30 Eylül 2010 Perşembe, Vakit gazetesi
Mavi Marmara katliamından sonra kamuoyunun tepkisinin yumuşatılması için bir ara Gazze'ye ambargonun hafifletildiği yönünde göstermelik uygulamalara başvuruldu. Fakat amaç ambargoyu kaldırma ve Gazze halkını onurlu bir hayata kavuşturacak prosedüre geçme değildi. Bu, Mısır'ın siyonist işgal devleti pasaportu taşıyanlara sunduğu imkânların aynısını Rafah sınır kapısından giriş çıkış yapmak isteyenlere de sunmasıyla mümkündür. Fakat Mısır, bu kapıyı bazen giriş çıkışa açsa da kullananlara insanlık dışı muamelede bulunmakta, onların sınır kapılarından geçişle ilgili uluslararası prosedürlerden yararlanmalarına izin vermemekte ve kendilerini aşağılayıcı tavır sergilemektedir. Kapıdan geçirilebilen ihtiyaç maddelerine de büyük bir kısıtlama getirildiğinden insanlar ihtiyaç maddelerinin çoğunu yine tünellerden sokmaya zorlanıyor, orada da Hüsni'nin zehirli gazlarıyla öldürülme riskini göze almak zorunda kalıyorlar.
Bundan dolayı Gazze'ye insanlık dışı ambargonun devam ettiğinin, bunun sadece siyonist işgal devletinin değil aynı zamanda Mısır'ın kuşatmasıyla sürdüğünün ortaya konması için yeni girişimler var.
Siyonist zulmün Filistinlilere yönelik insanlık dışı uygulamalarına vicdanları razı olmayan yahudilerin Irene adlı yardım teknesi iki gün önce işgal güçleri tarafından durdurulup Özgürlük Filosu gemileri gibi Usdut (Aşdot) limanına çekildi. Oysa Mavi Marmara katliamıyla ilgili BM İnsan Hakları Komisyonu Raporu'nda Gazze'ye denizden insanî yardım veya ticari eşya götürmek isteyen gemilerin Filistin otoritesinden başka hiç kimseden izin almak zorunda olmadığı ifade edilmişti. Bu hususun vurgulanması işgalcilerin Gazze'ye giden deniz araçlarını durdurmasının ve kendi limanlarına çekmesinin tam anlamıyla korsanlık olduğunu teyit etmektedir. Bu durum karşısında BM'nin işgal devletinin deniz korsanlığına karşı uluslararası mercileri harekete geçirmesi ve son bulması için gerekli işlemleri yapması zorunludur. Yapılmaması BM'nin deniz korsanlığı karşısında çifte standartçı bir tavır sergilemesi ve siyonistlerin korsanlığına göz yumması anlamına gelir.
İnsanlıkdışı ambargoya karşı insanî mücadele için Gazze'ye yardım götürmek üzere Londra'dan yola çıkan Hayat Damarları 5 konvoyu da 27 Eylül 2010'da Türkiye'ye girdi. Bu konvoyla, ambargonun kapı bekçiliği yapan Mısır ciddi bir sınavdan geçecek. Çünkü konvoy siyonist katillerle herhangi bir şekilde karşı karşıya gelmeden Mısır'ın Ariş limanına geçip oradan Gazze'ye girmeyi planlıyor.
Konvoy bu kez Mısır'ın daha önce Hayat Damarları 2 konvoyuna zorla uyguladığı güzergâhı takip ediyor. Çünkü o konvoy Ürdün'ün Akabe limanından karşıya Mısır'ın Nuveybe limanına geçmeyi ve oradan Sina yolundan Gazze'ye girmeyi planlıyordu. Ama Mısır, bu yolu kullandırmayıp Ariş'e yöneltti. O yüzden konvoy Akabe'deki Mısır Konsolosluğu'yla anlaşma yaparak Suriye'nin Lazkiye şehrine dönmüş oradan Ariş'e gitmişti.
Hayat Damarları 5 Konvoyu Mısır'ın önceki talimatlarına uyarak doğrudan Lazkiye – Ariş yolunu kullanacak. Eğer bu sefer de herhangi bir zorluk çıkarırsa bütün insanlığın, insanî değerlere saygılı tüm vicdan sahiplerinin suratına tüküreceğini bilmesi gerekir.
Ondan dolayı 28 Eylül Salı günü konvoyun Feshane'de düzenlediği basın toplantısında yapılan konuşmalarda mesajlar hep Mısır yönetimineydi. İHH Genel Başkanı Av. Bülent Yıldırım önceki konvoyda Mısır'ın uygulamalarından dolayı zorluklar yaşandığını hatırlatarak “bu kez yaşamamayı umuyoruz” dedi.
