3 Mayıs 2006 Çarşamba, Vakit gazetesi
Filistin'deki zafer sadece siyonist işgale karşı değil genelde emperyalist güçlere karşı kazanılmış bir zaferdir. Bundan dolayı geniş çaplı bir ekonomik kuşatmanın yanı sıra kapsamlı bir yıpratma kampanyasının başlatıldığını görüyoruz. Bu kampanyada saptırma çabalarının yanı sıra son derece tutarsız iftiralardan da yararlanılıyor.
Siyonist işgalcilere tampon olması üzere ve Filistin davasına ihanet yoluyla kurdurulan Ürdün'ün bu kampanyada üstlendiği rolden daha önce söz etmiştik. Önce HAMAS'ın Ürdün'de silah depoladığı iddiasına başvurdu. Amacı ise özerk yönetim Dışişleri bakanı Dr. Mahmud Zehhar'ın ziyaret talebini reddetmek için gerekçe oluşturmaktı. İddianın hiçbir tutarlı yanı olmadığı gibi herhangi bir delile de dayanmıyordu. Ardından bazı HAMAS mensuplarını Ürdün'de eylem düzenlemeye hazırlandıkları iddiasıyla tutukladı ki bu hareketin işgal altındaki Filistin toprakları dışında silahlı eylem düzenlememeyi prensip edindiğini, bugüne kadar da böyle bir eyleme başvurmadığını bütün Arap âlemi bilmektedir.
Komplo teorilerine meraklı bazı yorumcular ABD'nin HAMAS'a istediklerini yaptıracağı ve bunun için iktidara getirdiği nakaratını son günlerde tekrar etmeye başladılar. Her şeyden önce HAMAS'ı iktidara ABD değil Filistin halkının özgür iradesi getirmiştir. Söz konusu yorumcuların bu iddiaları da ABD'yi tabulaştırmalarından ve hiç kimsenin onu aşamayacağını zannetmelerinden kaynaklanmaktadır. Unutmamak gerekir ki onların tabulaştırdıklarının çok üstünde, mutlak güç ve hâkimiyet sahibi Allah var. Dolayısıyla Allah'a iman ve tevekkülün kazandırdığı güç de onların tabularının sahip olduğu gücün üstündedir. Filistin seçimleri sonuçlarının açıklandığı gün bu iddia gündeme getirildiği halde Allah'ın izniyle Filistin'deki İslâmî hareket geri adım atmamıştır. Zaten söz konusu yorumcular bazı yazılarında bu iddialarını gündeme getirirken diğer bazı yazılarında da İslâmî hareketin kararlılığından endişe duyduklarını hissettirmek suretiyle ciddi çelişkiye düşmektedirler.
HAMAS'ın Siyasi Birim başkanı Halid Meş'al'in, yeni Filistin hükümetinin gönüllü savunma gücü oluşturma kararını veto etmesinden dolayı başkan Mahmud Abbas'a tepki göstermesi ve Şam'daki Yermük mülteci kampında onu sert bir şekilde eleştirmesi üzerine bazıları Filistin'de iç savaş çıkacağı yaygaraları kopardılar. Eğer ki bir cumhurbaşkanının veya bir hareket liderinin tenkit edilmesinden dolayı hemen iç savaş çıksaydı bugün dünyanın her tarafının iç savaşlarla çalkalanıyor olması gerekirdi. Geçmişte özerk yönetim ve el-Fetih ileri gelenleri HAMAS liderlerini daha sert üsluplarla tenkit ettiler. Birçok HAMAS lideri yönetimin el-Fetih'te olduğu dönemde tutuklandı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi lideri Ahmed Seadat İsrail'den alınan talimatla tutuklandı. Bütün bunlardan dolayı herhangi bir iç savaş çıkmadığı gibi Filistin direniş hareketlerinin hiçbiri el-Fetih hükümetine şiddet yoluyla karşılık vermediler. Müsaade edin de en azından sözlü tenkit ve tepki hakları olsun. Kaldı ki Abbas'ın o vetoyu ABD ve İsrail'in talebi üzerine yaptığını herkes tahmin ediyor.
