18 Mart 2010 Perşembe, Vakit gazetesi
Müslüman halklara öncülük etme konumundaki liderlerin, yönetimlerin ve kurumların birçoğunun Siyonist işgalcilerin sinsi ve cüretkâr ilerlemelerini ciddiye almaması karşısında Mescidi Aksa'ya yönelen tehlike sonunda kapıya dayandı. Bu kutsal mabedin hemen yanı başına bir havra inşa edilmesinin amacı Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırma planını uygulamak için bir istasyon kurmaktan başka bir şey değildir. Bundan sonraki planları ikinci istasyonu Mescidi Aksa'nın bahçesine inşa edip ikisi arasında bağlantı kurarak Müslümanların ilk kıblesi, harem mescitlerin üçüncüsü durumundaki bu kutsal mabedi tümüyle ortadan kaldırmaktır.
Siyonist işgalcinin bu cesareti nasıl gösterebildiğini anlamak için öncesinde vuku bulan bazı gelişmeleri tahlil etmekte yarar var. İşgalcinin Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırma amaçlı planını hayata geçirmek için bir istasyon olarak kullanacağı havrayı açmasından çok kısa bir süre önce Arap Birliği teşkilatı Abbas çetesine İsrail işgal devletiyle masa başı görüşmeleri yeniden başlatması çağrısında bulunmuş hatta bunun için bir zaman sınırı bile koymuştu. Oysa Arap Birliği'nin bu çağrıyı yaptığı sırada Netanyahu çetesi bir yandan Batı Yaka'daki Yahudi yerleşim merkezlerini genişletme planlarını hayata geçirirken bir yandan da Filistin'deki İslâmî kültürel mirasa Yahudi damgası vurma amacıyla bir Yahudileştirme faaliyeti başlatmıştı. Öte yandan Ocak 2009'da görev süresi dolan Abbas'ın da Filistin tarafı sıfatıyla birileriyle masaya oturma ve görüşmeler yapma yetkisi yoktu.
Arap Birliği'nin böyle bir çağrı yapması tabii zaten işgal devletiyle yeniden masaya oturmak için bahane arayan ama Netanyahu'nun izlediği politika sebebiyle eleştirilere hedef olacağını düşünen Abbas çetesini rahatlattı ve hemen "dolaylı görüşmeler" başlatılması için harekete geçildi. Şu işe bakın ki içtikleri su bile ayrı gitmeyen, Filistin direnişinin başını ezmek için sürekli aralarında güvenlik işbirliğini güçlendiren Netanyahu ile Abbas "dolaylı görüşmeler"e ihtiyaç duyuyormuş! Fakat işin asıl düşündüren tarafı bu dolaylı görüşme numarasının da işgalci Siyonistin Mescidi Aksa'yı hedef alan istasyonun açılışını yapmasından hemen önceye denk getirilmesi.
Bir diğer önemli gelişme ise ABD Başkan Yardımcısı ve bizim, Obama'nın Ortadoğu şeytanı olarak nitelediğimiz Joe Biden'ın Ortadoğu ziyareti oldu. Bu adam Yahudi kökenli olmamasına rağmen, daha yola çıkmadan önce kendisinin bir Siyonist olduğunu ilan ettiği ve ziyaretinin asıl amacının da Netanyahu'nun Yahudileştirme planlarının önünü açmak olduğu halde ziyaret ettiği Arap ülkelerinde özel ilgiye mazhar oldu. Diplomatik teamüle aykırı bir şekilde gizli ve karanlık görüşmeler gerçekleştirdi. ABD'nin Ortadoğu'daki gerçek dostunun İsrail olduğunu ilan ederek Arap ülkelerine "bizim nazarımızdaki itibarınız İsrail'in menfaatlerine uygun uygulamalarınız ve politikalarınız derecesindedir" mesajı vermeye çalıştı. Yaptığı görüşmelerde de Netanyahu'nun Yahudileştirme faaliyetleri karşısında sessiz kalmaları, halklardan gelebilecek tepkileri de etkisiz hale getirmeleri yönünde talimatlar verdiği kuvvetle muhtemeldir. Zaten Arap ülkeleri amacını ve çizgisini çok açık bir şekilde ortaya koyan böyle bir Siyoniste kapılarını açarak işgal devletine de Kudüs'teki Yahudileştirme faaliyetlerini sürdürmesi için yeşil ışık yakmış oldular.
