Bugünkü Filistin

Nisan 2014, Özgür Üniversiteli

Filistin Gündemin Gölgesinde Kaldı

Filistin davası tarihi süreci, stratejik konumu ve uluslararası boyutu açısından çok yönlü bir meseledir. Aynı zamanda İslâm âleminde çok sayıda meselenin olmasına rağmen Müslümanlar açısından Filistin meselesi önceliğini koruyor. Fakat tarihte geniş bir zamana yayılmış olması sebebiyle zihinlerde rutinleşmiş, doğal yönden normal olmasa da gözlerin alışması sebebiyle normalleştirilmiştir.

Değişik zamanlarda sözde "barış" süreçleriyle gösterilen seraplar vasıtasıyla sadece gözleri yanıltmakla kalan oyalama taktikleriyle çözüm dondurucularına konularak unutturulmak istense de siyonist işgalin fiilen devam etmesi, devam için de şiddete dayalı politikalarından vazgeçemeyeceğini ortaya koyması sebebiyle hiçbir zaman masa başı oyalamalarıyla çözüme doğru herhangi bir ilerleme kaydedilmiş değildir. Zaten sorunun bizzat kendisi olan işgalle birlikte çözümün gelebileceğini düşünmek saçma ve tutarsızdır.

Filistin'de sorunun ana unsuru ve bizzat kendisi sayılan siyonist işgalin devamı yüzünden sıkıntılar aynen ve kesintisiz bir şekilde yerine göre de artarak sürüyor olmakla birlikte son dönemde İslâm dünyasının genelinde bazı önemli problemlerin öne çıkması, gündemi büyük ölçüde meşgul etmesi sebebiyle Filistin davası biraz bu meselelerin gölgesinde kaldı. Fakat bütün bu güncel meselelerin de merkezinde yer alan ve İslâm ümmeti açısından önceliğini koruyan bu davanın unutulmaması gerekir.

Biz bu yazımızda Filistin meselesini geniş çerçevede ve tarihi boyutuyla değil daha çok güncel yönüyle yani büyük ölçüde son dönemde gündemi meşgul eden hadiselerin gölgesinde kalan konularıyla ele alacağız.

İşgal ve İhanet Arasındaki Filistin

Filistin davasının yara almasında ve tarihte bu kadar geniş sürece yayılmasında dış güçlerin müdahaleleri ile gelen işgalden çok yerli işbirlikçilerin ihanetlerinin açtığı yaraların büyük rolü olmuştur. Son dönemde de siyonist işgalin zulmüyle işbirlikçilerin ihaneti arasında sıkıştığını görüyoruz. Normalde Filistin davası üzerinden siyasi prim yapmaya çalışan, onu Arap toplumların ulusal davaları olarak bayraklaştırıyor görünen yerli yönetimler son dönemde ihanetlerini daha açıktan yapmaya başladılar. Bu konuda sergiledikleri tavırla Filistin halkının özgürlük mücadelesinin artık arkasında durmak istemedikleri, işgal altındaki vatan toprağını özgürleştirme, oradan sürgün edilen halkın yurduna dönebilmesi için kapıları açma amacıyla da olsa fiili direnişi bir "terör" olarak nitelemede uluslararası emperyalizmle ve bilhassa onun başını çeken ABD ile aynı yerde durdukları konusunda muhataplarını ikna çabası içine girdikleri görülüyor. Bu konuda kendilerini ispat çabaları ise Filistin davasıyla ilgili politikalarına ciddi ve önemli ihanetlerle yansıyor.

Bir yandan siyonist işgal bütün şiddetiyle devam ederken diğer taraftan direnişe sahip çıkmadıkları konusunda kendilerini ispat çabası içine giren işbirlikçi yönetimlerin ihanetçi tutumunun iyice haya örtüsünü üzerinden atması da Filistin halkının arada iyice kıskaca alınmasına neden oluyor. Bu politikaların son dönemde Filistin'e yansımasını da aşağıda vereceğimiz bilgilerden öğreneceğiz.

Mısır'da Diktanın Dönüşüyle İhanet de Geri Döndü

Mısır, Hüsni Mübarek döneminde siyonist işgalin batıdaki tampon gücüydü. Onun devrilmesi işgalciyi hayli endişelendirmişti. Siyonist gazetecilerin yorumlarında bu endişeler dile getirildi. Ancak ne yazık ki Arap dünyasında ayakta kalmaya devam eden dikta rejimlerinin yardım ve finansmanıyla gerçekleştirilen askerî darbe sayesinde diktanın geri dönmesiyle birlikte Mısır'ın tampon güç rolü de geri döndü.