Meş'al'in söz konusu konuşması üzerine özerk yönetim yetkililerinin onun sözlerinin kendi kişisel görüşleri olduğunu söylemesi sebebiyle, tozu elektronik mikroskopla büyüten birtakım yorumcular HAMAS'ın içerideki yönetimiyle dıştaki yönetimi arasında ciddi anlaşmazlık olduğunu iddia etmeye başladılar. Oysa onlar var olanı değil temenni ettiklerini dile getiriyorlar. Nasıl biz siyonist siyasetçiler arasında ihtilaflar ve anlaşmazlıklar çıktığında seviniyorsak onlar da aynı şekilde İslâmî hareket içinde böyle bir şeyin olmasından memnun kalıyor, bu sebeple de çok basit bir şeyi bile büyük olay olarak yansıtmaya çalışıyorlar. Oysa Meş'al söz konusu konuşmada içerideki hükümetin attığı önemli bir adımı savunuyor, Mahmud Abbas'ın onun kararını veto etmesine tepki gösteriyordu. Aralarında anlaşmazlık, ihtilaf olsaydı içerideki yönetimin kararının hatalı olduğunu söyler, o kararı savunmak ve veto edilmesine tepki göstermek için tenkide maruz kalacağını tahmin ettiği bir konuşma yapmaya kalkışmazdı. Onların iddia ettiklerinin tam aksine HAMAS'ın içerideki kadrosuyla dışarıdaki kadrosu tam bir uyum ve dayanışma içindedir. Öyle olmasa içerideki hükümetin başarılı olması için dışarıdaki kadro kendini yırtarcasına kapı kapı dolaşıp destek arar mı?
4 Mayıs 2006 Perşembe, Vakit gazetesi
Bir önceki yazımızda HAMAS'ın içerideki yönetimiyle dışarıdaki yönetimi arasında ciddi ihtilaf olduğunu söyleyenlerin bu iddialarının gerçeği değil onların arzularını yansıttığını dile getirmiştik. Onlar Şeyh Ahmed Yasin'in şehit edilmesinden sonra da bu tür arzularını vakıa gibi yansıtmaya çalıştılar. Şeyh Yasin sonrasında örgüt içinde liderlik kavgası çıkacağını, bölünmeler olacağını ileri sürdüler. Ama arzuladıkları olmadı. Böylece gerçek onları yalanladı. Zaten HAMAS'ın kuruluşundan bugüne izlenen siyaset söz konusu fitne ve bölünme beklentisi içinde olanların ümitlerini hep boşa çıkarmıştır.
Yüce Allah, Müslümanların arasında dolaşıp da küfür ehline çalışanların Müslümanlar arasında fitne çıkarma çabalarına Kur'an-ı Kerim'de dikkat çeker: "Onlar eğer sizinle birlikte savaşa çıksalardı aranızda bozgunculuk yapmaktan başka size bir katkıları olmazdı ve içinizde fitne çıkarmak için çabalarlardı. İçinizde onlara kulak verenler vardır. Allah zalimleri bilir." (Tevbe, 9/47) Görüldüğü üzere âyet-i kerime o gibi fitnecilere kulak verenleri yeriyor. Dolayısıyla onlara kulak vermemek, onların fitneci yorumlarını neşreden yayın organlarını ikaz etmek gerekir.
