23 Nisan 2005 Cumartesi, Vakit gazetesi
HAMAS normalde Müslüman Kardeşler'in Filistin kanadıdır. Ancak kendine özel bir mücadele ortamı ve stratejisi içinde bulunduğundan ayrı bir konumda ve kategoride ele alınıyor. Bu sebeple ABD'nin son "diyalog" tartışmalarında da HAMAS ayrı bir başlık altında ele alındı.
Bundan önceki yazılarımızda dile getirdiğimiz yanıltma ve manipülasyon HAMAS ve Hizbullah ile ilgili diyalog tartışmaları için de geçerlidir. Bu açıdan öncelikle şunu ifade edelim ki HAMAS'ın bundan önce belediye seçimlerine katılması, önümüzdeki dönem için de parlamento seçimlerine katılma kararı alması tamamen kendi tercihidir ve bunda ABD ile diyaloga ihtiyaç duyması söz konusu olmamıştır. Öte yandan Hizbullah gerek belediye seçimlerine ve gerekse parlamento seçimlerine zaten girmektedir. Hâlen de Lübnan'daki bazı belediyeler onda olduğu gibi parlamentoda da temsilcileri mevcuttur.
Bu itibarla ABD'nin bu iki hareketi demokratik sürecin içine çekme iddiasında bulunması, bunun için kendilerine destek vereceğini söylemesi tamamen yanıltmadır ve bir önceki yazımızda dile getirdiğimiz amaçlara matuftur.
"Diyalog" ve "demokratik sürecin içine çekme" tartışmalarına paralel olarak bu iki hareketin silahlı mücadeleye son vermeleri için çalışılacağının söylenmesi yahut birinin diğerinin alternatifi olarak gösterilmesi de yanıltma amaçlıdır. Her şeyden önce bu iki hareketin hiçbiri seçimlere katılmayı, resmi siyasi mekanizmada aktif olarak yer almayı siyonist işgale karşı silahlı mücadelenin bir alternatifi olarak görmüyor. Ayrıca silahlı mücadeleleri siyasi faaliyete şiddet boyutu katma gibi bir tutumdan kaynaklanmıyor. Emperyalizmin desteğini arkalarına alan siyonistlerin gerçekleştirdikleri işgalin doğurduğu şartlardan ileri gelen zorunlu stratejik tercihtir. Dolayısıyla işgal kesin bir şekilde sona ermediği sürece bu stratejik tercihi haklı kılan sebepler de ortadan kalkmış olmayacaktır. Bu aynı zamanda demokratik sürecin silahlı mücadeleye alternatif olamaması, tamamen silahın gücüne ve şiddete dayanan işgal sürdükçe başka bir çözüm formülünün bulunmaması anlamına gelir. Çünkü işgalci senin topraklarını kirletmeye ve üzerine kurşun sıkmaya devam ettiği sürece sen ona karşı ne kadar oy atarsan at çözüm üretilmiş olmayacaktır.
ABD demokratik süreci işgale karşı verilen silahlı mücadeleye alternatif göstermekle de önemli bir yanıltma yapmaktadır. Çünkü bu yöndeki iddialarıyla dünya kamuoyuna "bunlar aslında demokratik yollarla elde edebileceklerini, silahla, zora başvurarak elde etmeye çalışıyorlar; biz de işte bu yüzden kendilerini terör örgütü olarak nitelendiriyoruz" mesajı vermeye çalışıyor. Böylece "bunlar silahın zoruyla gasp edilmiş ve hâlen de silahın zoruyla işgal altında tutulan vatan topraklarını kurtarmak için bu mücadeleyi sürdürüyorlar; yoksa hür iradeye karşı silahın gücünden yararlanma gibi bir gayeleri yok" gerçeğinin üstü örtülmüş oluyor.
Hizbullah zaten kendi ülkesinde yönetimde aktif rol alma konusunda insanların oylarına ve onaylarına başvuruyor. Bu konuda hiçbir şekilde silahın gücünü devreye sokma yoluna başvurmadı. Onun silahlı mücadelesi sadece güneydeki işgalcileri oradan çıkarma amacına yönelik oldu ve bunda başarı elde etti. Şimdi yine bölgeye yönelik tehdide karşı ve henüz kurtarılmamış Şeb'a bölgesini de kurtarma amacıyla silahlarını elinde tutuyor.
HAMAS da aynı şekilde sivil kurumlarda, öğrenci meclislerinde, belediyelerde ve son olarak da özerk yönetim parlamentosunda aktif rol almak için oya ve onaya başvurdu, başvuruyor. Buralarda asla silahın gücünü kullanma yoluna gitmedi. O silahını sadece silaha karşı devreye soktu ve bundaki amacı da vatanını işgalden kurtarma gibi son derece meşru bir amaçtı. Böyle bir amacı meşru görmeyen bir ulus en başta kendi geçmişini inkâr etmiş olur. Çünkü her ulusun geçmişinde böyle bir vatan kurtarma mücadelesi vardır.
Burada hatırlatmamız gereken bir husus da şudur: ABD, HAMAS ve Hizbullah'ı terör listesine alarak onlarla diyalog konusunda zaten kendi önünü tıkamış bulunuyor. Dolayısıyla onun bu çerçevedeki tartışması fanteziye kaçmaktadır ve zikrettiğimiz yönlendirme amaçları içindir. Yoksa doğrudan diyalog için önce onları listeden çıkarması gerekiyor. Bu iki hareket aslında dolaylı diyalogun kapılarını da açık tutuyor. Ama mücadele tarzlarını ve stratejilerini değiştirme gibi bir niyetle değil.
HAMAS sözcüsü Muhammed Nezzal, bu konudaki tavırlarını gayet net ortaya koyan açıklama yaptı. Biz bu açıklamadan bazı notları Web sitemize (www.vahdet.com.tr) koyduk.