Hz. İbrahim Camisi

Mazlum Şehir el-Halil

3 Eylül 1998 - 12 Cemadiye'l-ula 1419 Perşembe

el-Halil, Kudüs'ün güneyinde yüz bin nüfuslu bir şehir. Normalde Batı Yaka bölgesi içinde yer almasına rağmen bu bölgedeki şehir merkezlerinin özerk yönetime devredilmesine dair Taba Anlaşması'nda el-Halil müstesna tutulmuştu. Bunun birinci sebebi ise bu şehrin tam ortasında 400 yahudinin ikamet ettiği bir yahudi yerleşim merkezinin bulunmasıydı. İkinci ve önemli bir sebep de siyonist işgal rejiminin yine el-Halil'in merkezinde bulunan Hz. İbrahim Camisi'ni kontrolünde tutmaya devam etmek istemesiydi. Bu yüzden bu şehirle ilgili olarak el-Halil Anlaşması adında ikinci bir anlaşma imzalandı. Maalesef sözde özerk yönetim bu anlaşmada bu kutsal beldenin, Hz. İbrahim Camisi'ni de içine alan % 20'lik kesiminin siyonist işgal rejiminin kontrolünde kalmasını kabul etti. Yani 400 yahudinin hatırına yaklaşık 20 bin Müslümanın yaşadığı kesim ve şehri sembolize eden, Müslümanlar açısından da bölgede Mescidi Aksa'dan sonra gelen tarihi bir mabed işgalci siyonistlere teslim edilmiş oldu. Ancak kalan yüzde % 80'lik kesimin de özerk yönetimin kontrolüne verildiği iddiası da kuru ve tutarsız bir iddianın ötesine geçememektedir. Çünkü işgal rejiminin şehre yönelik uygulamaları, tutumları, yahudilerin Müslümanların bölgelerine rahatça geçerek dinlerine hakarete varıncaya kadar onları tahrik edecek her hareketi yapabilme fırsatı bulmalarına rağmen Müslümanların yahudilerin yaşadığı bölgeye yaklaşmalarına bile fırsat verilmemesi bu gerçeği gözler önüne sermektedir. Bu şehirde son günlerde yaşanan olaylar da bu gerçeğin bir göstergesi oldu.

el-Halil'de yaşanan son olaylar Türkiye gündemine yeterince yansıtılamadı. Bu yüzden biz bu olayların genel bir özetini vererek dinlerine bağlılıklarıyla bilinen Müslüman el-Halil halkının ne gibi bir zulüm ve baskıyla, nasıl bir vahşetle karşı karşıya olduklarını gözler önüne sermek istiyoruz.

Olaylar aşırı siyonist görüşleriyle ve Müslümanlara karşı tahrikçi tutumlarıyla tanınan haham Şolomo Ra'nan adlı kişinin yine bir tahrikçi hareketi sebebiyle bir Filistinli tarafından bıçaklanarak öldürülmesiyle başladı. Bu şehirde siyonist saldırganların Müslümanlara yönelik tahrikçi tutumları o derece haddi aşmıştı ki artık çekilmez bir hal almıştı. Haham Şolomo'nun öldürülmesi de tahriklerin bu derece haddi aşmasından kaynaklanan bir olaydı. Bu olay üzerine şehir merkezindeki yahudi yerleşimciler, işgal rejiminin kontrolüne verilen bölgede bir gösteri düzenleyerek bu kesimde yaşayan Müslümanlara saldırdı, birçoklarını da yaraladılar. Yaralananlardan ikisi durumunun kritik olması sebebiyle hastaneye kaldırıldı. Bunun üzerine işgal rejimi şehrin kendi kontrolünde olan kesiminde sokağa çıkma yasağı uygulamaya başladı. Ancak ilginçtir ki yasak saldırgan yahudilere karşı değil saldırıya maruz kalan Müslüman kesime uygulandı ve bu kesimde yaşayan yaklaşık 20 bin Müslüman evlerinden dışarı çıkmamaya zorlandı. Şehrin bütün giriş noktaları da giriş çıkışa kapatıldı. Böylece Müslüman halk tam anlamıyla bir ablukaya alınmış oldu. Bu arada işgal rejiminin başbakanı Netanyahu İsrail radyosuna yaptığı açıklamada: "el-Halil'deki yahudileri korumak için gereken her şeyi yapacağız. Onlar bizim kalplerimizin büyükleridir. Biz de onlara yönelik korumayı güçlendireceğiz" dedi. İlginçtir ki, el-Halil'de yıllardan beridir mağdur edilenler, tahrik edilenler, saldırıya uğrayanlar hep Müslümanlar olduğu, şehrin göbeğine yerleştirilen yahudi yerleşimciler terörist eylemlerden başka bir şey yapmadıkları halde Netanyahu hala onlara yönelik korumanın güçlendirilmesinden söz ediyor, Müslümanları ise sıkı bir ablukaya alıyordu.