Yıpratma çabalarından biri de son günlerde gündeme gelen gazetecilerin ölümle tehdit edildikleri iddiasıdır. Filistin'deki İslâmî hareket bugüne kadar işgalci siyonistlerin dışında bir tek kişiyi ölümle tehdit etmemiştir. Filistinlilerin kendi içlerindeki ihtilafların çatışmaya, kavgaya dönüşmesini önlemede her zaman HAMAS'ın sergilediği duyarlılığın büyük rolü olmuştur. Geçmişteki özerk yönetimin fiili baskılarına, güvenlik güçlerinin saldırılarına, tutuklamalarına şiddet yoluyla karşılık vermekten kaçınmış, bu şekilde karşılık vermeye kalkışanları da engellemek için büyük çaba sarf etmiştir. Bu gerçeği Filistin'de yaşayan ve oranın şartlarına şahit olan herkes çok iyi bilir. Bu yüzdendir ki söz konusu iftirayı atan gazeteciler sözlerinin sonunda: "Biz HAMAS'ın örgüt olarak bu tür tehditlere başvurmadığını biliyoruz. Dolayısıyla telefonla yapılan tehditler ferdi olabilir. Örgüt yönetiminden bu tür ferdi tehditlerde bulunanları uyarmasını istiyoruz" deme ihtiyacı duymuşlardır. Bizim tahminimize göre HAMAS mensupları ferdi olarak da böyle bir tehditte bulunmazlar. İddianın gazeteciler tarafından ortaya atılan iftira olması kuvvetle muhtemeldir. Eğer öyle değilse bile telefonla yapılan tehditlerden söz ediliyor. Bunu işgalci devletin ajanlarının yapıp da HAMAS adına yaptıklarını söylemeleri ihtimal dışı değildir. Hareket adına herhangi bir tehditten söz edilmesini haklı kılacak en ufak bir delil ortaya konamazken bu tür söylentileri gündeme taşımanın tamamen yıpratma kampanyasına katkı amaçlı olduğu açıkça ortadadır. Bizi üzen ise Türkiye'de akli muhakemeye dayalı eleştirel habercilik yerine, çürük sağlam eline ne geçerse piyasaya süren bir tezgâhtarın yaptığı gibi haber işportacılığı anlayışının hâkim olmasıdır. Ne yazık ki bu haber işportacılığı kontrolsüz Internet haberciliğinin yaygınlaşmasına paralel olarak bir hastalık gibi yayılmaktadır. Dolayısıyla İslâmî kimlikli birtakım haber kaynakları da bu vebadan etkilenmiş görünüyorlar. Bu doğrultuda haber7.com'un söz konusu iftirayı aynen ve üstelik "HAMAS'tan gazetecilere tehdit" başlığıyla vermesine üzüldüğümüzü belirtmek istiyoruz.
Yıpratma kampanyasının önemli bir cephesini de anketler oluşturuyor. Son zamanlarda bazı sipariş anketlerle HAMAS'a desteğin azaldığı iddia edilir oldu. Batı'nın kitleleri özgür düşünce kabiliyetinden uzaklaştırıp medyanın ipine bağlanan ve bu iple istenilen yöne çekilen yığınlara dönüştürme amaçlı sosyopolitik sisteminde anketler birer yönlendirme aracıdır. Dolayısıyla çoğu zaman anketlerle, gerçeklerin ortaya çıkarılması değil hedeflenenin vakıa gibi kabul ettirilmesi ve böylece bir kamuoyu oluşturulması amaçlanır. Çünkü "kamuoyu" özgür düşünce kabiliyetinden uzaklaştırılan ve suyun akışına göre yön belirleyen kalabalıkları bir yerlere çekmede belirleyici unsurdur.
Filistin'de 25 Ocak 2006 seçimleri öncesinde de aynı türden anketçilik yapılmış ve "kamuoyu" oluşturulmasına çalışılmıştı. Ama seçimlerde HAMAS'ın aldığı oylar onların anketlerinde görülen oranların iki katı kadar çıktı. Dolayısıyla hiç kimse yıpratma kampanyasını organize edenler tarafından sipariş verilen anketlerden çıkan sonuçlara aldanmasın. Emperyalist güçlerin baskıları HAMAS'a desteğin azalmasına değil tam aksine artmasına, dayanışmanın daha da güçlenmesine sebep olmaktadır.