4 Temmuz 2007 Çarşamba, Vakit gazetesi
Globalleşme insanlığın iyiliklerde buluşması ve kötülüklere karşı gücünü birleştirmesi şeklinde tecelli etseydi herkesin yararına olurdu. Ama ne yazık ki bir buluşma ve ittifak olarak değil tahakküm çabası olarak kendini gösteriyor. Tahakküm çabası gösterenler de sömürgeci güçler. Bu itibarla dünün emperyalizmi veya bir diğer isimlendirmeyle sömürgeciliği bugün globalleşme veya küreselleşme oldu. Değişen sadece isimdir.
Geçmişte tahakkümün sömürgecilik olarak adlandırılması sömürgecileri pek rahatsız etmiyordu. Hatta sömürdükleri toprakların genişliğini hâkimiyet kavgasında psikolojik savaş malzemesi olarak değerlendirebiliyorlardı. Ama zaman içinde karşıt ideolojilerin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla sömürgecilik iyice kirlendi. Bu yüzden antipropagandada, dolayısıyla sömürgeci devletlerin kötülenmesinde etkin olarak kullanıldı. Bunun üzerine strateji değişikliğine gidilerek dolaylı sömürgecilik dönemi başlatıldı. Son dönemde ise sömürgeciliğin yeni bir modeli icat edildi: Globalleşme.
Globalleşme değişik alanlarda kendini gösteriyor. Kavrama baktığınızda, "uluslar arası toplum" isimlendirmesine benzer bir yanıltma ile karşılaşıyorsunuz. İnsanlığın birtakım değerler üzerinde ittifakı, güç birliği anlamı veriliyor. Zaten emperyalizm son dönemde zihinler üzerinde saltanat kurmaya ve bu konuda yanıltıcı isimlendirmelerden yararlanmaya büyük önem veriyor. Oysa gelişmelere baktığınızda her alanda belli güçlerin dünya üzerindeki tahakkümüne zemin oluşturan yapılanmanın globalleşme olarak yutturulduğunu görürsünüz. Ekonomide globalleşme dünya ekonomisinin emperyalizmin kontrolü dışına çıkamayacak bir yapılanmaya doğru sürüklenmesidir. Kültürde globalleşme, maddeci ve pragmatist felsefeden beslenen ve zevk tatmininde sınır tanımayan Batı kültürünün tüm insanlığın ortak değeri olarak kabul ettirilmesi çabasıdır.
Son dönemde bir de işgalde globalleşme yaygınlaştı. Bu ise çağdaş emperyalizmin, kontrolde zorlandığı bölgelerde askerî tahakküm oluşturma amacıyla oralara "uluslar arası güç" yerleştirme uygulamasıdır. İşgalci Siyonist devlet Lübnan'a saldırdığında ve Beyrut'un güneyine varıncaya kadar tüm Güney Lübnan'a ateş yağdırdığında bu saldırının önlenmesi için herhangi bir uluslar arası güç yerleştirme girişiminde bulunulmadı. Hatta bu yönde öneriler gündeme geldiğinde ABD Dışişleri bakanı İsrail'e biraz fırsat verilmesi gerektiğini söyledi. Ama Hizbullah mücahitlerinin işgalci Siyonistleri köşeye sıkıştırmaları, onların da ateşkesi kabul etmek zorunda kalmaları üzerine çağdaş emperyalizm hemen Lübnan'a bir "uluslar arası güç" yerleştirme kararı çıkarttı. Bunun amacı yeni bir savaş tehlikesinin önüne geçilmesi olsaydı uluslar arası gücün asıl tehdit unsuru olan Siyonistlerin kontrolündeki bölgeye yerleştirilmesi veya en azından her iki tarafta da dengeli bir silahlı güç oluşturulması gerekirdi. Ama öyle yapılmadı. Çünkü amaç taşları bağlayıp köpekleri salmaktı. Etyopya'nın Somali topraklarını işgal etmesi silah takviyesiyle desteklenirken, Darfur meselesi bahane edilerek Sudan topraklarına "uluslar arası güç" adı altında bir global işgal gücü yerleştirilmesi isteniyor. Asıl amaç ise Darfur meselesine çözüm getirmek değil Sudan topraklarının bir bölümünü onun kontrolünden almak, diğer bölümündeki hâkimiyet ve kontrolünü de gözetim altında tutmak, faaliyet alanını daraltarak çağdaş emperyalizme muhalif siyasetleri köşeye sıkıştırma stratejisini uygulamaktır.