Bir başka ilginç gelişme de Netanyahu'nun, haham Şolomo Ranan'ı öldüren kişinin derhal yakalanması isteğini yerine getirmek amacıyla özerk yönetimin de el-Halil'in kendi kontrolüne verilen kesimini sıkı bir ablukaya alması oldu. Yani el-Halil'in mazlum ve mağdur Müslüman halkı hem siyonist işgalciler, hem de "kendilerinden olduğu" iddia edilen sözde özerk yönetim tarafından ablukaya alınmış oldu. Bu da şehrin ikiye bölünüp bir bölümünün sözde özerk yönetime teslim edilmesinin hiçbir şeyi değiştirmediğini özerk yönetimin zulümde diğerlerinden geri kalmadığını gösteriyordu. Arafat'ın müsteşarı Mervan Kenfani özerk yönetimin bu zulmünü şu sözlerle açıklıyordu: "Ö-zerk yönetim bu olayla ilgili olarak güvenlik konusunda üzerine aldığı sorumluluğu eksiksiz yerine getirme kararlılığındadır."

Siyonist ablukanın devam ettiği günlerde el-Halil'li bazı gençler özerk yönetim bölgesiyle işgalcilerin kontrolünde olan kesim arasındaki ayrım çizgisine gelerek işgalci askerlerle çatışmaya girdi, askerlerin üzerine taş ve molotof kokteylleri attılar. İşgalci askerler de gençlere ateşle cevap verdiler. Ancak atılan kurşunlardan bazıları yoldan geçen Filistinli bir erkekle bir kadına isabet etti ve bu iki kişi yaralanarak hastaneye kaldırıldılar.

Öte yandan aşırı siyonist yahu-diler de şehrin siyonist yönetimin kontrolünde olan kesiminde çeşitli gösteriler düzenlediler. Gösteriye katılanlardan bazıları Müslümanların evlerini taşlayarak bazı evlerin camlarını kırdılar. Bu tür saldırılar gerçekleştiren ve Müslümanlara karşı tahrik edici sloganlar atan bu göstericilerin işgalci güvenlik güçleri tarafından sıkıca korunması dikkat çekiciydi. Siyonist güçler kendi göstericilerini böyle korurken Müslüman gençlerden yakaladıklarının hemen ellerini havaya kaldırtıyor, yüzlerini duvara doğru çevirtiyor ve üzerlerini didik didik arıyor, kimliklerini tek tek kontrol ediyorlardı.

Şehrin İsrail kontrolündeki kesiminde Müslümanlara yönelik abluka günlerce sürdü. Öyleki evlerdeki gıda maddeleri, zorunlu olarak ilaç kullananların ilaçları, bir takım sağlık merkezlerindeki ve dispanserlerdeki tıbbi malzemeler tükenmişti. Ama siyonist rejim hala insaf etmiyor, insanların dışarıya çıkıp ihtiyaçlarını tedarik etmelerine fırsat vermiyordu. Hatta üç kişi zorunlu sebeplerden dolayı dışarı çıktıklarından yasağı ihlal etmekle suçlanarak tutuklandı. Bu arada özerk yönetime ait olan ancak işgal rejiminin kontrolündeki kesimde kalan bir yardım bürosu da el-Halil Anlaşması'ndaki bazı maddeler gerekçe gösterilerek kapatıldı.

Siyonist rejimin ablukası öyle bir noktaya varmıştı ki doğum yapmak üzere olan Fedva Abdüsselam el-Adim adlı 24 yaşında bir hamile kadının hastaneye gitmesine bile izin verilmedi ve kadın yolda doğum yaptı, doğan çocuk da tıbbi murakabeden mahrum kaldığından dolayı kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. İşgal rejimi bu sonucu sadece "küçük bir hata" ya bağlamakla yetindi.

Dokuz gün süren bu abluka süresince el-Halil'in mağdur ve mazlum Müslüman halkı bin bir türlü sıkıntı yaşadı. Ama dünya kamuoyu ABD'nin insanlık dışı saldırılarıyla, Clinton'un uçkur skandalıyla, Rusya'nın ekonomik kriziyle, Yeltsin'in hükümet değişikliğiyle vs. meşgul olduğundan işgalci siyonistlerin bu vahşi uygulamalarından haberleri bile olmadı.

Siyonist İşgal Rejimi El-Halil'deki Asker Sayısını Artırdı

4 Mayıs1998 - 8 Muharrem 1419 Pazartesi

İşgal kuvvetleri genellikle bu şehirdeki Hz. İbrahim Camisi'nin etrafında yoğunlaşıyorlar. Askerler bu camiye ibadet için gelen Müslümanları sürekli aramaya tabi tutarak ciddi şekilde rahatsız ediyorlar. Özellikle geçen Cuma günü Cuma namazına gelen Müslümanların, işgal kuvvetleri tarafından son derece rencide edici ve aşağılayıcı bir tarzda aramaya tabi tutulmaları dikkat çekti. Siyonist işgal kuvvetlerinin Hz. İbrahim Camisi'ne gelen Müslüman sayısını azaltmak amacıyla bu uygulamaya başvurdukları sanılıyor. İşgal yönetimi zaten sadece kırk yaşın üstündeki Müslümanların bu camiye girmelerine izin veriyor.

r.