Avrupa'daki Uluslararası Ambargoyu Kaldırma Komitesi Başkanı Muhammed Savaliha da Mısır'ın bu konvoyun önünü açmasının imajını düzeltmesi için iyi bir fırsat olacağını hatırlatarak; engel çıkarmaması durumunda olumlu tutumu tüm dünyaya duyuracaklarını, bunun da Mısır'a iyi bir imaj kazandıracağını dile getirdi. Bu, tersinin gerçekleşmesi durumunda da tüm dünyanın haberinin olacağına ve Mısır'ın Filistin konusunda zaten kötü olan imajının iyice kötüleşmesine yol açacağına dikkat çekme anlamına geliyordu.
Cezayir'den konvoya katılan ekibin ve Cezayir Ambargoyu Kaldırma Komitesi'nin başkanı, aynı zamanda Uluslararası Kudüs Müessesesi'nin Cezayir Şubesi Genel Sekreteri olan Dr. Abdurrahman Mukri de Mısır'a yönelttiği mesajda “eğer bu konvoya engel olursanız biz bunu Cezayir halkına izah edemeyiz” diyerek önemli bir uyarıda bulundu. Malum olduğu üzere bir futbol maçı tartışmasından dolayı Mısır'a karşı ayağa kalkan Cezayir halkına bu zorbalığı izah edemezsek tepkinin önüne de kimse geçemez hatırlatması yapmış oluyordu.
1 Ekim 2010 Cuma, Vakit gazetesi
Hayat Damarları 5 konvoyunun Türkiye güzergâhı üzerindeki yolculuğu sürüyor. İstanbul'daki programına Allah'ın izniyle büyük ölçüde katılmaya çalıştım. Benim açımdan en önemlisi Feshane'deki basın toplantısıydı. O toplantıda önemli konuşmalar ve dikkat çekici vurgulamalar yapıldı. Bunlardan Mısır'la ilgili olanları bir önceki yazıda özetle vermeye çalışmıştım. Bugünkü yazıda da diğer bazı hususlarla ilgili olarak aldığım notları siz değerli okuyucularımızın dikkatlerine sunmak istiyorum.
İHH Genel Başkanı Av. Bülent Yıldırım'ın dikkat çektiği önemli hususlardan biri Filistin meselesinin sadece Gazze'den ibaret olmadığı, Batı Yaka ve Kudüs'le ilgili de çalışmalara ihtiyaç olduğuydu. Bu bölgelerde yahudileştirme faaliyetinin ciddi şekilde arttığını, işgalcilerin Filistinlilerin topraklarını zorla gasp ederek yeni yerleşim merkezleri inşa ettiklerini, buna karşı da mücadele edilmesi ve oradaki Filistinlilerin haklarının korunması gerektiğini hatırlatarak bu amaçla önümüzdeki dönemde Batı Yaka bölgesine de konvoylar düzenleneceğini söyledi.
Yıldırım'ın dikkat çektiği önemli konulardan biri de Kudüs'te Mescidi Aksa'nın karşı karşıya olduğu tehlikeydi. İşgal devletinin bu kutsal mabedi ortadan kaldırmak için çalışmalarını hızla sürdürdüğünü, kendiliğinden yıkılmasını sağlamak amacıyla altına tüneller kazmaya devam ettiğini, bu mabedin yıkılmasının ise dünyada çok büyük olaylara sebep olacağını dolayısıyla ona sahip çıkılması gerektiğini dile getirdi. Bülent Yıldırım, bu mabede sahip çıkma ve ona yönelen tehlikelere dikkat çekme amacıyla yılda bir günün Mescidi Aksa günü ilan edileceğini, dünyanın değişik ülkelerindeki Müslümanlardan ve başka inanç sahiplerinden gönüllülerin o günde bu mescitte toplanarak ona sahip çıkma konusundaki kararlılıklarını ortaya koyacaklarını bildirdi.
