başvurduğu oyun ve taktikleriyle amacını gerçekleştirememesi üzerine daha önce el-Halil'deki Hz. İbrahim Camisi'ne karşı uyguladığı tuzağa başvurmaya karar verdi ve Mescidi Aksa'nın yahudilerle Müslümanlar arasında zaman veya mekân yönünden paylaştırılmasını isteyen bir yasa tasarısı hazırladı.

İşgal rejimi parlamentosu Knesset önce bu tasarıyı rafa kaldırdı. Ancak bu yıl raftan indirip uygulamaya geçirmek istedi. Yasanın uygulamaya geçirilmesinin nasıl bir tepkiye neden olacağını görmek için bazı tatbikatlar da yaptı. Bu tatbikatların ilki yahudilerin yıl başı bayramı olarak kutlanan Roş Aşana günleri bahane edilerek yapıldı. Bu yılın Roş Aşana günlerinde Mescidi Aksa Müslümanlara tamamen kapatılarak yahudilere tahsis edildi. Sonrasında da Müslümanlara kısmî engellemeler ve kısıtlamalar getirildi.

Ancak bu uygulamalar sert tepkiye neden oldu ve önce Kudüs'te Mescidi Aksa çevresinde başlayan, sonra bu tür eylemlerin çok nadir görüldüğü 1948 bölgesine doğru da yayılan münferit eylemler süreci başlatıldı.

Taşlı İntifadadan Bıçaklı ve Araçlı İntifadaya

Siyonist işgale karşı başlatılan ilk intifada daha çok Filistinli çocukların işgalci askerleri taşladığı eylemlerle öne çıkmıştı. O yüzden, ellerinde otomatik silahlar bulunan işgalci askerleri taşlayan çocuklar bu intifadanın sembolü olmuşlardı. Son Kudüs intifadasında ise işgalci askerleri veya onların himaye ettiği görünüşte sivil gerçekte ise işgal ordusunun gerilla gücü gibi çalışan yerleşimci milisleri hiç beklemedikleri bir yerde kıstırarak bıçaklayan yahut üzerine aracını süren gençler sahnede görünüyor.

İşgalci askerleri, polisleri veya yerleşimci gerillaları bıçaklarıyla yahut araçlarıyla kıstıran gençler bu eylemleri herhangi bir örgüt adına düzenlemiyorlar. Direniş örgütleri de bu eylemleri desteklediklerini dile getirseler de herhangi bir örgüt adına eylemleri sahiplenen açıklamalar yapılmıyor. Eylemleri gerçekleştiren gençlerin bu örgütlerden biriyle irtibatını kurmaya yarayacak güçlü bir bağlantıya da rastlanamıyor. Yani tamamen eylemci gençlerin kişisel olarak sahiplendikleri münferit eylemler gerçekleştiriliyor.

Gençler eylemleri kendilerini öldürerek gerçekleştirmiyorlar. Ama bu tür eylemleri gerçekleştirmeye cesaret etmeleri aynı zamanda ölümü göze almaları anlamına geliyor. Çünkü işgalci askerler çoğu zaman eylemi gerçekleştiren genci olay yerinde adeta mermi yağmuruna tutarak öldürebiliyorlar. Yakalayıp da sorgulamak amacıyla karakola, istihbarat merkezine götürdükleri çok nadir oluyor. Götürseler de sorgulama esnasında işkence yoluyla öldürmeleri ihtimali yüksek. Ama bütün bu risklere rağmen Mescidi Aksa'ya, Kudüs'e ve Filistin'e sahip çıkmak, işgalciye bu topraklarda hâkimiyetini sürdürmesinin kolay olmayacağı mesajını vermek için eylemlerini sürdürmeye devam ediyorlar.

Kudüs İntifadası İşgalciyi Şaşkına Çevirdi

İşgal yönetiminin tüm insafsız ve vahşette sınır tanımayan saldırgan tutumuna rağmen Kudüs İntifadası onu şaşkına çevirmiş durumda. Çünkü her şeyden önce nereden geleceğini ve askerini yahut sivil görünümlü çetesini nerede sıkıştıracağını tahmin edemediği eylemlerle karşı karşıya. Üstelik eylemleri gerçekleştirenler ölüm korkusunu tamamen kafalarından silmişler ve her türlü fedakârlığı göze alıyorlar. Onların beklenmedik yerde kıstırdıkları askerler ve yerleşimci gerillalar ise ölümden kaçıyorlar. Dolayısıyla her an enselerine çökecek bir ölüm korkusuyla yaşamak onlarda psikolojik sıkıntılara ve streslere neden oluyor. Üstelik bu eylemlerin sadece Kudüs'te kalmayıp beklemedikleri şekilde 1948'de işgal edilmiş bölgelere yayılması korku ve endişelerini daha da artırdı. O yüzden, her ne kadar işgalci saldırgan yönetim Filistinli gençlere yönelik şiddetin dozajını bir hayli artırmış olsa da Kudüs İntifadası onu şaşkına çevirmiş durumda.