İşgalci Siyonist devleti cesaretlendiren ve Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırma amaçlı komplolarını hayata geçirme konusunda bileğini güçlendiren en önemli gelişme ise Ramallah'taki gayrimeşru yönetimle güvenlik işbirliğini artırması oldu. Bu işbirliği sayesinde Batı Yaka bölgesindeki direnişe kelepçe vurma, bu bölgeden Kudüs'ü ve Mescidi Aksa'yı savunma amacıyla yola çıkabileceklerin önlerini kesme görevi Ramallah'taki işbirlikçi yönetime devredilmiş oldu. Böylece işgal güçlerine sadece Kudüs'teki ve 1948'de işgal edilmiş topraklardaki fiili direnişle uğraşma görevi kalmış oluyordu. Nitekim son olaylardan sonra işbirlikçi yönetim tarafından yapılan açıklamalarda Batı Yaka'da düzenlenecek direniş faaliyetlerine izin verilmeyeceği çok açık bir dille ifade edildi. Abbas çetesinin Mescidi Aksa'yı ve Kudüs'ün kimliğini hedef alan Yahudileştirme faaliyetleri karşısında izlediği tutumu işte bu işbirliği ortaya koymaktadır, göstermelik beyanatlar değil.
Siyonist işgal devleti de tehlikeyi böyle Mescidi Aksa'nın kapısına kadar yanaştırma faaliyetlerini tabii havra açılışı ile yapmadı. Onun izlediği strateji hakkındaki bilgilere inşallah müteakip yazımızda yer vereceğiz.
19 Mart 2010 Cuma, Vakit gazetesi
Siyonist işgal devletinin Gazze'ye saldırısının amacı burayı yeniden kontrol altına almaktı. Güçlü bir direnişle karşılaşınca bunu başaramadı ve saldırıyı durdurmak zorunda kaldı. Fakat yine de ortaya çıkan durumdan bir başka plan için istifade etmek amacıyla hızla harekete geçti. O da Kudüs'te Yahudileştirme faaliyetlerinin yoğunlaştırılması ve Mescidi Aksa'yı ortadan kaldırma amacına yönelik komploların daha etkin bir şekilde devreye sokulmasıydı. Çünkü Gazze'de ortaya çıkan durumdan dolayı dünya kamuoyunun ve özelde İslâm âleminin dikkatinin bu tarafa yönelmesinin Kudüs'ün gölgede kalmasına yol açacağını dolayısıyla kendisine söz konusu planları devreye sokma fırsatı vereceğini düşünüyordu. Biz bu tehlikeden o zaman ortaya çıkan durumla ilgili değerlendirmelerimizde de söz etmiştik.
Siyonist işgalci tam bir eşkıya taktiğiyle hareket ediyor. Kervanın bir yerine dalış yapıyor. Orada başarılı olamadığı zaman kervanda bulunanların ilgisinin o tarafa yönelmesinden ve eşyalarını kenarda unutmalarından istifade ederek unuttukları eşyaları alıp götürüyor. İşgalci Siyonist devletin bugün Mescidi Aksa'yı hedefleyen planlarını hayata geçirmede bu kadar ilerleyebilmesi de Kudüs'ün gölgede kalmasından yararlanmasıyla oldu. Aynı ihmal Gazze için söz konusu olunca bu kez oraya uygulanan insanlık dışı ambargo tümüyle unutulmuş ve o insanların ızdırapları, acıları dikkatlerden uzak kalmış olacaktı. Bu da gösteriyor ki Siyonist işgalin devamı tehlike ve tehdidin sürmesi demektir. İslâm âleminin yapması gereken kapının birini sağlama almaya çalışırken diğerini ihmal etmek değil tehlike ve tehdide yüklenerek onu tümüyle etkisiz hale getirmek olmalıdır.