Malum olduğu üzere Batı Yaka bölgesindeki yahudileştirme faaliyeti işgal devletiyle Mahmud Abbas arasında son dönemde yürütülen masabaşı görüşmelerin de en önemli tartışma konuları arasında yer alıyor. İşgal devleti bölgedeki yahudi yerleşim merkezleri inşaatını dondurma süresinin dolmasından sonra uzatmayacağını açıkladığı halde Abbas söze gelir bir kararlılık ortaya koyamadı ve en azından görüşmelerden çekilme cesareti gösteremedi. 27 Eylül'de inşaat dondurma süresinin dolmasıyla birlikte Netanyahu söz konusu yerleşim merkezlerinin inşasının başlatılması ve gürültü çıkarılmadan, sessizce sürdürülmesi talimatı verdi. Bütün bu yerleşim merkezlerinin inşası ve yahudileştirme faaliyeti Filistinlilerin topraklarının zorla gasp edilmesi, evlerinin ellerinden alınması ve yıkılması suretiyle sürdürülüyor. Özellikle Kudüs'te Mescidi Aksa çevresindeki yahudileştirme faaliyetleri ise bu kutsal mabed için önemli tehlike oluşturuyor.
Uluslararası Ambargoyu Kaldırma Komitesi'nin Başkanı Muhammed Savaliha, işgal devletinin Özgürlük Filosu'na saldırısının ve Mavi Marmara katliamının kimseyi korkutamadığını, Filistin'e destek verenleri geri adım atmaya zorlayamadığını hatırlatarak; “Biz Filistin'e destekte, ambargoyu kaldırma mücadelemizde ve İsrail'e karşı direnişimizde ısrarlıyız” dedi. Hayat Damarları 5 konvoyunda dünyanın her tarafından katılımcıların olduğunu dile getiren Savaliha “Bu, dünya çapında bir kampanyadır” ifadesini kullandı.
Kendisi de Özgürlük Filosu'nda yer alan ve siyonist katillerin saldırısına maruz kalan Cezayir Ambargoyu Kaldırma Komitesi Başkanı Abdurrezzak Mukri de işgalcilere karşı direnişte kararlılıklarını sürdüreceklerine ve kimsenin kendilerini geri adım atmaya zorlayamayacağına işaretle şöyle konuştu: Bize “bu kanlı olaya rağmen bir kez daha gider misiniz?” diye sordular. Biz de karadan ve denizden tüm faaliyetlere destek vereceğiz, dedik.
Gerçekten de Cezayir'den ambargoya karşı mücadeleye destek veren ekip ve onların arkasında duran halk kitlesi geri adım atmadan, kararlılıkla mücadeleyi sürdürüyor.
Malezya Filistin'le Dayanışma Grubu adına konvoya katılan ve konuşma yapan Muhammed Zeyn de Malezya'nın İKÖ'nün kurulduğu tarihten bu yana Filistin davasına destek verdiğini ve vermeye devam edeceğini vurguladı.
Programın kapanış konuşmasını yapan ve konvoyun başkanlığını yürüten George Galloway de oldukça önemli noktalara temas etti. Onun konuşmasından aldığım notları inşallah müteakip yazıda sizlere aktaracağım.
Bu akşam 19.30'da Özel FM'de yayınlanacak Dünya Döndükçe programında da inşallah hem Feshane'deki basın toplantısından hem de BM Komitesi'nin raporu hakkında İHH'da düzenlenen basın toplantısından aldığım notları aktaracağım.
2 Ekim 2010 Cumartesi, Vakit gazetesi
Hayat Damarları 5 konvoyu Allah'ın izniyle Gazze'ye doğru ilerleyişini sürdürüyor. Uğradığı her yerde halkın ilgi ve iltifatına mazhar oluyor. Yolculuğuyla ilgili gelişmeler haberlerde aktarılıyor. Ben bir önceki yazıda da ifade ettiğim üzere, bugün sizlere konvoyun başkanı İngiliz parlamenter George Galloway'in Feshane'de yaptığı konuşmadan aldığım bazı önemli notları aktarmak istiyorum.
Galloway'le Hayat Damarları 2 konvoyunda beraber olmuştuk. Bu konvoyda verdiği mücadeleye, gösterdiği gayrete şahit olduk. İHH Genel Başkanı Av. Bülent Yıldırım da Feshane'deki konuşmasında onun Ariş havaalanındaki örnek bir davranışına dikkat çekti. Bütün yolculuk boyunca onurlu ve kararlı tutumuyla öne çıkan Galoway'in söz konusu hareketi özellikle zikre değer. Ariş havaalanında Mısırlılar konvoy yolcularının havaalanı dışına çıkmalarını engelleyerek işlemlerini kasten ertelemek suretiyle eziyet ederken Galloway'e parlamenter olduğu için işlemlerini yaptırıp çıkabileceğini söylediler. Fakat o kafiledeki tüm arkadaşları çıkmadan dışarı çıkmayacağını bildirdi, Mısırlıların özel muamele tekliflerini de reddederek yere bir battaniye serip yatmaya başladı. Bizim de şahit olduğumuz bu hareketi herkesin takdirine mazhar olduğu gibi dayanışmadaki kararlı tutumunu ortaya koyması açısından örnek bir davranıştı.