Yahudileştirme Faaliyetlerinin Ensesine de Bir Bıçak

Kudüs İntifadası işgalcinin özellikle Kudüs'te yürüttüğü yahudileştirme faaliyetlerinin ensesine de bir bıçak indirdi. Normalde bu eylemler siyonist işgalin asker, polis ve yerleşimci çete mensupları gibi militan kesimini hedef almakla birlikte Filistinlilerden zorla gasp edilen araziler üzerine inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilen göçmenleri de telaşlandırdı. Bu telaş Doğu Kudüs mahalleleri arasına inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilen yerleşimcilerde daha yüksek düzeyde oldu. O yüzden Doğu Kudüs bölgesine inşa edilen yahudi yerleşim merkezlerine yerleştirilen yerleşimcilerin birçoğunun Kudüs İntifadası eylemlerinden dolayı Batı Kudüs tarafına göç ettikleri siyonistlere ait haber kaynaklarında dile getiriliyor.

Siyonistlerin haber kaynaklarında göç oranları hakkında farklı bilgiler veriliyor. Ama ortada inkâr edilemeyen bir göç olayı var ve eylemlerin devam etmesi durumunda bu göçün toplumsal bir olgu haline geleceği ve hız kazanacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla eylemlerin devam etmesi zamanla bu yerleşim merkezlerinin büyük ölçüde boşalmasına neden olabilir. İşgalcilerin 2005'te Gazze'den çekilmelerinin en önemli sebeplerinden biri de bu bölgeye inşa edilen yalı ve villaların boşalması, buralarda kalmaya devam edenleri korumak için bulundurulan asker sayısının sivil yerleşimci sayısının beş katına çıkmış olmasıydı.

Netanyahu'nun "Şüphelendiğinizi Vurun" Talimatı

Filistin direnişinin Kudüs İntifadası karşısında ciddi şekilde köşeye sıkışan işgal rejimi başbakanı Benyamin Netanyahu işgalci askerlerine, şüphelendikleri herkesi anında vurmaları talimatı verdi. O yüzden herhangi bir Filistinli genci veya bir genç kızı askerî kontrol noktasından geçerken ters hareketini gerekçe göstererek öldürüyor, sonra da işgalci askerlere karşı eylem hazırlığı içinde olduğunu ileri sürüyorlardı. Öyle ki askerlerin bazen, kendilerine karşı bıçaklı eylem düzenlemeye kalkıştıkları şüphesiyle kendi gölgelerine ateş ettikleri bile oluyordu dersek mübalağa olmaz.

Oysa işin gerçeğinde işgalci askerlere, polislere ve yerleşimci gerillalara karşı eylem planlayanlar hedeflerini çok iyi belirliyor ve karşıt tavır göstermelerine fırsat vermeden anında işlerini bitiriyorlardı.

Dolayısıyla "eylem şüphesi"yle öldürülenler gerçekte herhangi bir eylem şüphesiyle değil, Kudüs İntifadası'nı bastırmak, eylem planlayanlara gözdağı vermek amacıyla hedefe yerleştirilen kurbanlardı.

İşgal güçlerinin Kudüs İntifadası'nın patlak verdiği Ekim 2015'in başından Aralık ayının ortalarına kadar geçen iki buçuk aylık süre içinde 130'a yakın Filistinli genç ve genç kız eylem hazırlığı içinde oldukları suçlamasıyla sokağın ortasında şehit edildiği halde işgal rejimi bu mücadelenin önüne geçemedi. Tam aksine mücadele siyonist işgalcinin sandığından daha hızlı yayılarak ve kararlılıkla devam etti.

İşgalciyi endişelendiren de bu eylemlerin işgalci askerî güçlerde ve gerilla güçlerinde neden olduğu can kaybı ve yaralanma sayısı değil moral kaybı ve ölüm korkusuydu. Çünkü siyonist işgal rejimi bunun tecrübelerini daha önce de yaşamış ve işgalci askerler üzerindeki tesirini görmüştü. Örneğin Güney Lübnan'da görev yapan askerlerden bazılarının izin için ailelerinin yanlarına gittiklerinde izin sürelerinin bitmesinden sonra görev yerlerine dönmemek için intihar etmeleri ibret verici hadiseydi. Yani askerler görev yerlerinde her gün ölüm korkusuyla yaşamaktansa bir kereliğine ölümü tercih etmişlerdi.

Kudüs İntifadası'nın bu şekilde canlarını feda edebilen gençlerin eylemleriyle Filistin topraklarının, 1948'de işgal edilmiş kısmı dâhil her tarafına yayılması işgalci askerler açısından buraların her tarafının ölüm korkusuyla yatıp kalkacakları topraklar haline gelmesine neden olacaktı.

