3 Eylül 2005 Cumartesi, Vakit gazetesi
İsrail'in Gazze'den çekilmesi, daha önce de dile getirdiğimiz üzere ne bir taktik ne de barış yolunda bir adımdır. Filistin direnişinin zaferidir. Ancak, İsrail'e iyi gözle bakmayan yorumcuların bazıları bunun bir taktik olabileceği endişelerini dile getirdiler. Ona hizmet eden yorumcular ise yapılanı bir "barış" atağı olarak kabul ettirmeye çalıştılar. İşgal devleti her ikisini de kendi lehine gördü. Çünkü birincisi her ne kadar İsrail'e iyi gözle bakmayanların yaklaşımlarını yansıtsa da onun yenilgisinin üstünü örtmesi sebebiyle işine yarıyordu. İkincisi ise Gazze'den çekilme işlemini kâra dönüştürme çabalarının önünü açacaktı.
Öte yandan İslâm âleminde bazı yönetimlerin bu işi "barış" yolunda atılan cesaretli bir adım olarak algılamak ya da lanse etmek için oldukça aceleci davrandıklarını gördük. Gördüğümüz kadarıyla böyle yapmaları işgalci devletle diplomatik ilişkileri başlatmak için tutunacakları bir dal bulma arzularından kaynaklanıyordu. Bazıları da İslâm dünyasındaki yönetimlerin işgal devletiyle diplomatik ilişkileri başlatmalarına aracılık etmek için tutunacak bir dala ihtiyaç duyuyorlardı. Bu yüzden "Gazze'den çekilme" hadisesini iyi bir fırsat olarak değerlendirmek, çekilme işleminin oluşturduğu siyasi hava dağılmadan devreye girmek istediler. Yani gelişmeler, çekilme işleminin gerçekten bu girişimleri haklı kılacak bir hadise olmasından kaynaklanmıyordu.
İşgalci devletin Gazze'den çekilmesiyle onun Filistinlilere yönelik üslubunun değiştiğini kimse düşünmesin. Daha Gazze'deki yahudi evlerinin tahliye edilmesi işlemi biter bitmez işgal devletinin özel timleri Batı Yaka'da Tulkerem mülteci kampına baskın düzenleyerek üçü çocuk beş Filistinliyi şehit ettiler. Çünkü işgal devleti şiddet üzere kurulmuştur ve şiddetle ayakta durmaktadır.
Gazze'den çekilen işgalci devlet Batı Yaka'da yüz binlerce insanı perişan edecek ırkçı ayırım duvarını bitirmek için çalışmalarını hızlandırdı. Mirac gecesi münasebetiyle yazdığımız yazıda da dile getirdiğimiz üzere bu duvarın bitirilmesi Kudüs davası açısından da büyük tehlike arz etmektedir. Filistinliler bu gelişmeler karşısında sessiz kalacak değiller elbette. Dolayısıyla bugün, direniş karşısında daha fazla dayanamadığı için Gazze'den çekilmek zorunda kalan işgalci devletin "barış" yolunda bir adım attığını düşünüyorsanız yarın belirttiğimiz sebeplerden dolayı yine bir şiddet fırtınası estirdiğini gördüğünüzde ümitleriniz suya düşecektir. O zaman işgalci devletin önünü açmak ya da onunla diplomatik ilişkiler kurmak için heyecanlanan ve bu amaçla tutunacak dal arayan yönetimler, tutundukları dalın çok çabuk koptuğunu ve aceleciliklerinden dolayı tepkilere maruz kaldıklarını göreceklerdir. Unutmayalım ki Gazze'den elini çeken siyonist işgalcinin eli hâlâ kanlıdır ve onu tutan ellere mutlaka kan bulaşır.
İşgalciler, Kudüs'te Mescidi Aksa'nın yıkılması çağrıları içeren afişler asarken, mirac gecesinin hemen ertesinde din işlerinden sorumlu bakanın, miracın ilk durağı kutsal mabedi esaretinde tutan ve yıkmakla tehdit eden işgalciyle resmi adı "Pakistan İslâm Cumhuriyeti" olan devletin Dışişleri bakanının görüşmesine aracılık etmesi doğrusu bizi büyük hayal kırıklığına uğrattı. Sayın bakana yakışan Pakistanlı bakana: "Bu girişiminiz konumunuza ve devletinizin adına hiç yakışmıyor!" demek olurdu.
Bu tür girişimlerin haklı çıkarılması için kullanılan gerekçelerden biri de Filistinlilerin bunlara olumlu baktığı iddialarıdır. Daha önce İsrail ziyaretine mazeret aranırken de benzer gerekçeler kullanılmıştı. Önceki bilgiler doğru olmadığı gibi son Pakistan - İsrail Dışişleri bakanları görüşmesiyle ilgili iddialar da kesinlikle doğru değildir. Filistin özerk yönetimi ve direniş grupları söz konusu görüşmeyi şiddetle tenkit eden açıklamalar yaptılar. Açıklamalarda İsrail'in Gazze'den çekilmekle mükâfatlandırılmayı hak edecek bir şey yapmadığına dikkat çekildi.
Özerk yönetim Enformasyon bakanı Nebil Şaas, İstanbul'da gerçekleştirilen görüşmeyi onaylamadıklarını söyledi. Şaas, el-Cezire'ye yaptığı açıklamada Pakistan'ın İsrail'e yanaşmasının tamamen kendi hesaplarıyla ilgili olduğunu dile getirdi.
Pakistan'da, son dönemde ABD hatırına medreselere baskınlarını artıran, merd-i kıptînin şecaat arz ederken sirkatini söylemesi gibi emperyalizm hesabına yaptığı tutuklamalarla övünen mevcut cunta rejiminin çizgisinin de iyi bir tahlil edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Onu da bir başka vesileyle yapmaya çalışalım inşallah.