Çekilme Sonrası Gazze

25 Ağustos 2005 Perşembe, Vakit gazetesi

Gazze'yle ilgili dizi yazımızla meseleyi değişik boyutlarıyla ortaya koymayı ve çekilme hadisesini tahlil etmek isteyenler için bir bilgi altyapısı oluşturmayı arzuluyorduk. İnşallah arzuladığımız gerçekleşmiştir. Bu vesileyle dosyanın yayınlanmasında yardımcı olan tüm arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Dosyayı Web sitemizde de fotoğraf ve haritalarla birlikte bulabilirsiniz.

Bugünkü yazımızda da çekilme sonrası durumla ilgili ve dizi yazımızda yer almayan bazı hususları ilginize sunmak istiyoruz.

İsrail'i Gazze'den çıkmaya zorlayan sebebin buradaki direniş olduğu bizzat Siyonist yetkililer ve yorumcular tarafından da itiraf edildiği halde Arap liderler bunu "Şaron'un cesareti (!)"ne yormak suretiyle sonucu tümüyle onun lehine çevirmeye çalışıyorlar. Şaron, Gazze'den çekilmesinden dolayı yüreğinin parçalandığını ifade ederek işin hiçbir şekilde "cesaret"ten kaynaklanmadığını, tam aksine Filistin direnişi karşısında yapacak bir şeyinin kalmadığını itiraf etmişti. Ne var ki Arap liderler onun sırtını sıvazlayarak adeta kendisini teselli etmeye çalışıyorlar. Mısır cumhurbaşkanı Hüsni Mübarek'ten sonra Filistin özerk yönetiminin başkanı Mahmud Abbas da, Şaron'u Gazze'den çekilmesinden dolayı kutladı. Abbas da Hüsni Mübarek gibi, çekilme kararını "son derece cüretkâr ve cesurca" olarak nitelendirdi. Ne yazık ki Arap liderlerin Şaron'un böyle sırtını sıvazlamaları, Sabra ve Şatilla katliamının baş sorumlusunu "cesur" olarak nitelemeleri Gazze'den çekilme sürecinin işgalci siyonist devletin lehine dönüştürülmesi çabasının bir parçasını oluşturmaktadır. Zaten bu tür ihanetler olmasaydı bugün Filistin işgal altında olmayacaktı. Filistin'i işgal eden, siyonist terör örgütleri veya bu örgütlerin devletleşmiş şekli ise bu işgalin önünü açan da Müslüman toplumların başına geçirilen kukla yönetimlerin ya da yöneticilerin ihanetleridir.

Gazze'den çekilme sonrasında tartışılan önemli konulardan biri Filistin direnişinin silah bırakmaya zorlanması meselesidir. İşgalci devlet özerk yönetimi buna zorlayarak çekilme işleminden büyük bir kâr elde etmeye çalışıyor. Ne kadar ilginçtir ki Batı'daki medya organları da Abbas yönetimine bu doğrultuda çağrılar yaparak adeta Şaron hesabına seferberliğe çıkmış görünüyorlar. Bu yöndeki çağrılarda en çok hedefe yerleştirilen hareket ise HAMAS'tır.

Gazze'deki direnişle ilgili rakamlar "Niçin HAMAS?" sorusuna gayet net cevap verdiğinden bu rakamları vermek istiyoruz. Aksa İntifadasının başladığı 28 Eylül 2000 ile Gazze'den çekilme işleminin başladığı 15 Ağustos 2005 arasında geçen süre içinde bölgede verilen mücadeleyle ilgili araştırmalar özetle şu bilgileri ortaya koyuyor:

Bu süre içinde Gazze'de direnişçiler tarafından, işgalcilerde ölüm veya yaralanma gibi etkili sonuca sebep olan toplam 400 eylem gerçekleştirilmiş ve bunun 217'sini yani yüzde 54.25'ini sadece HAMAS mücahitleri gerçekleştirmiş. İşgalcilerden öldürülenlerin yüzde 47.3'ü sadece HAMAS'ın eylemlerinde öldürülmüş. Yaralananların da yüzde 59.6'sını sadece HAMAS'ın eylemlerinde yaralananlar oluşturuyor. Diğer eylemlerin de yaklaşık yüzde 9'u ortak eylemler ve onların da yarıdan çoğunda HAMAS'ın payı var. Filistinli direnişçilerden şehit edilenlerin de yüzde 67.5'i HAMAS mensubu.

Bu rakamlar gösteriyor ki Gazze direnişinde "aslan payı" HAMAS'ın. Dolayısıyla "silah bıraktırma" çabalarında da en çok hedefe yerleştirilen o. Ancak bu hareket adına yapılan açıklamalarda, Gazze'nin işgalden kurtarılmasıyla işin bitmediği, Batı Yaka'daki Filistinliler işgal zulmü altında eziyet çekerken Gazzelilerin rahat olamayacakları, bu sebeple silahların kesinlikle bırakılmayacağı, mücadelenin hedefinde şimdi de Batı Yaka ve Kudüs olduğu vurgulanıyor.

Çekilme sonrası gündeme gelen önemli konulardan biri de Rafah sınırının kontrolüdür. İşgal devleti buranın direnişçiler tarafından silah sokmada kullanılmasından oldukça korkuyor. Bu yüzden Mısır'ın söz konusu sınırı koruma konusunda kuvvetli taahhütlerde bulunmaması durumunda kendisinin oradaki askerlerini çekmeyeceği tehdidinde bulunmuştu. Oysa bu boş bir tehditti. Çünkü işgal devletinin orada asker bırakması durumunda onlar Filistin direnişinin önünde açık hedef olacak ve her gün yeni kayıplar vermeye devam edeceklerdi. Ama yazımızın başında dikkat çektiğimiz "ihanet politikası" siyonist devletin tehdidini ciddiye alma ihtiyacı duydu. Bu yüzden Mısır, sınıra polis yığma konusunda işgalci devletle anlaştı.