Ne var ki girişte Galloway'e özel muamele teklifinde bulunan Mısırlılar, Gazze dönüşünde hakkında “istenmeyen adam” kararı çıkardılar. Şimdi de bu kararlarına binaen onu Mısır'a sokmayacaklarını söylüyorlar. Fakat Mısır yönetiminin Gazze'deki ambargoya karşı uluslararası mücadelenin önder şahsiyetleri arasında yer alan Galloway hakkında böyle bir yasağı uygulamaya kalkışması tüm İslâm âleminde ve özellikle de Arap dünyasında çok ciddi tepkilere maruz kalmasına sebep olacaktır.
Feshane'deki konuşmasında Gazze'nin ve Mavi Marmara'nın aslanı olarak nitelediği Bülent Yıldırım'a teşekkürle ve İstanbul'da bizim aramızda olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek söze başlayan Galloway, Mavi Marmara'nın tarihi değiştirdiğini ifade etti.
“Ambargo kalkıncaya kadar biz her yerden yardım edeceğiz” diyen Galloway'in Filistin'e yönelik yardım çalışmalarında her zaman İHH ile birlikte ve yardımlaşma içinde hareket edeceklerini, hiçbir aleyhte propagandanın kendilerinin birlikteliğini bozamayacağını vurgulaması dikkat çekiciydi.
Deniz yolculuğu esnasında Mavi Marmara'nın saldırıya uğradığı noktadan da geçeceklerini, orada Mavi Marmara şehitlerini anarak denize çiçekler atacaklarını hatırlatan Galloway “İsrail, bizim için de bir şeyler hazırlıyor mu bilmiyoruz ama Allah'tan başka kimseden korkmuyoruz” dedi.
Galloway konuşmasında BM İnsan Hakları Komisyonu'nun, Mavi Marmara katliamıyla ilgili raporu üzerinde de durdu ve bu raporun İsrail'i her bakımdan suçlu bulduğuna dikkat çekti. Ayrıca “İngiltere dâhil” tüm ülkelerin Gazze'ye uygulanan ambargoyu illegal bulduğunu hatırlattı. Bu hususa temasında “İngiltere dâhil” vurgusu yapması düşündürücüydü. Bilindiği üzere İngiltere'ye hâkim siyasi zihniyet işgalci siyonist devlete her konuda destek vermekte, ABD gibi sürekli onun yanında yer almaktadır. Bu tutumundan dolayı işgalcilerin Mavi Marmara katliamları karşısında bile mağdurların değil katillerin yanında yer alma arsızlığı gösterebilmiştir.
Galloway, ambargonun illegal bulunmasına rağmen hâlâ devam ettiğine ve İsrail'in cezalandırılması için hiçbir şey yapılmadığına, tam aksine ona maddi ve diplomatik desteğin sürdüğüne dikkat çekti. “Zaman İsrail'i cezalandırma ve yalnız bırakma zamanıdır” diyerek ambargonun son bulması için bunun yapılmasını istedi.
George Galloway konuşmasının sonunda hakkında “bizim de başkanımız olmasını arzuladığımız” dediği Başbakan Erdoğan'a da teşekkür etti. Onun hakkında kullandığı bu ifadeyle İngiltere'nin, siyonist işgale şartsız ve sınırsız destek veren yöneticilerine kalın bir iğne batırmayı amaçlamıştı.
Galloway'in toplantıya katılan bazı gazetecilerin sorularına verdiği cevaplarında da önemli vurgular vardı. Bir cevabında Filistin halkının dilenci olmadığını, onurlu bir hayata sahip olduğunu dile getirerek, “bizim için geçerli olan hayatın onlar için de geçerli olmasını istiyoruz” demesi önemli bir mesajdı. Bir başka soruya cevabında Filistin halkının kesinlikle toprak satmadığını hatırlatarak, topraklarını ve evlerini satmak istemeleri durumunda sadece Kudüs için çok büyük paralar elde edebileceklerini ama tüm teklifleri geri çevirerek varlık mücadelesi verdiklerini ifade etti. Bu konuyla ilgili cevabında “ben bir Kudüslünün küçük bir evi karşılığında milyonlarca doları geri çevirdiğini çok iyi biliyorum” sözü de önemli bir hakikati ortaya koyuyordu.