Bununla bağlantılı olarak şunu söyleyebiliriz ki Gazze'ye uygulanan ambargo Siyonist işgalcinin Kudüs'teki Yahudileştirme faaliyetlerini ve Mescidi Aksa'yı hedef alan planlarını hayata geçirmesini kolaylaştırmaktadır. O yüzden işgalci Siyonist ambargonun devam etmesini önemsiyor. Dolayısıyla Gazze'ye uygulanan ambargonun devam etmesine yardımcı olan işbirlikçi rejimler aynı zamanda Kudüs'e ve Mescidi Aksa'ya ihanet etmektedirler. Bu ambargonun etkisiz hale getirilmesi için yürütülen faaliyetlere destek verenler de aynı zamanda Kudüs'e ve Mescidi Aksa'ya destek veriyorlar.
Mescidi Aksa'da bugün tehlikenin kapıya dayanmasına yol açan gelişmeler, Gazze saldırısı sonrasında işgal devletinin Kudüs içinde ve çevresinde Yahudi yerleşim merkezlerini artırma planlarını devreye sokmasıyla hız kazandı. Önceden Yahudi yerleşim merkezlerini eski Kudüs'ün çevresindeki arazilere inşa ederek bölgeyi dıştan Yahudi kuşatmasına alan işgalci bu kez söz konusu yerleşim merkezlerine ilaveten hemen Mescidi Aksa'nın yanı başındaki Müslüman mahallelerini yıkarak oralara Yahudi mahalleleri inşa projelerini devreye soktu. Bu kutsal mabedin bitişiğindeki Silvan, Şeyh Cerrah mahalleleri başta olmak üzere muhtelif mahallelerde ikamet eden Filistinlilere evlerinin yıkılacağına dair talimatlar gönderildi. Bazıları da yıkıldı veya asker ve polisin himaye ettiği Yahudi göçmenlerin gasp edip yerleşmeleri sağlandı.
Bir taraftan böyle sözde sivil göçmen saldırısı ve gaspı devam ederken işgalci devletin başbakanı Netanyahu "ulusal tarihi miras listesine alma" diye bir oyun başlatarak İslâm'ın dinî ve kültürel tarihi mirasına Yahudi damgası vurmak için bir kampanya başlattı.
Netanyahu'nun bu kültürel soykırım faaliyeti bir yanda tartışılırken diğer yanda yine sözde sivil Yahudi göçmenlerin Mescidi Aksa'ya yönelik baskınları arttı. Üstelik baskınlarını bu kez kendilerine "turist" süsü vererek ve cinayetlerinde Avrupa pasaportlarını kullandıkları gibi bu kez de farklı Avrupa ülkelerinin bayraklarını kullanarak yapmaya başladılar. Baskınların hemen ardından Mescidi Aksa'nın çok yakınında Harab Sinagogu adı verilen bir havranın açılışı yapıldı.
Üstelik bütün bu oyunlar ve komplolar bu kez çok dar bir zamana sıkıştırıldı. İşgalcinin böyle dar bir zamana bu kadar saldırıyı ve atağı sıkıştırabilmesinin sebebi ise İslâm âleminin sessizliği, duyarsızlığıdır. Çünkü işgalci Siyonistin attığı bir adım karşısında gösterilecek tavır diğer adımla ilgili tavrını belirler. Bu tehlikeli ilerleyişin hedefinde Mescidi Aksa var. Gidişatın sonraki merhalesini de ümmetin, dünya Müslümanlarının ve onların onurunu savunma konumunda olanların tavrı belirleyecektir.
Hatırlatma: Bugün inşallah Cuma namazından sonra Beyazıt'ta Mescidi Aksa'ya destek amacıyla bir gösteri, Cumartesi ve Pazar günleri de Zeytinburnu Kültür Merkezi'nde Hür Doğu Türkistan isimli bir sempozyum düzenlenecek.