Bugünlerde de fitneci Dahlân çetesinin ihraç edilmesi sebebiyle Gazze bölgesine bir uluslar arası güç yerleştirilmesi planının uygulamaya geçirilmesi için yoğun çaba harcanıyor. Oysa Dahlân çetesinin çıkarılmasıyla Gazze halkı en azından güvene kavuşmuştur. Artık kimse namaz kılındığı sırada camilere baskın yapmıyor. Camiden çıkan gençleri bilinmeyen yerlere kaçırmıyor. Başörtülü bayanların başlarındaki örtülerini zorla çekip açmıyor ve ayaklarına kurşun sıkmıyor. Camilerde ders halkaları oluşturan ilim adamlarının kafalarına şarjör boşaltmıyor. el-Fetih mensubu oldukları halde sırf namaz kılmalarından dolayı gençleri apartmanın on beşinci katından aşağıya atmıyor. Bu söylediklerimin hiçbiri hayal ürünü değil, hepsinin örnekleri var ve inşallah yeri geldiğinde tafsilatlı bir şekilde ortaya koyacağız.
Bu uygulamaların tümü Dahlân çetesinin taşınmasına paralel olarak Batı Yaka bölgesine taşındı. Ama emperyalizm global işgal gücünü Gazze'ye yerleştirme çabası içinde. Neden ve bu konuda kim ne düşünüyor? İnşallah müteakip yazımızda.
5 Temmuz 2007 Perşembe, Vakit gazetesi
Uluslar arası güç çoğu zaman "barış gücü" olarak nitelendiriliyor. Oysa bu isimlendirme de daha önce üzerinde durduğumuz kavramlarla yanıltma stratejisinin bir parçasıdır. Gerçekte uluslar arası güç çağdaş sömürgeciliğin bir sopasıdır. Bundan dolayı çağdaş emperyalizmle işbirliği içinde olanların saldırganlıkları karşısında herhangi bir uluslar arası güçten söz edilmiyor.
Gazze'ye uluslar arası güç yerleştirilmesi için önce özerk yönetim başkanı Mahmud Abbas bir çağrı yaptı. Onun böyle bir çağrı yapması Filistin halkından alamadığı desteğin yerine sömürgecilerden destek istemesi ve onların gönderecekleri askerî güç vasıtasıyla kendine destek vermeyen Filistinlileri hizaya sokma çabası içine girmesidir. Oysa böyle yapmak yerine işgalci Siyonist devlete çalıştığı artık belgelerle ispat edilen Dahlân çetesini himaye etmeye son vererek HAMAS'ın diyalog çağrılarına olumlu cevap vermesi kendisinin de Filistin davasının da yararına olurdu.
Abbas'ın uluslar arası güç talebi her ne kadar onun halkından alamadığı desteğin yerini çağdaş emperyalizmin göndereceği askerlerle doldurma çabası olsa da böyle bir çağrıyı yapmasında ABD ve işgalci Siyonist devletle görüş alışverişinin rol oynadığını sanıyoruz. Zaten bu çağrıya ABD ve İsrail'in vakit kaybetmeden yoğun destek vermesi, BM'nin bu yönde karar çıkarması için dayatmacı diplomasinin devreye sokulması böyle bir fikir alışverişi ihtimalini güçlendiriyor.