Darbenin arkasında duran medya adeta bir siyonist medyaya dönüşerek Filistin direnişi aleyhine kampanya başlattı. Bu kampanyasında direnişi karalamak için iftira ve yalanın en arsızcasını kullanmaktan çekinmedi. Öyle ki darbe gerçekleştirilmeden aylar önce işgalciler tarafından şehit edilmiş direniş komutanlarını bile darbe sonrasında Mısır'da düzenlenen veya planlanan suikastlarla yahut suikast girişimleriyle irtibatlandırdı. Bütün bu iftiralardan ve yalanlardan istifade eden Mısır yargısı da İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) hakkında "terör örgütü" olduğu hükmü çıkardı ve Mısır içindeki bütün faaliyetlerinin yasaklanmasını kararlaştırdı.

Gazze'ye Karadan, Havadan, Denizden ve Yer Altından Abluka

Cuntanın siyonist işgal hesabına Filistin'e karşı savaşı sadece medya kanalıyla iftira kampanyaları yürütme, bununla bağlantılı olarak işgalciyi haklı yurdunu savunan Filistin direnişini ise suçlu çıkarma amacına yönelik lojistik savaştan ibaret kalmadı. Asıl etkili savaşını Gazze'yi sıkı ablukaya almada işgalcinin talimatlarını yerine getirmek suretiyle verdi.

Bu amaçla öncelikle, 2005'ten beri insanlık dışı abluka altında tutulan Gazze'nin bazı zorunlu ihtiyaç maddelerinin karşılanmasında büyük önem arz ettiği için bölgenin can damarları sayılan tünellerin tamamını kademeli bir şekilde imha etti. Tespit edilen tünellerin içine zehirli gaz veya zararlı sular sıktıktan sonra uç tarafına toprak dökerek bir bakıma mühürledi. Tabanlarında tünel olabileceğinden şüphelendiği evleri tamamen yıkarak yerler bir etti. Böylece Rafah'ın Mısır tarafında kalan bölgede yaşayan çok sayıda aileyi evsiz bıraktı. Bu bölgede de çoğunlukla Filistin asıllı ancak Mısır vatandaşı aileler yaşadığını hatırlatalım.

Gazze'nin elektrik ihtiyacını karşılayan termik santrallerde kullanılan yakıtı cunta, Mursi petrolü Hamas'a bağışladığı için Mısır'da petrol sıkıntısı yaşandığı iddiasında bulunarak iktidarı ele geçirdiği günden itibaren kesti. Oysa Mısır'daki krizin sebebi Arap dünyasındaki dikta rejimlerinin Mursi'ye ambargo uygulamasıydı ve iki milyon nüfuslu Gazze'ye verilen yakıttan dolayı yetmiş milyon nüfuslu Mısır'ın kriz yaşadığı iddiası da saçmaydı. Ama cunta, Mursi'ye karşı tahrik etmeye çalıştığı kesimi bu saçmalığa inandırabiliyordu.

Gazze'nin dünyaya açılan tek kapısı durumundaki Rafah sınır kapısı Sisi cuntası tarafından yeniden eziyet ve işkence kapısına dönüştürüldü. Hastalar, dış ülkelerde tahsil gören öğrenciler, umre ziyaretçileri ve zorunlu ihtiyaçları için çıkma ihtiyacı duyan daha başka kişiler dahil bütün herkesin yüzüne haftalarca kapalı tutuluyor. Bu işkence yüzünden Gazze'de tedavi görmeleri imkânı olmayan hastalardan ölenler oluyor.

Kapı sadece çıkanların değil girenlerin yüzüne de kapatılıyor. Mağdur insanlara yardım ulaştırmak isteyen gönüllülerin çoğu Sisi cuntası tarafından geri çevrildi. Zorunlu ihtiyaç maddelerinin, tıbbi malzemelerin ve ilaçların sokulmasına bile izin vermiyor. Yardım faaliyetlerine karşı engelleme uygulaması Hüsni Mübarek dönemindekinden daha katı duruma getirildi.

Cuntanın adamları son dönemde ayrıca denizden abluka uygulamaya başladı. Gazzeli balıkçıların biraz denize açılmaları durumunda cuntanın askerî güçlerine ait botlar, Mısır sularına girdiklerini ileri sürerek onları takibe alıyor; bazen de teknelerine ve balıklarına el koyuyorlar. Bu takip ve gasp işlemlerinde aynı zamanda siyonist işgalin deniz eşkıyalarıyla yardımlaşıyorlar.

Cuntanın ablukayı böyle katı bir şekilde uygulaması, bu konuda adeta işgalcinin bekçiliğini yapması sebebiyle şimdi Gazze'ye abluka karadan, havadan, denizden ve hatta yerin altından uygulanır oldu.