ABD Dış İşleri Bakanının Girişimleri Boşa Çıktı

Siyonist işgal rejimini telaşlandıran bu intifada, onu belki uluslararası siyonizmden fazla önemseyen ABD yönetimini daha fazla telaşlandırdı. O yüzden ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry hemen harekete geçti. Fakat onun işgal rejimi yararına bir şeyler yapabilmesi için hizmetindeki Arap yönetimlerini, özellikle de Kudüs meselesiyle ilgili göz boyayıcı numaralarda kullandığı Ürdün Haşimi Krallığı'nı ve Mahmud Abbas yönetimini devreye sokması gerekiyordu.

Kerry, Ürdün'ün başkenti Amman'ı ziyaret ederek bu ülkenin ileri gelenleriyle görüşmeler yaptı. Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas'la da Amman'daki ofisinde bir görüşme yaptı.

Bu görüşmelerin ardından Kerry'nin Ürdün liderleriyle, Mescidi Aksa'nın korunması ve gözetlenmesi amacıyla Filistin Vakıflar Bakanlığı ile işgal yönetimi tarafından bir ortak komite oluşturulması üzere anlaşma yaptığı açıklandı. İddiaya göre bu komite yahudilerin Mescidi Aksa'ya sadece turistik amaçlarla ziyaretlerde bulunmalarına izin verecek ve değişik noktalarına kameralar yerleştirerek gözetleyecekti.

ABD - Ürdün - Özerk Yönetim üçlüsü bu oyunla görünüşte Mescidi Aksa'yı sağlama alacakları mesajı vererek Filistin tarafını yatıştırmak istiyordu. Fakat kamuoyuna yansıyan bilgiler yatıştırmaya değil tam tersine tepkilerin artmasına neden oldu. Çünkü en başta Mescidi Aksa'nın, işgalcilerle birlikte oluşturulacak bir komite tarafından gözetim altına alınması ve her tarafına kamera yerleştirilmesi daha fazla elinin kolunun bağlanması, adeta ellerine kelepçe ve ayaklarına pranga vurulmuş bir esir haline getirilmesi anlamına gelecekti. Yahudilere turistik amaçla ziyaret izni verilmesinin de sadece bir taktik olduğunu artık herkes çok iyi biliyordu. Çünkü şimdiye kadar Müslümanların ibadetlerini huzur içinde yapmalarını engellemeyi amaçlayan baskınlar da "turistik ziyaret" numarasıyla düzenlendi. Sözde turistik ziyaretlerini gündelik hale getiren siyonist teröristler içeri girdikten sonra Mescidi Aksa külliyesini adeta yahudi mabedine dönüştürmüş gibi dini törenler ve ritüeller düzenliyorlardı. Bu kadarla yetinmiyor bir de Müslümanların ders ve sohbet halkalarını dağıtmak için çirkin saldırılarda bulunuyor, içerideki tarihi mirası tahrip etmeye çalışıyorlardı.

Dolayısıyla Filistin halkı ABD - Ürdün - Özerk Yönetim üçlüsünün işgal rejimini kurtarma amacıyla oynadığı oyuna aldanmadı ve Mescidi Aksa'nın böyle bir oyunla kurulacak komitenin ablukası altına alınmasını asla kabul etmeyeceğini ortaya koydu. O yüzden Ürdün ve Özerk Yönetim bu planı uygulamaya geçirmekten vazgeçmek zorunda kaldı.

Fakat Mahmud Abbas yönetimi siyonist işgalcilerin hesabına Filistin direnişine baskı yapmaya ve işgalcilerin şüphelendiği kişileri kontrol altına almak için baskınlar düzenlemeye devam ediyor.

Filistin Direnişi Kararlılıkla Yoluna Devam Edecek

Siyonist işgal yönetiminin, onun arkasında duran küresel emperyalizmin ve onlara hizmet eden yerli işbirlikçilerin tüm baskılarına ve oyunlarına rağmen Filistin halkının ümmetin kutsal değerlerine ve Filistin topraklarının İslâmi kimliğine sahip çıkma amaçlı mücadelesi kararlılıkla sürüyor. Bu mücadelede dünya Müslümanlarının da bu halkı yalnız bırakmaması, ona sahip çıkması, mücadelesine destek vermesi, büyük zorlukları karşısına alarak gösterdiği kararlılığın arkasında durması gerekir.

Bilgi: Ribat dergisinin Ekim 2015 sayısı için yazdığımız "Ümmete Emanet Mescidi Aksa" ve yine aynı derginin Aralık 2014 sayısında yayınlanan "Hedefteki Mescidi Aksa" başlıklı yazılarımızda işgal rejiminin Mescidi Aksa'yla ilgili son oyunları, bilhassa paylaştırma tuzağı hakkında daha ayrıntılı bilgi verdik Allah'ın izniyle. Bu yazılarımızı kişisel web sitemizden de okumanız mümkündür.