Bugün Gazze'ye "barış gücü" adı altında bir uluslar arası güç gönderilmesinin herhangi bir dayanağı olamaz. Dahlân çetesinin orada olduğu ve onun her tarafta anarşi çıkarması, saldırılar gerçekleştirmesi sebebiyle çatışmaların devam ettiği dönemde böyle bir güç gönderilmesi planının gündeme getirilmesinin belki bir mantığı olabilirdi. Bugün böyle bir güç gönderilmesinin amacı sadece dıştan Siyonist işgalciler tarafından kuşatmaya alınmış olan Gazze'nin içten de "uluslar arası güç" adı verilecek yeni bir işgal gücü vasıtasıyla kontrol altına alınması, böylece İslâmî hareketin faaliyet alanının iyice daraltılması olabilir.
Amacın bu olduğunu Batı Yaka'ya herhangi bir güç gönderilmesinden söz edilmemesi de gösteriyor. Biz elbette Batı Yaka dâhil olmak üzere Filistin'in tümünde işgale son verilmesini ve "uluslar arası güç" adıyla yeni bir işgal gücünün hiçbir yere sokulmamasını arzuluyoruz. Ama "uluslar arası güç" gönderilmesinin gayesi güvenliğin sağlanması olsaydı Batı Yaka'ya öncelik verilmesi gerekirdi. Çünkü Dahlân çetesinin oraya taşınmasıyla fitne de oraya taşındı. Gazze'de insanlar özgürlüklerine kavuşturulurken Batı Yaka'ya taşınan Dahlân çetesi elemanları her gün yeni birilerini kaçırıp işkence ediyor, eşleri İsrail zindanlarında tutulan kadınları dövüyor, yine tutsakların evlerine baskınlar düzenleyerek bilgisayarlarına, evraklarına el koyuyor, "HAMAS destekçisi" iddiasıyla binlerce görevlinin maaşını kesiyorlar. Bütün bunları tabiî ki Siyonist işgal güçlerinin himayesi altında yapıyorlar. Ama sonuçta Gazze'ye güvenlik gelirken Batı Yaka'ya işgal terörüne ek olarak Dahlân çetesi terörü geldi. Asıl bu bölgede işgal ve çete tehdidine karşı insanların can güvenliklerinin sağlama alınmasına ihtiyaç var. Ama emperyalizm için önemli olan mazlum insanların can güvenliği değil varlığını sürdürmesi gerektiğine inandıkları Siyonist işgal devletinin güvenliğidir.
HAMAS, konuyla ilgili açıklamasında Gazze'ye gönderilecek uluslar arası gücü yeni bir işgal gücü sayacağını ve Siyonist işgalle savaştığı gibi onunla da savaşacağını vurguladı. Gazze bölgesi ahalisi de böyle bir güç gönderilmesi çağrılarına ve planlarına son derece tepkili olduğunu ortaya koydu. Ayrıca bölgedeki siyasî yetkililer de tepkilerini dile getirdiler.
Özerk yönetim parlamentosu ve İslâmî ve Ulusal Oluşumlar Üst Takip Kurulu üyesi Hüsam Kemâl et-Tavil yaptığı açıklamada Ortadoğu Dörtlüsü olarak adlandırılan grubun İngiltere eski başbakanı Tony Blair'i Filistin temsilcisi tayin etmesine tepki gösterdiği gibi Gazze'ye uluslar arası güç yerleştirilmesi planına da şiddetle karşı çıktı. et-Tavil, mevcut şartlarda gönderilecek bir uluslar arası gücün bölgede sadece uluslar arası vesayet (hâkimiyet) gücü görevi göreceğini dile getirdi. et-Tavil, Filistin'e gönderilecek herhangi bir uluslar arası gücün işgal devletinin saldırılarına karşı Filistin halkını koruma amacı taşıması halinde bir anlam ifade edebileceğini vurguladı. Gazze'ye yerleştirilmesi planlanan bir güç için böyle bir amacın söz konusu olmadığı ve olamayacağı da açıktır.