İşgalci Siyonist Kefili Olmayan Ateşkesi Delik Deşik Etti

Siyonist işgal Kasım 2012 saldırısında Filistin direnişinin çetin mücadelesi karşısında önemli kayıplar vermesi sebebiyle Filistin tarafının bütün şartlarını kabul ederek ateşkes imzalamak zorunda kalmıştı. Ama ateşkesin aracılığını Mısır cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yapmıştı ve kefili de o olmuştu. Onun siyasi iktidarına karşı başlatılan Baltacı fitnesi kefili olduğu ateşkesle ilgilenmesini, şartlarının tam yerine getirilmesi için müdahalede bulunmasını ve siyonistlerin ihlallerinin önüne geçilmesi için devreye girmesini iyice zorlaştırmıştı. Ona karşı darbe gerçekleştirilmesi ise anlaşmayı iyice sahipsiz hale getirdi.

Mursi ateşkese şahsı adına değil başkanlığını yaptığı devlet adına kefil olduğu için kefillik ona karşı darbe gerçekleştirilmesinden sonra da devam ediyordu. Fakat cunta, Filistin direnişini ve halkını kendisi de hedefe yerleştirdiği için siyonist işgalcilerin ihlallerinden de rahatsız değildi. Bu tutum işgalcilerin ihlallerinin önünü daha fazla açtı ve Gazze'ye yönelik hava saldırıları yeniden gündelik hale getirildi.

Mescidi Aksa'yı Kıskaca Alma Çabaları Artırıldı

İslâm dünyasının dikkatlerinin zulüm rejimlerinin katliamlarına, fitne savaşlarına ve halkların zaferlerinin geri alınması amacıyla gerçekleştirilen darbelere çekilmesinden dolayı rahatlayan işgalci siyonist bir yandan Gazze'ye saldırılarını yoğunlaştırırken bir yandan Filistin davasının kalbi Mescidi Aksa'yı hedefe yerleştiren çalışmalarını artırdı. Onu yahudi mabedine dönüştürmek için yeni oyunlar çevirmeye başladı. Burayı zaman veya mekân yönünden Müslümanlarla yahudiler arasında paylaştırmak için yasa tasarıları hazırlayarak parlamentosu Knesset'in gündemine aldı. Bu arada yahudilerin buraya el koymakta ısrarlı olduğu mesajı vermek amacıyla ırkçı grupların organize ettiği baskınları iyice artırıp gündelik hale getirdiler. Namaz esnasında dahi baskınlar düzenleyerek namaz kılanları rahatsız etmeye başladılar. Müslüman öğrencilerin ders halkalarını huzursuz etmek, rahatça dinî öğrenim faaliyeti yürütmelerine engel olmak için saldırdılar.

Abbas, Filistinlilerle Değil İşgalcilerle İttifak İçin Nefes Tüketiyor

Filistin'in kendi içinde bölünmüşlüğü Filistin davasına büyük zarar veriyor. İslâmî hareket buna son vermek için kendi hesabından büyük fedakârlık gösterebileceğini görüşmelerde ortaya koydu. Ama Abbas, sanki pazarlığa kendi hareketi veya Filistin'in geneli adına değil de siyonist işgal hesabına giriyormuş gibi ittifak için İsrail'in tanınması, onunla anlaşmaya olumlu yaklaşılması yönündeki taleplerinde ısrar ediyor. Bu talepler İslâmî direnişin ilkelerine aykırı olduğu için reddedilince de yan çiziyor. Fakat ilginçtir ki Filistin içindeki ihtilafın sona erdirilmesi ve güç birliği sağlanması çabalarının önünü sürekli tıkayan Abbas, işgalciyle görüşme ve sözde "barış" numaraları arkasında sürekli nefes tüketmekten geri durmuyor. Üstelik şimdiye kadar tükettiği bunca nefesi hep boşa harcadığını kendi açısından da Filistin davası açısından da bir olumlu sonuç getirmediğini şimdiye kadarki tecrübelerinden çok iyi gördüğü halde.

Kerry'nin Amacı İşgalcinin Önünü Açıp Filistinlileri Çerçeveye Almak

Son dönemde ABD Dış İşleri Bakanı Jhon Kerry de siyonist işgalin geleceğini kurtarma ve onun lehine Filistin dosyasını kapatma niyetiyle "Çerçeve Anlaşması" adını verdiği bir anlaşma taslağı hazırladı. Taslağın öncelikli amacı ise yurtlarından çıkarılmış Filistinlilerin dönüş kapılarının tamamen kapatılması ve İsrail'in "yahudi devleti" kimliğinin garantiye alınmasıdır. Karşılığında vaat edilen göstermelik ve içi boş "Filistin devleti" planının ise Filistin halkına kazandıracağı bir şeyin olmayacağını tüm direniş grupları iyi bildiğinden hiçbiri destek vermiyor. Abbas'ın tereddüt etmesinin sebebi de budur. O yüzden peşinden solumaya başladığı Çerçeve Anlaşması'na olumlu yaklaşmasındaki yalnızlığını kamufle edebilmek için son dönemde "Seninleyiz Başkan Ebu Mazin (Abbas)!" sloganıyla resmî kurumlar vasıtasıyla kampanya çabaları içine girdi. Bu amaçla camilerde zorla hutbe okutuluyor. Gösterilere katılmaları için öğrencilere tatil veriliyor. Ama halktan destek olmadığı tatile çıkarılan öğrencilerin gösteri alanlarından kaçmaları üzerine meydanların sadece polislere, istihbaratçılara ve resmî dairelerdeki görevleri ihmal edilerek getirilen memurlara kalmasından anlaşılıyor.

Niçin "Yahudi Devleti" Tanımlaması?

Siyonist işgal yönetiminin ve onun arkasında duran ABD'nin çerçeve anlaşması taslağında İsrail'in "yahudi devleti" kimliğinin kayıt altına alınmasında ısrar etmelerinin amacı yahudi unsurun hâkimiyetini garanti altına almaktır. Çünkü nüfûs dengesinin yahudiler aleyhine değişmesi durumunda nüfûs çoğunluğuna göre bir yönetim biçiminin aleyhlerine sonuç doğuracağını düşünüyor, o yüzden yahudi unsurun azınlık haline gelmesi durumunda bile parlamentoda ağırlıklı kesimi, devletin tüm kurumlarında hâkim unsur olmasını sağlayacak bir yönetim biçiminin korunmasını istiyorlar.

Kerry'nin Taslağı Direnişin Çerçevesini Belirleyemez

ABD, İsrail ve onların güdümündeki Abbas'ın tüm çabalarına rağmen Filistin'de belirleyici olan direniştir. Çünkü hak mücadelesi veren halkı temsil eden odur. Kerry'nin taslağı ise kesinlikle direnişin çerçevesini çizemeyecektir. Bunu işgal güçleri de çok iyi bildiklerinden Kerry'nin taslağına pek ümit bağlamış görünmüyor ve yakın bir gelecekte çözüm beklemediklerini zaman zaman dile getiriyorlar. Kerry'nin taslağını ise biraz Abbas'a da mekik dokutmak suretiyle oyalama taktiği için kullanmaya çalışıyorlar.

Paralel İhanetin Hedefinde de Filistin Var

Türkiye'de paralel yapıyla hükûmet arasındaki ilk çatlağın Mavi Marmara olayıyla ortaya çıktığı olayların içindeki bazı yorumcular tarafından dile getirildi. Pensilvanya'dan yönetilen yapı işgalci siyonistlerle ilişkilerin her ne şekilde olursa olsun yara almasını istemiyordu.

Son dönemde olayların iyice kızışmasıyla birlikte bir elleriyle içerideki siyasi yapıyı taşlarken diğer elleriyle Filistin halkına ve meşru mücadelesine taş atmaları siyonizmle göbek bağlarını iyice açığa çıkardı. Bu saldırılarında da doğrular işlerine yaramadığı için yalanlara ve iftiralara sarılıyorlar. Pavyonun girmediği, uluslararası abluka yüzünden ekmek ve ilaç kavgası içine girmek zorunda kalan Gazze'de İsrail'dekinden çok pavyon olduğu iftirasıyla zihinleri bulandırmaya çalışmaları aslında kendi zihinlerinin ne kadar kirlendiğini gösteriyor. Zihinleri bu derece kirlenenlere göre siyonist katillerin vahşi saldırılarında "terörist hedefleri" vurmuş olmaları gayet normaldir. Çünkü zihinlerin işgali toprakların işgalinden çok daha tehlikelidir.

Filistin Ümmetin Onurudur

İşbirlikçi Sisi cuntasının ve onunla paralel çizgide olanların tüm karalama kampanyalarına rağmen Kudüs, Filistin davası ümmet nezdinde öncelikli konumunu koruyacaktır. Çünkü bu dava ümmetin onurudur ve Allah'ın bereketli kıldığı, tarih boyunca tevhit mücadelesinin merkezi olan beldenin kirli ayaklar tarafından işgal edilmiş olması bütün Müslümanların ayıbıdır. Bu ayıptan kurtulmak için mücadele de sadece orada işgal güçlerinin kuşatması ve ablukası altında yaşamak zorunda olanların değil tüm ümmetin görevidir.